Masumiyet (1997)

Bana insanın hep akli bir varlık olduğu öğretildi. Ama bundan da hep kuşku duydum. Çünkü aşk var hayatta, özveri var, feragat var, acı çekmek var, kısacası nedensizlik var ve bunların da en iyi ifadesi akıldışılıktır. Bu sözler, Beşiktaş’ın taraftar grubu Çarşı’nın anlatıldığı Asi Ruh(2008) belgeselinde söz alan Zeki Demirkubuz’a ait. Ünlü yönetmenin ve Türk Sinemasının en önemli filmlerinden bir olan Masumiyet(1997)’i bu sözlerle özetlemek mümkün.

1997 yılında gösterime giren Masumiyet, Zeki Demirkubuz’un C Blok(1994)’ tan sonra çektiği ikinci uzun metrajlı film. Filmin başrollerini Haluk Bilginer, Güven Kıraç ve Derya Alabora paylaşıyor. Hapisten yeni çıkan Yusuf(Güven Kıraç)’un, hayat kadını olan Uğur(Derya Alabora) ve onun aşığı, aynı zamanda pezevengi de olan Bekir(Haluk Bilginer) ile kesişen yolları bizlere zorlu ve acımasız bir gerçeklikle kaplı bir hikayenin kapılarını açıyor.

10 yıl hapiste kaldıktan sonra tahliye vakti gelen Yusuf dışarı çıkmak istememektedir. Sivilde hiç arkadaşı kalmayan, tek akrabası İzmir’deki ablası olan Yusuf zor da olsa ikna olur ve hapishanedeki arkadaşı Orhan’ın babasının İstanbul’da işlettiği kahvede çalışmaya gitmeden önce İzmir’e, dilsiz ablasının yanına gider. Burada istediği huzuru bulamaz. Eniştesi ablasını dövmektedir, bu yüzden Yusuf arka sokaklarda kalan köhne bir otelin yolunu tutar. Otelde Bekir, Uğur ve Uğur’un dilsiz kızı Çilem ile tanışması Yusuf’un hayatını da tamamen değiştirecektir.

Yönetmen filmde karakterlerin geçmişlerini tek tek işlemek ve sahnelemek yerine onların ağzından kendi hikayelerini anlattırıyor. Türk Sinema Tarihi’nin belki de en güzel sahnelerinden bir olan Bekir’in tiradıyla Uğur ve Bekir’in geçmişini öğreniyoruz. Aynı mahallede büyüyen bu ikiliden Bekir Uğur’a, Uğur mahallenin gençlerinden Zagor’a, Zagor ise suça aşıktır. Bu aşk yüzünden Zagor hayatını işkencelerle hapishanelerde geçirir. Uğur ise yaşadığı toplumda belki de en sert ahlaki hakaret sıfatı olan “orospu”ya aldırış etmeden bu işi yaparak hayatını Zagor’un peşinde koşarak geçirir. Bekir ise ailesini, maddi imkanlarını, karısını ve tüm hayatını bırakıp, başkasına aşık bir “orospu”nun peşinde kendini yollarda bulur. Üç karakterin hayatını açıklayacak tek açıklama yolu “akıldışılıktır”. Determinist ve pozitivist bakış açılarıyla insan gibi kaotik bir yaratığı tanımlamaya çalışmak insanlığın belki de düştüğü en büyük hatadır. Kendisine çizilen yolu, gösterilen doğruları kabul etmeyen insanlar insanlık tarihinden beri hep varolmuş ve hep varolacaktır. İnsanları ve hayatlarını, egemen paradigmanın bize öğrettiği hayat görüşüyle yargılamak yerine empati ile anlamak ve hoşgörü ile karşılamak tek çıkar yoldur.Masumiyet-1997-3

Hikayenin bu kısmında Yusuf’a geçiş yapmak zorundayız. Bekir ile konuşması sırasında onun da ablasını yakın bir arkadaşı ile birlikte olurken yakaladığını, bunun üzerine arkadaşını öldürüp, ablasını da dilinden vurarak dilsiz bıraktığını öğreniyoruz. İnsan yaşamının öngörülemezliği ve arzularının sonsuzluğu yapay ahlaki kurallar ile kısıtlanmaya çalışılsa bile bu mümkün olmamakta ve insanlık sınırları daima aşmaktadır. Empati ve hoşgörüsünü, bu ahlaki kuralların yarattığı ağır vicdan azabı ve toplum normlarına uymamanın dayanılmaz korkusu altında kaybeden Yusuf katil olmuş ve 10 yıl sonra hapisten çıktıktan sonra ablasının dayak yemesine tek kelime bile etmemiştir. Aynı Yusuf, Bekir’in tiradıyla birlikte hayatta her şeyin olabileceğini ve her hayata ayrı ayrı saygı duyulması gerektiğini idrak etmiş ve ablasının dizlerine kapanarak ağlamıştır. Bu ağlama Yusuf’un ablasında karşı özrü ve masumiyetidir.

Demirkubuz’u diğer Türk yönetmelerden ayıran en büyük özelliği aynı toplumda yaşadığı insanları daha iyi tanıyabilmesi diyebilirim. Bunun en güzel örneği filmlerinde kullandığı dil. Masumiyet’te sıkça kullanılan küfürler günlük yaşantımızda da sık sık duyduğumuz kelimeler. Bekir’in çektiği acıyı tarif etmek için kullandığı “tornavida yemiş gibi” tabiri ise yönetmenin halkın içinden çıktığının en iyi emarelerinden bir tanesi. Ayrıca yazdığı sağlam diyaloglar, tiradlar bağımsız filmleri sevmeyenlerin bile ilgisini çekebilecek kadar kaliteli ve bizden.

Oyunculuklar ayrı bir paragrafı ve tüm övgüleri hak ediyor. Haluk Bilginer, Derya Alabora ve Güven Kıraç’ın efsane oyunculukları filmi özel kılıyor. Bekir’in tiradı, Bekir ve Uğur’un kavga sahnesi, Yusuf ve Uğur’un tartışması ayrı ayrı unutulmaz sahneler. Bekir ve Uğur’un esrar içtikleri sahneler bile filmdeki oyunculuk seviyesinin ne kadar yüksek olduğunun bir göstergesi.

Masumiyet çekildiği dönemin film-noir’i sayılabilecek, eşsiz diyalogları, güçlü oyunculukları ve hastalıklı denebilecek kadar takıntılı karakterleri ile bağımsız film seven herkesin izlemesi gereken çok önemli bir eser. Bekir ve Uğur’un geçmişinin anlatıldığı Kader(2006) filmi ile bağlantılı güzel bir ikileme. Şimdiden herkese iyi seyirler.

“Bana insanın hep akli bir varlık olduğu öğretildi. Ama bundan da hep kuşku duydum. Çünkü aşk var hayatta, özveri var, feragat var, acı çekmek var, kısacası nedensizlik var ve bunların da en iyi ifadesi akıldışılıktır.” Bu sözler, Beşiktaş’ın taraftar grubu Çarşı’nın anlatıldığı Asi Ruh(2008) belgeselinde söz alan Zeki Demirkubuz’a ait. Ünlü yönetmenin ve Türk Sinemasının …

Genel Puanlama

Senaryo - 89%
Yönetmen - 88%
Oyunculuk - 95%
Teknik - 61%
Müzik - 70%

81%

Okuyucu Oylaması İlk olun!
81

Alper Karakullukçu Hakkında

Sıradan bir insan, iyi bir Beşiktaşlı ve tutkulu bir sinemaseverim. İnsanın, sinema yoluyla farklı yaşamları gördükçe kendini daha iyi tanıyacağına, kendini tanıyan insanın ise dünyaya evrensel barışı getireceğine inanmaktayım.

Bir Cevap Yazın