Magnolia-1999-Wallpaper-5-750x400

Magnolia (1999)

Paul Thomas Anderson günümüzün en başarılı yönetmenlerinden. Henüz 46 yaşında olmasına rağmen There Will Be Blood başta olmak üzere kariyerinde birden fazla başyapıt denebilecek film sığdırdı. Henüz 29 yaşındayken çektiği Magnolia da bunlardan biri. Magnolia 24 saatte geçen bir kesişen hayatlar öyküsü. Pişmanlıklar, sevgi arayışları, günahlar ve kefaretler ama en çok da tesadüflerle ilgili. Bir de sorunlu babalar; tacizci, mükemmeliyetçi, aldatan, terk eden babalarla.

Gelelim şu meşhur 8 ve 2 hikayesine. Filmi izlememiş olanlardan bile filmdeki 8 ve 2 sayılarının önemini duyan vardır. Onlarca sahnede bu sayılara referanslar yakalamanın yanında bazen de direk Exodus 8:2 yazan pankartlar, tabelalar görürüz. Bu İncil’deki pasajlardan biridir. İnanışa göre Musa’nın kavmine zulmeden firavunun halkını Tanrı kurbağa yağmuruyla cezalandırır. Peki firavunun günahları yüzünden halkın cezalandırılması adil midir? Belki de ilahi adalet dediğimiz şey en başından o kadar adil değildir ve bazen babaların günahlarının bedelini çocuklar çeker. Hristiyan inanışına göre İsa’nın çektiği acılar da insanların günahlarının bedelidir, yani İsa’nın babasının yarattıklarının, kaderini belirlediklerinin kefaretini İsa öder. Filmin bir sahnesinde de Macy’nin karakteri Donnie Venedik Taciri’nden alıntılar: “Babaların günahları çocukların üstüne kalır.” Tüm bunlara baktığımıza Anderson diğer hiçbir filminde olmadığı kadar belli eder aslında filmin ne hakkında olduğunu, sanki doğru mesajın doğru yerlere gittiğine emin olmak ister gibidir.
MV5BMjEzMzg1OTYzMF5BMl5BanBnXkFtZTgwMDc4NDMwMjE@._V1_SY1000_CR0,0,1514,1000_AL_
Yazının buradan sonrası spoiler içerebilir. Filmi henüz izlemeyenler için önerilmez.
Fakat Anderson, filmin sonlarına doğru olan müthiş zirve sahnesini, yani kurbağa yağmurunu yazarken İncil’deki hikayeden bihabermiş bizzat kendi söylediğine göre. Öğrendikten sonra filmin çeşitli yerlerine 8 ve 2 rakamlarını yerleştirmeye başlamış. Dolayısıyla filmin konusu ve firavun hikayesinin arasındaki bağlantı ironik bir tesadüf de olabilir, filmin başındaki tesadüflerle örülü hikayeleri izledikten sonra olmayacak şey de değil hani.

Filmde gözle gördüğümüz 3 baba var. Frank’in babası Earl Patridge, televizyon programı sunucusu Jimmy Gator ve bu yarışmanın küçük katılımcılarından Stanley’nin babası Rick. Birinci baba kanserli karısını aldatan ve 14 yaşındaki oğluyla birlikte terk eden bir baba ve Frank’in geldiği misojinist noktanın temelini de zaten bu baba oluşturur. Rick, küçük ve dahi oğlu Stanley’yi üstünden para kazanılacak bir kaynak olarak görür ve bu yüzden ona çok yüklenir. Filmin sonlarına doğru suçunu tam olarak anlayamasak da sezdiğimiz Jimmy Gator ise kendi kızını küçükken taciz etmiştir. Bu gördüklerimizin yanında bir de görmediklerimiz var. Örneğin Donnie Smith’in ailesini hiç görmesek de onun parasına el koyduklarını biliyoruz.

Magnolia’nın en önemli özelliklerinden biri bir yandan kendini çabuk ele veren bir film gibi gözükmesine rağmen bir yandan da şifrelerle dolu olması. Filmi birden çok kez izledikçe daha önce fark etmediğiniz detaylarla karşılaşmak seyir zevkini de her seferinde katlıyor. Aynı zamanda Anderson’un en duygusal filmi dersek de yanılmış olmayız herhalde. Hüngür hüngür ağlatmasa da -ki duygusal bir insansanız onu da yapabilir- boğazda yutulması çok zor bir düğüm bırakıyor ama seyirciye karşı tamamen acımasız da değil. Kurbağa yağışı sahnesinden itibaren seyirciyi az da olsa nefes alacak alan bırakıyor.MV5BMTg4NzYyNTgzNF5BMl5BanBnXkFtZTgwNzY4NDMwMjE@._V1_

Oyunculuklara gelecek olursak, filmde sırıtan tek bir oyuncu yok denebilir. Anderson’un öncesinde veya sonrasında çalıştığı Julianne Moore’dan Philip Seymour Hoffman’a, William H. Macy’den Philip Baker Hall’a uzanan yıldızlar geçidinde özellikle biri için ayrı bir parantez açılması gerektiğini düşünüyorum: sonradan öğrendiğimiz çocukluk travmaları sonucu kadın düşmanı ve erkeklere kadın tavlama dersleri veren Tom Cruise. Cruise’un oyunculuğunu genelde çok kontrollü ve planlı bulurum fakat Frank Mackey rolünde adeta zincirlerinden boşanmış gibi, bu da Magnolia’yı, aynı yıl Eyes Wide Shut’ta da yine kariyerinin en büyük rollerinden birini canlandıran Cruise’un kariyerinin zirvelerinden biri yapıyor. John C. Reilly de dramda da komedide olduğu kadar başarılı olduğunun bir kez daha gösteriyor. Değinilmesi gereken bir diğer önemli nokta ise müzik kullanımı. Akademi ödüllerine de aday olan şarkısı başta olmak üzere film müzikleri duygusal açıdan sanki bir yardımcı oyuncu rolü görüyor.

İzledikten sonra etkisinden kolayca çıkılamayan Magnolia, derdini çok iyi anlatmakla beraber bunu yaparken didaktik olma hatasına kaymamayı da başarıyor. Gerçek hayat kurgudan daha tuhaftır derler. Belki de Magnolia etkileyiciliğini tam olarak “filmde olsa inanmazsın” denilecek olayları olağanca gerçekliğiyle aktarmasından alıyor. Filmin sonlarına doğru Stanley “Böyle şeyler olur” der ve Claudia’nın evinde yakın planda bir saniye kadar “Ama bu oldu” yazısını okuruz. Evet, böyle şeyler olur ve oldu, babalarının günahlarını bazen çocuklar çeker ve bazen de gökten kurbağa yağabilir!
Paul Thomas Anderson günümüzün en başarılı yönetmenlerinden. Henüz 46 yaşında olmasına rağmen There Will Be Blood başta olmak üzere kariyerinde birden fazla başyapıt denebilecek film sığdırdı. Henüz 29 yaşındayken çektiği Magnolia da bunlardan biri. Magnolia 24 saatte geçen bir kesişen hayatlar öyküsü. Pişmanlıklar, sevgi arayışları, günahlar ve kefaretler ama en çok da tesadüflerle ilgili. Bir …

Genel Puanlama

Senaryo - 100%
Yönetmen - 100%
Oyunculuk - 100%
Teknik - 100%
Müzik - 100%

100%

Okuyucu Oylaması İlk olun!
100

İlkyaz Altuğ Hakkında

1994 yılında Ankara'da doğup büyüdüm. Bilkent'te Endüstri Mühendisliği okumama rağmen asıl tutkumun sosyal bilimler ve sanat olduğunu fark ettim, en çok da sinema. Godard'a göre 'sinema saniyede 24 defa gerçektir' gerçeğin peşine düşmek için daha iyi bir yol bulamadım ben de. Okuyarak, fotoğraf çekerek ve film izleyerek cevaplar aramaya devam ediyorum ve edeceğim.

Bir Cevap Yazın