fdfdff

Nüremberg Duruşması / Judgment at Nüremberg (1961)

İkinci Dünya Savaşı sinema tarihinde konu olarak en çok işlenmiş olaylardan bir tanesidir desek haksız sayılmayız. Farklı yönetmenler, farklı senaryolarla ve tabi ki farklı bakış açılarıyla, insanlık tarihinin en büyük trajedilerinden biri olan bu olayı anlatmak istemişlerdir. Ancak bu anlatımlar zaman içinde kısırdöngüye girmiş, konu sıradanlaşmıştır. Katledilen Yahudiler, Çingeneler; katleden taraf olarak Naziler gibi. Bu anlatımlarda Naziler’in kim olduğu, Almanların bu olayların neresinde olduğu ya görmezden gelinmiş ya da geçiştirilmiştir. Ne gariptir ki Almanların gözünden bu savaşı anlatmak ihtiyacı bile duyulmamıştır. Sanki II. Dünya Savaşı sırasında Almanlar buharlaşmış yerine de Nazi denen bir millet gelmiştir. Son yıllarda Unsere Mütter, unsere Väter(2013) gibi yapımlar bu düzeni yıkmaya çalışsa da bu hareketin en büyük öncülü olarak Judgement at Nuremberg’i gösterebiliriz.

Stanley Kramer’in yönettiği, 1961 yapımı Judgement at Nuremberg, II. Dünya Savaşı sonrasında, 1949 yılında gerçekleştirilen ve Nazi subaylarının, bürokratlarının, hukukçularının yargılandığı, Nüremberg’de geçen duruşmalardan esinlenerek oluşturulmuş bir destan. Destan diyorum çünkü bu filmi 1-2 sayfalık bir yazıyla anlatmak çok zor. Hakkında yüzlerce sayfalık kitaplar yazılabilir. 3 saatlik filmin tamamı bize kendimizi sorgulatan, yargılatan diyaloglarla dolu.

Baş Yargıç Dan Haywood(Spencer Tracy), Nazi döneminde görev almış dört hakimin yargılanacağı davaya başkanlık etmek için duruşmanın olacağı Almanya’nın Nüremberg şehrine Amerika’dan gelmiştir. Şehir savaştan, insanlık gibi ağır yaralı çıkmıştır. Yıkık binalar, harap haldeki sokaklar Almanya’nın ve Almanların özetidir adeta.

Davanın başlamasıyla kendimizi zor konuşmaların arasında buluruz. Nazi hakimlerinin genç ve idealist avukatı Hans Rolfe(Maximilian Schell) devletin kanunlarını uygulamanın, korumanın suç sayılamayacağı üzerine inşa ettiği savunmasıyla sadece baş yargıcı değil filmi izleyen seyircileri de ikilemde bırakır. Mahkemeye çıkan tüm tanıkları, ortaya atılan tüm iddiaları savunması ile etkisiz kılar. Müttefiklerin kurduğu bu mahkemede sözlerini esirgemez. İnsanlık suçundan bahsedenleri atom bombası ile yüzleştirir. Nazilerin suçlu ve özürlüler için çıkardığı kısırlaştırma yasasının aynısının Amerika’da olduğunu bizlere hatırlatır. Yer yer aşırıya kaçan savunmasıyla Adolf Hitler’i andırarak herkesi korkutsa da insanlığın ikiyüzlülüğünü gösterir.page

Davaya verilen aralarda Yargıç Haywood Nüremberg sokaklarını gezmekte ve Almanları tanımaya çalışmaktadır. Kaldığı evdeki işlerden sorumlu kahya ve karısı ile Nasyonal Sosyalist rejim hakkında sohbet eder. Hitler yönetiminin nasıl olduğunu sorduğunda aldığı cevap bize çok tanıdıktır aslında. “Hitler otobanlar, yollar yaptı. Onun iyi bir şeyler yapmadığını söyleyemeyiz. Ama başka şeyler var ki… Yahudilere ve diğer milletlere neler yaptığını bilmiyoruz.” Bu söylem ülkemizde de sık sık duyduğumuz, toplumdaki bireylerin kirli bilinçaltıdır aslında. Ülkedeki her fert, seçimle devletin başına getirdiği iktidarın yaptığı eylemlerden sorumludur. Bundan kaçmak veya bunu görmezden gelmek en hafif tabiriyle korkaklıktır. Irklarından, düşüncelerinden dolayı insanların katledildiği bir ülkede yaşayan vatandaşların yaşananları görmezden gelerek sıradan hayatlarını devam ettirmeleri onların masum olduğu anlamına gelmez. Bilakis bu durum onların da iktidarla aynı oranda suçlu olduğunu gösterir.

Mahkemede yargılananlar sadece salondaki 4 kişi değil aynı zamanda tüm Almanlardır. Almanlar kadar Müttefikler de bu durumun bilincindedir. Doğu’da yükselen Sovyet tehdidine karşı sanıkların hafif cezalarla cezalandırılması için Yargıç Haywood’a Amerikan Hükümeti tarafından baskı yapılmaktadır. Düne kadar en büyük ortak düşman olan Naziler başka bir güçlü düşmanın varlığında aniden dost olabilmektedir. Devletlerin ikiyüzlülüğü, soykırımların yaşandığı bir insanlık suçunu bile yok sayabilecek vaziyettedir. Avukat Rolfe’nin güçlü savunması ve Müttefiklerin baskılarına rağmen Yargıç Haywood sanıkları suçlu bulur ve ömür boyu hapse mahkum eder. Bu kararla tüm Almanya suçlu bulunmuştur. Zulüm karşısında ses çıkarmayan insanların suça ortak oldukları ve er ya da geç cezalandırılacakları adaletin kendisidir.

Yoğun ve güçlü bir senaryoya Spencer Tracy, Burt Lancaster, Marlene Dietrich, Montgomery Clift,  Maximilian Schell ve Richard Widmark gibi efsane isimler eşlik edince ortaya böyle muazzam bir eser çıkmış. Yönetmenin duruşma sahnelerinde yer yer uyguladığı konuşmacıyı takip eden kamera ve özgün çekimler gerginliği arttırmakta. 1962 senesinde 6 dalda Oscar’a aday olan Judgement at Nuremberg, Maximilian Schell ile En İyi Erkek Oyuncu ödülüne ulaşmış ve En İyi Uyarlama Senaryo ödülünü almış.

Judgement at Nuremberg insanların kendisine itiraf etmekte zorlandığı acımasız gerçekleri, tarafsız eleştirileri ve cesaretle söyledikleri ile herkesin izlemesi gereken bir başyapıt. Bunun haricinde siyah beyaz filmleri seviyorsanız, II. Dünya Savaşı ile ilgili filmlerden hoşlanıyorsanız ve Marlene Dietrich’i görmek istiyorsanız bu filmi kaçırmayın.

İkinci Dünya Savaşı sinema tarihinde konu olarak en çok işlenmiş olaylardan bir tanesidir desek haksız sayılmayız. Farklı yönetmenler, farklı senaryolarla ve tabi ki farklı bakış açılarıyla, insanlık tarihinin en büyük trajedilerinden biri olan bu olayı anlatmak istemişlerdir. Ancak bu anlatımlar zaman içinde kısırdöngüye girmiş, konu sıradanlaşmıştır. Katledilen Yahudiler, Çingeneler; katleden taraf olarak Naziler gibi. Bu …

Genel Puanlama

Senaryo - 98%
Oyunculuk - 93%
Teknik - 77%
Yönetmen - 90%
Müzik - 85%

89%

Okuyucu Oylaması İlk olun!
89

Alper Karakullukçu Hakkında

Sıradan bir insan, iyi bir Beşiktaşlı ve tutkulu bir sinemaseverim. İnsanın, sinema yoluyla farklı yaşamları gördükçe kendini daha iyi tanıyacağına, kendini tanıyan insanın ise dünyaya evrensel barışı getireceğine inanmaktayım.

Bir Cevap Yazın