mother! (2017)

Sürekli bir anlam, varoluş arayışı içerisinde olan yönetmen Darren Aronofsky, bu konuda ilk denemesini Pi ile yaptı. Pi’deki yöntemi bana sorarsanız, en riskli ve seyirci tarafından en anlaşılmaz olanıydı. Sonra 2010 yılında The Fountain ile farklı bir yöntemle bu arayışı sürdürdü. The Fountain’in beğenmeyeni, beğeneni kadar çoktur. Her kesime ulaşamadı. Sonra ‘çocukluk hayalim’ dediği Noah ise Nuh Tufanı’nı konu aldı. En yüksek bütçeli yapımıydı. Yönetmeni sevenlerininse en fazla hayal kırıklığı olanı Noah’dı. Harika bir filmografiye sahip Aronosfky’e haliyle yakışmıyordu. Bunlardan başka Requiem for a Dream, Wrestler ve Black Swan gibi kültleşmiş yapımlara da sahip bir yönetmenden bahsediyoruz. Son filmiyle bana göre kötü bir izlenim bıraksa da söz konusu Aronosfky olunca vizyona girecek her filmini merakla bekliyoruz.

İlk olarak Venedik Film Festivali’nde gösterime giren Mother!, izleyenleri ikiye böldü. Açıkcası benim gördüğüm kadarıyla ilk defa bir film sinema seyircisini bu kadar aşırı kutuplaşmasına sebep oldu. Seven çok sevdi, sevmeyen ise abartacak olursak nefret etti. Sinema tarihinde başka bir örneği var mı bilmiyorum. Aronofsky bu sefer Noah’da ve The Fountain’de olduğu gibi insanlığın tarihsel sürecindeki mistik konuları indirgeyip dar bir alanda sıkışıp kalmak istememiş. Daha derin ve daha bilindik sulara açılmayı tercih etmiş. Filmdeki en büyük kusuru da bu yüzden işliyor yönetmen. Tam olarak derin suların hakkını ilk yarıda veremiyor. Yazının ileriki kısımlarında bu konuyu daha çok irdeleyeceğiz.


Film başlangıcını filmin tamamının da geçtiği evde açıyor. Evin sahipleri olan bir çift kadraja giriyor. Yönetmen Aronofsky olayı kişilere indirgememek ve durumu özelleştirmemek için filmdeki karakterlerin hiç birine isim koymayı tercih etmemiş. Çifti Jennifer Lawrence (anne) ve Javier Bardem (adam) canlandırıyor. Bardem’in canlandırdığı karakter öncelerde sevilen kitapların altına imzasını atmış, başarılı bir yazar olarak karşımıza çıkıyor. Fakat üretkenliği eskisi gibi değil. Bir şey üretemediği için yazma arzusunu kaybetmenin eşiğine gelmiş biri. Jennifer Lawrence’ın canlandırdığı anne karakteri ise “yuvayı dişi kuş yapar” tabiriyle birebir örtüşüyor. Evin içini baştan sona düzene koyuyor, inşa ediyor. Kocasını tekrar yazabilsin diye ona hiçbir işi dokundurtmuyor. Kafasını sadece kitabına vermesini istiyor. Daha sonra eve ansızın bir misafir geliyor. Anlam yükleyemediğiniz şekilde davetkar olan erkek davetsiz gelen misafire oldukça cömert davranıp evin 3.sü olabileceğini söylüyor. Kadın ise bu ani ve düşülmeden alınan kararı sorguluyor. Daha sonrasında davetsiz misafirin eşi aralarına katılıyor, daha sonra da çocukları geliyor. Bir anda evi sahiplenen misafirler rahat bir şekilde evde dolaşıp, evin bütün kurallarını yıkıp kendi kurallarını koyuyorlar. İş çığırından çıkıp, kontrol edilemez bir hâl alıyor. Filmin ilk yarısı sinir edici bir durumla karşılaşıyor seyirci, ister istemez bu sekanslar sizi germeyi başarıyor. Zamanla bütün olan bitenin insanlığının tarihsel sürecinin bir piyesi olduğunu anlıyorsunuz. Çünkü Dünya’nın yaratılışı, Adem ile Havva’nın varoluşu, yasak elmanın yenmesi ve Habil ile Kabil’in arasında geçen kardeş katli gibi insanlık tarihinin mitsel sürecindeki bütün dönüm noktaları ilk yarıda alelacele işlenip, seyircilerinin gözüne sokuluyor. Buna ek olarak Pfeiffer’in Havva’nın evdeki izdüşümü canlandırdığı karakterler dışındaki oyunculuklar çok yavan kalıyor. Bu da basit durup bütün olup bitenin bir piyes gibi durmasına sebep oluyor. Bu yüzden Mother!’ı sadece ilk yarısıyla değerlendirirsek kesinlikle beklentimizi karşılamıyor.


Filmin ikinci yarısında ise erkek ne zamandır tıkandığı eserini bir ilham sonucu tamamlıyor. Eseri insanlar tarafından çok beğeniliyor ve hayranları ona karşı sevgisini göstermek için evlerine geliyorlar. Bir anda ev hınca hınç doluyor. O kadar insanın olduğu yerde her şey çığırından çıkıyor ve sinema tarihinin en unutulmayacak sekanslarından birine tanık oluyoruz. Yaklaşık yarım saat sürüyor ama gözlerinizi kırpamıyorsunuz. Donup kalıyorsunuz. Sahneler kusursuz, sahneler arası geçişler kusursuz, Lawrence kusursuz, Aronosfky’nin işçiliği kusursuz. İnsanlığın sosyal gelişimini yönetmen bir evin içinde mükemmel işliyor. İlk yarıdaki mitsel ögeler ikinci yarıda da yer alıyor. Ama filmin ikinci yarısındaki kaos ve insanlık tarihinin sıkıştırılmış versiyonuyla harmanlanınca mitsel ögelerin sunuluşu göze batmıyor.

Mother! için Aronosfky’nin Tanrı’ya karşı olan eleştirisi, yakarışı demek doğru olmaz. Aronofsky, filmde Tanrı’nın kendi gözündeki ve bilincindeki yansımasının tasvirini yapıyor. Tanrı ona göre kibirli, açgözlü en önemlisi ise bencil olarak niteleniyor. Yarattıklarından ne olursa olsun vazgeçmiyor. Çünkü kendisine olan ilginin daha fazlasını istiyor. Aynı zamanda Tanrı cömert ve güler yüzlü olarak tasvir ediliyor. Kim ne düşünür bilmiyorum. Ortada bir eleştiri durumu var ise bu insanlığa olan bir eleştiri olabilir. Aronofsky, insan hep buydu demeye getiriyor lafı. Evet hep buydu! Bundan da daha kötüsü, daha acımasızı olamazdı da büyük ihtimalle. İnsanlığımızdan nefret ediyoruz. Anne’nin filmin başlangıcında ‘Bu evi cennet yapacağım’ söylevi insan evladı eve ayak basınca tepetaklak oluyor.Anne’nin cenneti bir anda kendi cehennemine evrilmeye başlıyor. İnsanın insanı kıydığı noktada ise dünya çürümeye yüz tutuyor.


Filmin bence şahlanmasına sebep olan kısmı; insanların eve gelmesinden sonra oluyor. Tanrı siluetindeki adamın tavrı, insanlığın ona karşı olan tepkisi ve bunların sunuluşu filmi kıymetlendiriyor. İnsanlar başından beri tapındıkları Tanrı’yı kaos ortamı oluşunca görmezden geliyorlar. Daha doğrusu Tanrı’dan uzaklaşıyorlar. Filmdeki bunun gibi insanlığın sosyal gelişim süreci bana göre daha cezbedici, daha derinlikli.

Mother!, ilk yarısının altında ezilmeye çok yakınken ikinci yarıdaki her şey filmin kendini belli etmesine sebep oluyor. En büyük eksisi ise oynamak için kendine geniş alan seçen Aronofsky’nin istese de o alanda derine inemeyişi, hatta bazı zamanlarda sığ sularda bile boğulacak hissi vermesi olduğunu düşünüyorum. Genel olarak Mother! kusursuz bir çok noktası olmasına rağmen tamamen kusursuz bir film değil, fakat izlerken ve daha sonra demlendikten sonra hissettirdikleri için bile çok saygı duyulacak, değeri daha iyi anlanacak bir yapım. Mother!’ı izlemediyseniz, hala sinema salonlarında, sinemada izlemekte fayda var. İyi seyirler.
Sürekli bir anlam, varoluş arayışı içerisinde olan yönetmen Darren Aronofsky, bu konuda ilk denemesini Pi ile yaptı. Pi’deki yöntemi bana sorarsanız, en riskli ve seyirci tarafından en anlaşılmaz olanıydı. Sonra 2010 yılında The Fountain ile farklı bir yöntemle bu arayışı sürdürdü. The Fountain’in beğenmeyeni, beğeneni kadar çoktur. Her kesime ulaşamadı. Sonra ‘çocukluk hayalim’ dediği Noah …

Genel Puanlama

Puan - 87%

87%

Özet İlk yarısı mistik ögeleri gözünüze soka soka işliyor. Bu da filmin yapay durmasına sebep oluyor. Oyunculuklar Pfeiffer harici vasat. Fakat ikinci yarı tam bir şölen, çılgınlık. İnsanlığın sosyal gelişimini kusursuz sahnelerle işliyor. 2. yarı ilk yarıyı topluyor.

Okuyucu Oylaması İlk olun!
87

Hürrem Celil Erdoğan Hakkında

Denizli’de doğup büyüdükten sonra üniversite okumak için aynı zamanda şu anda yaşadığım şehir olan İzmir’e geldim. Ege Üniversitesi Matematik Bölümünü stresli uzun bir yolculuktan sonra bitirdim. Sinemaya olan ilgim ise, sinemanın dertleri unutturan tarafını keşfetmekle oldu ve ben de bu sayede sinemanın büyülü dünyasına kapılanlar tarafına geçtim. Bu büyülü dünyayı somutlaştırmak içinse birdunyafilm.co’yu kurdum.

Bir Cevap Yazın