Aşıklar Şehri / La La Land (2016)

2 sene önce adını Whiplash ile duyurmuştu Damien Chazelle. Bu sene önceki işlerinde olduğu gibi merkezine müziği koyduğu bir yapım olan La La Land ile sinemaseverlerin karşısına çıktı. İlk olarak Venedik Film Festivali’nde gösterime giren film jüriler başta olmak üzere birçok kişinin beğenisini kazanmayı başardı.

Chazelle’in ilk filmi Guy and Madeline on a Park Bench’te başlayan caz sevgisini beyaz perdeye yansıtma durumu, Whiplash’de bir üst seviyeye çıkmayı başardıktan sonra bu sevgi La La Land’de filmin türünün müzikal olmasını sağlıyor.

Her filmde farklı bir müzik aletine vurgu yapan yönetmen bu sefer piyanoyu tercih ediyor. Mia ile Sebastian hayallerinin oldukça uzağında, umutlarını git gide kaybeden ve birbirini tanımayan iki genç insandır. Bu iki gencin hayallerinden uzak olmasının sebebi Mia’nın ünlü bir aktris olamayışı ve görüştüğü oyuncu ajanslarından sürekli ret cevabı almasıdır. Aynı şekilde Sebastian’ın kendi caz mekanını açmasına çok uzak oluşu başlıca sebeplerden biridir. Mia ve Sebastian bir tesadüfler sarmalının içinde sürekli birbirleriyle karşılaşmaya başlarlar. Bu tesadüfi karşılaşmalar zamanla planlı buluşmalara dönüşecektir. Birlikte keyifli ve dolu dizgin zaman geçiren ikili birbirleri sayesinde hayatlarını düzene koyup hayallerine daha sıkı sarılacaklardır.2

Kusursuz Oyuncu Seçimi ve Oyunculuk

Film yapım aşamasında iken hem kadın başrol hem de erkek başrol üzerinde çok farklı düşünülmüş. Gel gelelim Emma Stone ve Ryan Gosling isimlerinde karar kılınmış. Film sonunda Mia ve Sebastian’ı Emma Stone ve Ryan Gosling dışında başka birilerinin canlandırma ihtimalini hayal bile edemiyorum. İkisi arasındaki kusursuz uyumun filmin havasına çok şey kattığı kanaatindeyim. Ayrıca Whiplash’deki rolüyle en iyi yardımcı erkek Oscar’ı alan J. K. Simmons yine bir otoriteyi temsil ediyor. Geri kalan oyuncular ise ekranda Mia ve Sebastian ikilisine destek olmak için oradalar.

Elde edilen popülarite gerçek idealleri yolundan saptırır mı?

Filmin başından itibaren harika zaman geçiren ve saf aşkı yaşayan ikili en sancılı dönemlerini Sebastian’ın caz piyanisti olarak bir gruba girmesiyle yaşıyorlar. Mia tahmin edilenin aksine bu kararı sonuna kadar destekliyor. Çünkü Sebastian’ın esas idealini gerçekleştirmesi için paraya ihtiyacı olduğunun farkındadır. Gruba girmesi Sebastian üzerinde farklı bir etki yaratacaktır. Etrafında oluşan popülarite Sebastian’ı tutkunu olduğu gerçek cazdan uzaklaştırır. Kendi içinde kimlik karmaşası yaşayan Sebastian, hayalini gerçekleştirme düşüncesi aklından uzaklaşır. Onun hayallerinden uzaklaşması Mia’nın da ondan uzaklaşmasına sebep olur. Ayrıca La La Land ister istemez bize aşkın kariyer yapmaya engel olup olmadığı sorusuyla da yüzleştiriyor. Filmin bir cevabı var ama verdiği cevap insanın içinde bir yumru bırakıyor.3

Chazelle’in caz aşkı

Tam bir caz aşığı olan Damien Chazelle bana sorarsanız çektiği filmleri cazı daha fazla sevdirmek ve hayatta tutmak için yapıyor. Cazın sönüp gidiyor oluşundan kederli. Damien Chazelle’in fikirleri filmde Sebastian tarafından dillendiriliyor. Sebastian Mia’ya cazın ölüyor olduğunu söylüyor ve ekliyor: “Ben olduğum sürece bu gerçekleşmeyecek.” Sanki bu sözler Chazelle’in caz için feryadını, çabasını ifade ediyor.

Baştan sona La La Land, yarattığı müziğine aşkı ortak eden bir film. İkilinin birlikte geçirdiği sürede yaşadıklarından her bir seyirci kendine ait olabilecek güzel bir ayrıntı çıkarabilir. Belki de film boyunca insanın içine umut doldurması ve umudu söküp yerine insanı mutsuz eden bir yumru bırakmış hissi vermesi bu yüzdendir.

La La Land harika müziklere sahip olan bir yapım. Bu müziklerin sahibi ise Chazelle’in diğer filmlerinin de müziklerini yapan Justin Hurwitz. Hurwitz aynı zamanda yönetmenin üniversiteden arkadaşı. Üniversite yıllarında bu filmi planlamalarına rağmen müzikal türde yazılan bu filme yapımcılar çekilmesi konusunda soğuk bir tavır takınmış ve proje ertelenmek durumunda kalmış. Senaryosunun klasik bir romantik film senaryosunu andırmasına rağmen üstünde yapılan montajlar sayesinde bu düşünceyi hasıraltı ediyoruz. Whiplash ile beraber harika bir rüzgar yakalayan Chazelle bu rüzgarı La La Land ile fırtınaya çevirmeyi başarıyor. Bu fırtınanın La La Land’e Oscar için büyük şans doğuracağına inanıyorum. Zaten geçtiğimiz haftalarda açıklanan Altın Küre adaylıklarında kendine 7 dalda yer edindi. Film bu umutsuz günlerde güzel şeylere özellikle sinemaya inanmamızı ve tekrar aşık olmamızı sağlıyor. Hala izlemeyen varsa en yakın zamanda kendini bir sinema salonuna atsın. İyi seyirler.
2 sene önce adını Whiplash ile duyurmuştu Damien Chazelle. Bu sene önceki işlerinde olduğu gibi merkezine müziği koyduğu bir yapım olan La La Land ile sinemaseverlerin karşısına çıktı. İlk olarak Venedik Film Festivali’nde gösterime giren film jüriler başta olmak üzere birçok kişinin beğenisini kazanmayı başardı.Chazelle’in ilk filmi Guy and Madeline on a Park Bench’te başlayan …

Genel Puanlama

Senaryo - 80%
Yönetmen - 88%
Oyunculuk - 84%
Teknik - 87%
Müzik - 91%

86%

Okuyucu Oylaması İlk olun!
86

Hürrem Celil Erdoğan Hakkında

Denizli’de doğup büyüdükten sonra üniversite okumak için aynı zamanda şu anda yaşadığım şehir olan İzmir’e geldim. Ege Üniversitesi Matematik Bölümünü stresli uzun bir yolculuktan sonra bitirdim. Sinemaya olan ilgim ise, sinemanın dertleri unutturan tarafını keşfetmekle oldu ve ben de bu sayede sinemanın büyülü dünyasına kapılanlar tarafına geçtim. Bu büyülü dünyayı somutlaştırmak içinse birdunyafilm.co’yu kurdum.

Bir Cevap Yazın