Eyes Wide Shut / Gözleri Tamamen Kapalı (1999)

Hepimiz bir rüyada mıyız ?



Stanley Kubrick’in Eyes Wide Shut (Gözü Tamamen Kapalı) filmi, psikanalist yazar Arhur Schnitzler’in Traumnovelle (Rüya) isimli novelinden uyarlanmıştır.  Schnitzler, Freud’un ‘ikizim’ dediği, aynı zamanda doktor olan ve edebiyata iç-monolog anlatım tarzını kazandıran  modern edebiyat yazarlarındandır.  Kitap ve filmin kurgusal açıdan benzerlikleri fazladır. Fakat,  Kubrick az evvel bahsettiğimiz iç-monolog kavramını karakterlerin diyalogralarına direkt yansıtmıştır. Yani kitapta, bizler karakterlerin düşünlerini içsel metin olarak okurken, filmde bu içsel düşünceleri karakterlerin diyaloglarında direkt olarak duyuyoruz.

Film 20. Yüzyılın sonlarında burjuva  sınıfının,  sosyete doktoru Bill kimliğinin çerçevesinden yaşadıkları fantezi dünyasının cinsellik üzerinden okumlanmasıdır.  Film de toplumsal yapının en derinine saklanmış olan aile kavramının kutsallığı ile çatışan nefsi duygular olan arzu ve şehvetin sadakat sarmalında kalıp kalmamasını da gözler önüne sermektedir.  Aldatma, aldatılma, uyuşan hisler, insanın kör tarafı olan şehvetin psikanalizini yapıyoruz sekanslar boyunca. Baş karakterlerden olan Dr. William ‘Bill’ Harford’u Tom Cruise , Bill’in eşi Alice Harford’u ise Nicole Kidman canlandırmaktadır.  İki karakterde, kadın-erkek özelinde bakacak olursak karizmatik ve çekici oluşları ile filmin ahengine uyum sağlamaktadırlar.

Film açılış sekansında,  Shostakovich’in  parçası ile beraber evli çift Hardford’ların  sosyete sınıfının  partisine   katılmaya hazırlandıklarını görüyoruz.  Alice  karakteri şehveti ve arzuyu temsil ettiğini, gerek parti esnasındaki başka bir adam ile flörtleşmesinden gerekse kocası Bill ile olan konuşmalarından açıkça görebiliyoruz. Fakat asıl dikkat çekici olan ve filmin ve bilhassa Bill karakterinin bile değişimine sebep olacak şey, kendisini bir çok erkeğin arzulamasını kocasının kıskanmamasından rahatsızlık duyduğunu  başka bir düşüncesini anlatarak belli etmesidir.  Burada, karakterlerin diyaloglarından anladığımız ; filmin evliliği nasıl kutsallaştırdığıdır. Bill  sekansların birinde eşine şöyle söylüyor : ‘ Senin sadakatine olan inancım sonsuz çünkü sen benim karımsın ve çocuğumun annesisin.’ Bu sözlerden anlayabileceğimiz gibi, evliliğin, her ne dürtü olursa olsun kişileri karşı konulmaz bir sadakate bağlı kıldığıdır.

Sekansların devamında, Kubrick’in  kitaptaki monoloğu filme aktardığı yöntem ile karı ve koca birbirlerine kadın-erkek düşüncelerini sıralarken, Alice kocasına geçen tatile gittiklerinden, kendisine ilgi duyan bir subayı tatil sürecinde subay hala oradayken aklından çıkaramadığını fakat kocasının kendisine olan sevgisinden bu duruma engel olduğunu ve asla sadakatsizlik yapmadığından bahsederek kocasına iç dünyasında düşündüğü şeyi anlatıyor.. İşte bu noktada bu itiraf, karakterimiz Bill’in iç dünyasını, karısına olan saf ve tertemiz güvenini sarsıp, olur olmaz düşüncelere gark ediyor. Bilinçaltı, sürekli karısının kendisini  subayla aldatabileceğini  işaret eden fikirler ile doluyor.  Bill, evlilik, cinsellik, sadakat sorgulamasına başlıyor. Bu esnada hastası tarafından çağrılan Bill, kafasında karısının anlattıkları ile karısını aldatmaya yelteniyor fakat son anda vazgeçiyor.
eyes wide shut
Daha sonra okuldan arkadaşının piyano çaldığı mekana gidiyor ve arkadaşından gizli bir partinin olduğunu öğreniyor. Maskeli ve parolalı bir ayin olan bu partiye katılmak için kostümcü aramaya başlıyor. Ayinin olduğu köşke geliyor. Parolayı söyledikten sonra içeri giriyor ve kırmızı halılarla kaplı, herkesin simsiyah giyindiği sadece birinin siyah giyinenlerin arasında kırmızı kıyafetli birinin elinde tütsü ve asa ile müzik eşiliğinde değişik sözcükler söylediğini görüyor yuvarlak oluşturmuş siyah pelerinliler, pelerinleri indiriyor ve çırılçıplak kadınlar , salonun siyah ve kırmızı renkleri arasında maskeleri ile kalıyorlar.  Ortam, bu sekans, sinema tarihinin en unutulmaz sahnelerinde biri arasına giriyor çünkü göstergebilim açısından cinsellik, insansoyunun temel içgüdüsü olarak bu sekansta tüm cazibesi ve rahatsız ediciliği  ile sunulmuş oluyor. Ayindeki maske; o ayinde ki  kişilerin karakterlerinden ziyade birer simge yahut obje olduğunu simgeliyor. Yani sadece kadın-erkek olarak farklıdırlar. Rahatsız edici sürekli aynı tınıda olan ses, kelimeler, kırmızı pelerinli adamın sürekli tütsüyü sallaması ve asası ile yere vurdukça maskeli çıplak kadınların emre itaat ederek hareket etmeleri, insansoyunun içgüdülerine karşı koymakta aslında ne kadar aciz olduğunu göstermektedir.   Ayin esnasında, oldukça çirkin maskeli olan bir çift, aralarına yeni katılan Bill’e kafalarını eğerek selam veriryorlar. Buradan şunu çıkarmak oldukça mümkün; salondaki herkes birbirlerine nice zamandır aşinadırlar ve aralarına yeni birileri katıldığı vakit hemen fark edebiliyorlar. Ayinin ortasındaki kadınlar, salondaki erkeklerden birini seçerek sözde ayinlerine devam etmektedirler. O kadınlardan biri de Bill’i seçer ve yaptığı şeyin tehlikeli olduğunu söyleyerek onu uyarır.

Aslında kaba taslak bir benzetme yapacak olursak, kişi kendi benliğinde derinlere inmeye başladıkça kendi şeytanıyla da karşılaşır. Kendi şeytanı, yani kendi kötü tarafı yani Kafka’nın da sık sık bahsettiği gibi kendi karanlık tarafı kişiyi korkuttuğu kadar ilgisini de çeker. Bill’in kendi benlik arayışındaki insansoyunu temsil ettiğini düşünürsek kendi isteği ve arzusuyla katıldığı ayin de;  kişinin kendi içerisinde ki bataklık gibi olan karanlık tarafıdır, dürtüleri ve iç güdülerini temsil etmektedir. 
eyes wide shut2
Bill, oradan ayrılır ve evine gider. Eve gittiğinde eşi uyumaktadır ve uyandığından Alice rüyasından bahseder. Rüyası, Bill’in yaşadıkları ile hemen hemen aynıdır.  Yani Bill, aynı zamanda  Alice’in rüyasındadır da. Bu noktada filmin rüya ve psikanaliz açılımını görebilmekteyiz.  Bill, yaşadığı o geceden sonra bu durumun peşine düşer fakat bu beyhude bir çaba olur.  Evde unuttuğu maskesi sonucu eşine her şeyi anlatan Bill, sarsıldığını sandığı evliliklerinin temeli olan güvenin endişesine kapılır. Fakat, Alice’in filmin  sonunda söylediği replikler ile nasıl bir film izlemiş olduğumuzu de özetlemiş olur ;

Alice : ” Sanırım, rüya olsun gerçek olsun tüm bu yaşadıklarımızı ucuz atlattığımız için kadere minnettar olacağız.”
Bill : “Bundan kesin olarak emin misin ? “
Alice : “Sadece  bir gecenin gerçekliğinin hayatımız boyunca yaşadığımız gerçeklikten daha önemli olduğundan emin olduğum kadar emin olabilirim. “
 Bill : “Hiçbir rüya asla sadece bir rüya değildir.”
Alice : ” Önemli olan artık uyanmış olmamız.”


Filmin sonundaki bu replikler, evliliğin toparlayıcılığının ve sadakatin sağlamlığının en güzel göstergesi oluyor. Sevginin gücü mevzusu da bilhassa belirgindir tabi. Fakat asıl bu filmde güzel olan şey , Kubrick’in, bilinçaltı rüyaları ile gerçekliğin ayrımına mümkün mertebe varmamamız için çabalaması. Bu derece ayrıma varamayan seyirci her sekansta aslında kendi içerisinde de olan insan ruhunun karanlık taraflarının güçlü oluşudur. Bilinçdışına yaptığımız bu yolculuklar , karanlık tarafımızın çıkmazlığı ile de sonuçlanabilir.  
Hepimiz bir rüyada mıyız ?Stanley Kubrick’in Eyes Wide Shut (Gözü Tamamen Kapalı) filmi, psikanalist yazar Arhur Schnitzler’in Traumnovelle (Rüya) isimli novelinden uyarlanmıştır.  Schnitzler, Freud’un ‘ikizim’ dediği, aynı zamanda doktor olan ve edebiyata iç-monolog anlatım tarzını kazandıran  modern edebiyat yazarlarındandır.  Kitap ve filmin kurgusal açıdan benzerlikleri fazladır. Fakat,  Kubrick az evvel bahsettiğimiz iç-monolog kavramını karakterlerin diyalogralarına …

Genel Puanlama

Senaryo - 100%
Yönetmen - 90%
Oyunculuk - 95%
Teknik - 90%
Müzik - 90%

93%

Okuyucu Oylaması İlk olun!
93

Sedef Açıkgöz Hakkında

'Germanistik deryasında Tarkovski karakteri gibi elimde mum ile 'Işık'ın peşindeyim'

Bir Cevap Yazın