Dunkirk (2017)

Christopher Nolan, Interstellar’la sinema dünyasında yarattığı büyük tartışmalardan 3 sene sonra bu sefer daha önce hiç denemediği bir türle, bir savaş filmiyle beyazperdeye dönüş yaptı. Amerika başta olmak üzere yurt dışında eleştirmenlerden aldığı harika yorumlar ve çok yüksek puanlar (yazının yazıldığı an itibariyle Metascore puanı 94, Rotten Tomatoes yüzdesi 92) beklentimizi bir hayli yükseltmişti. Bu ve Nolan’ın önceki filmlerinin çıtasının oldukça yüksek olması nedeniyle Dunkirk’ün Türkiye’de sinemaseverler arasında bir nebze hayal kırıklığı yarattığı söylenebilir.

Atonement’ın (Joe Wright, 2007) muazzam tek plan sahnesini hatırlayanlar veya bu sene vizyona giren Their Finest’ı (Lone Scherfig, 2016) izleyenler Dunkirk Tahliyesine biraz hakim olmuştur. Bilmeyenler için kısa özet geçeyim; Dinamo Harekatı olarak da bilinen olayda, Fransa’nın Dunkirk kıyılarında, çoğu İngiliz bir kısmı Fransız ordusundan oluşan 400000’e yakın müttefik askeri Nazi ablukası altındadır. Askeri kaynakların yeterli olmaması nedeniyle, dönemin taze başbakanı Winston Churchill’in talimatıyla yüzlerce sivil gemi, balıkçı tekneleri, gezi yatları askerlerin tahliyesi için Dunkirk’e gider ve bu sayede büyük bir kaybın önüne geçilir. Bu olay 2. Dünya Savaşı’nın kaderini de belirleyecektir. Olayın ardından Churchill’in yaptığı konuşma tarihe geçer – ki filmin tartışmalı final sahnesini de oluşturur.
MV5BMjgyNTYyNTQwM15BMl5BanBnXkFtZTgwNjE5ODE1MjI@._V1_SX1500_CR0,0,1500,999_AL_
Yönetmenin ilk savaş filmi olmasının yanında aynı zamanda gerçek olaylardan esinlenerek çektiği ilk film de olan Dunkirk bu açıdan diğer filmlerinden ayrı bir yerde dursa da, pek çok ortak noktası da mevcut. Örneğin daha önce birçok kez yaptığı gibi Nolan bu sefer de zaman algımızla oynuyor. Karada bir hafta, denizde bir gün ve havada bir saat olmak üzere farklı zaman aralıklarında ilerleyen 3 sekans paralel kurguyla başarılı bir şekilde birbirine bağlanıyor. Bu karmaşık yapı nedeniyle, Nolan, bir röportajında “çok basit hikayesine rağmen en deneysel filmim” olarak niteliyor Dunkirk’ü. Nolan’ın yetkinliğinin yanı sıra teknik ekipten özellikle iki kişinin daha adını anmak şart. Bunlardan ilki, görüntü yönetmeni Hoyte van Hoytema. Let the Right One In, Her, Spectre gibi sinematografisi güçlü filmlerin görüntü yönetmenliğini yapan Hoytema, Interstellar’dan sonra ikinci defa Nolan’la çalıştığı Dunkirk için aldığı tüm övgüleri sonuna kadar hak ediyor. İkinci önemli isim ise filmin kurgucusu Lee Smith. Nolan, kurgu oyunlarını çok seven bir yönetmen. Memento’nun çığır açıcı kurgusu, Inception ve Interstellar’daki farklı zaman katmanlarının birbirine bağlanışında olduğu gibi, burada da filmin başrolü kurgu demek yanlış olmaz. Bu nedenle Dunkirk’ün kurgusu da Batman Begins’ten (2005) beri her filminde birlikte çalıştığı 2 Oscar adaylığı olan Smith’in imzasını taşıyor

Bahsedilmesi gereken bir diğer kişi ise çağımızın en önemli bestecilerinden, Hollywood’un büyük yönetmenlerinin vazgeçilmez ismi Hans Zimmer. Saatin çıkardığı tik-tak seslerini (ki bu Christopher Nolan’ın gerçek saatiymiş!) dahi besteye dönüştüren Zimmer imzalı soundtrack çoğu kişi tarafından oldukça beğenildi. Ancak senaryo ile paralel ilerlediğinde çok daha etkili olabilecek soundtrack, senaryonun seyircinin duygularını yönlendirme konusundaki zaafını kapatmaya çalışmış gibi duruyor ve kimi zaman kulak tırmalayıcı olabiliyor.

MV5BMTk2NDg3ODQwNV5BMl5BanBnXkFtZTgwMzgyNDY4MjI@._V1_SX1500_CR0,0,1500,999_AL_
Dunkirk bir oyuncu filmi değil. Belli bir kahraman, düşman, karakter derinliği ve gelişimi olmaması, kısacası Nolan’ın hikayeyi mümkün olduğunca kişiselleştirmeden anlatmaya çalışması kadrodaki başarılı oyunculara da fazla bir hareket alanı bırakmıyor. Bununla birlikte doğal oyunculuğuyla Mark Rylance ve özellikle yüzünün yarısı hep kapalı olmasına rağmen gözleriyle oynayan Tom Hardy dikkat çekiyor. Harry Styles kendisine dair ön yargıları yıkarak ilk oyunculuk denemesinde geçer not alıyor. Kenneth Branagh ise genel olarak iyi olmasına rağmen bir iki sahnede filmin genel havasına kıyasla fazla dramatik kaçabiliyor.

Teknik Anlamda Kusursuz, Ya İçerik?
Dunkirk’ün görsel kusursuzluğu, harika işçiliği, bir mühendis titizliğiyle tasarlanmış sekansları sinema çevrelerinde çoğunlukla bir tartışma konusu bile değil. Nolan’ı sevmeyenler bile bu konuda hakkını vermekten çekinmiyor. Asıl tartışma odağı, bu kusursuz biçiminin zayıf içeriğini saklamaya yarayan bir örtü olup olmadığı. Alışıldık savaş filmi kalıplarının dışına çıkarak risk alan senaryo, büyük ölçüde aldığı riskin altından kalkarken yer yer tökezliyor Gözle görünür bir düşman, belli başlı kahramanlar, kopan uzuvlar ve kan olmadan bir savaş filmi çekilebilir mi? Daha filmin başında yazan bilgilendirme yazısında Alman ya da Nazi ordusu yerine sadece “düşman” kelimesinin kullanımı Nolan’ın kurduğu senaryo yapısı üzerine bir fikir veriyor. Filmin sonuna kadar da somut bir düşman görmüyor ve adını duymuyoruz. Bununla birlikte konu aldığı karakterlerin de derinleşmemesine özellikle dikkat edilmiş. Geçmişlerine, hayallerine, motivasyonlarına dair neredeyse hiçbir ipucu verilmiyor. Öyle ki filmden çıkarken bile 1-2 istisna hariç hiçbir karakterin ismini hatırlamıyordum. Bu bilinçli tercih ilk bakışta bir eksi gibi görünse de seyirciye bir anda savaş meydanının ortasına bırakılmış hissi veriyor ve odağın sadece “hayatta kalma mücadelesi” ekseninde kalmasını sağlıyor.
MV5BMjEzMjkyMTQzM15BMl5BanBnXkFtZTgwMzcyNDY4MjI@._V1_SX1500_CR0,0,1500,999_AL_

Bir Savaş Filminin Anti-Militarist Olması Zorunlu Mudur?
Genelde farklı türlerde çalışmayı Kubrick, Paths of Glory’den sonra Full Metal Jacket çekiyor olmasını Paths of Glory’nin savaş karşıtı bir film olarak görüldüğünü, bu sefer savaş karşıtı değil, sadece savaş filmi yapmak istediğini söyleyerek açıklar. Nolan’ın  da -teknik gövde gösterisi hariç- amacı buymuş gibi geldi bana. Objektif bir savaş filmi yapmak, savaş karşıtı bir film yapmaya göre çok daha zor ve Nolan nadiren iki alana da bassa da bu ince çizgide yürüyebiliyor. Politik açıdan tartışmalı ve farklı okumalara açık finali -Churchill’in meşhur konuşması- bana göre bir vatanseverlik, militarizm vurgusu değil, tam tersi sağ kalanların politikacılar gözünde bir insan olarak değil, yeniden savaşa yollanacak askerler olarak gördüğünün göstergesi. Bunun seyirciyi gaza getirmekten ziyade rahatsız etmesi amaçlanıyor. Bunun yanında politik olarak Dunkirk’ün hiçbir sıkıntısı yok da denemez. Özellikle Fransız medyasının haklı olarak dile getirdiği gibi Fransız ordusunun operasyondaki kritik katkılarının yok sayılması, üstüne Kenneth Branagh’nın karakteri üzerinden Fransızların kurtarılan olarak gösterilmesi filmin politik olarak büyük eksilerinden.


Ödül Sezonunda Ne Yapar?
Bunca zamandır Akademi tarafından genellikle görmezden gelinen, görüldüğü zamanda ise sadece adaylıkla yetinen Christopher Nolan’ın, Dunkirk’le yakaladığı rüzgarı iyi bir kampanyayla ödül sezonuna kadar devam ettirebilirse en iyi film, yönetmen, kurgu, sinematografi, müzik, ses kurgusu gibi birçok dalda alacağı şimdiden kesin görünen adaylıkların birkaçında ödüle de uzanması işten bile değil. Oyunculuk dallarında ise BAFTA haricinde şansı olmayacaktır.
Dunkirk belki abartıldığı gibi gelmiş geçmiş en iyi savaş filminden biri değil ama biçimiyle adını sinema tarihine yazdıracağı kesin. Bu nedenle de özellikle sinemada, mümkünse IMAX’te izlenmeyi sonuna kadar hak ediyor.
Christopher Nolan, Interstellar’la sinema dünyasında yarattığı büyük tartışmalardan 3 sene sonra bu sefer daha önce hiç denemediği bir türle, bir savaş filmiyle beyazperdeye dönüş yaptı. Amerika başta olmak üzere yurt dışında eleştirmenlerden aldığı harika yorumlar ve çok yüksek puanlar (yazının yazıldığı an itibariyle Metascore puanı 94, Rotten Tomatoes yüzdesi 92) beklentimizi bir hayli yükseltmişti. Bu …

Genel Puanlama

Senaryo - 60%
Yönetmen - 90%
Oyunculuk - 75%
Teknik - 100%
Müzik - 55%

76%

Okuyucu Oylaması İlk olun!
76

İlkyaz Altuğ Hakkında

Bir Cevap Yazın