neruda3

Neruda(2016): Şairin Romanı

2016 senesinde iki filmi birden gösterime giren Şilili yönetmen Pablo Larraín, sinema seyircisi tarafından gün geçtikçe daha çok tanınan ve sevilen bir yönetmen hâline geldi. Bu durumun oluşmasında 2012 yapımı No filminin etkisi büyük. Özellikle ülkemizde, her siyasi karışıklıkta veya oylama döneminde akıllara gelen ve sık sık referans olarak gösterilen bu film, Larraín’in sinema yönetmeni olmadan evvel reklam filmleri yönetmesi açısından da önemli ve anlamlıydı.

Neruda ismini verdiği son filminde ise yönetmen, Nobel ödüllü şair Pablo Neruda hakkında bir biyografi anlatacak gibi duruyor. Film de esasında bu eksende başlıyor. Senatörlerin, başkanların, önemli siyasi isimlerin dolandığı görkemli bir tuvalette başlayan film Neruda’yı özgüveni yüksek bir kişilik olarak tanıtıyor. Fakat devreye Neruda tarafından yaratılan kurgu karakter Óscar Peluchonneau’nun girmesiyle film bambaşka boyutlara doğru yol alıyor. Anlatımın Óscar isimli polis dedektifine devredilmesi ile beraber şair ve komünist Neruda hakkında uç yorumlar ve fikirler arasında geziniyoruz.
neruda2
Kurgunun ana eksene oturduğu, sakin bir şekilde akan estetize edilmiş bu kovalamacada Larraín, alışılagelmiş biyografilerin tersine, esas karakteri idealize etmek yerine tam da tarihsel olmayan bir gerçekçilik ile dedikodular üzerinden anlatısını kuruyor ve bütün olası Neruda’ları göstermeyi tercih ediyor. Salon şairi centilmen Neruda, kadın düşkünü ahlak yoksunu Neruda, alt sınıflarla pejmürde meyhanelerde gizli gizli takılıp şiirlerini okuyan romantik Neruda, eşiyle anlaşamayan romantik olmayan Neruda, komünist olmaktan çok komünist görünmeye hevesli gösterişçi Neruda, halkın kurtuluşu için savaşan devrimci Neruda. Bunların hangisi gerçek Neruda?

Neruda, biyografi, polisiye, politik gerilim gibi janrlar arasında gezinirken hiçbiri olmayı başarabilen ilginç bir film. Bir şairin filmini yapmak veya şiirlerle sinema yapmak zordur, her yiğidin harcı değildir. Yönetmen, bu riske hiç girmiyor ve sinema anlatısına daha yakın olan romandan destek alıyor. Neruda, bir roman yazıyor, yazdığı romanda kendisini yan karakter olarak ele alırken başrolü başkasına veriyor. Bu takipleşmenin sonucunda kendi şiirine değil, sinemanın şiirine varıyor. Postmodern anlatının sık kullanılan oyunlarından üstkurmaca kullanılarak en sonunda kimin kimin yarattığı belirsiz bir noktada Borges estetiğine ulaşılıyor.neruda1

Teknik olarak sinemayı çok iyi bilen yönetmen Pablo Larraín, gittikçe daha iyi filmlerle karşımıza çıksa da henüz sinemasının ve olgunluğunun zirvesine ulaşmamış görünüyor ve henüz bir başyapıta sahip değil. Mesela filmin zirve noktası sayılabilecek bir sahne mevcut; trans bireyin şarkı söylerken Neruda’nın sürpriz bir şekilde ortaya çıkıp şarkıya eşlik etmesi ve ardından kendi şiirini okuması. Bu sahneden sonra polisle yapılan sorguda bu deneyimin anlatılması sahnenin gücünü ister istemez düşürüyor. Sonuçta sinema anlatma değil, gösterme sanatıdır.

Epilogda ise farklı bir hataya düşülüyor. Film çok iyi bir tercihle, ısrarla ve inatla yavaş akarken, geldiği en soğuk noktada Oscar karların ortasında düştüğünde bitme şansı varken, Oscar’ı tekrar dirilterek kafaları karıştırıyor veya bir yüzleşmeye gidiyor.

İster istemez akıllara Neruda’nın “Onun yanında biz şair bile olamayız” diye bahsettiği Nazım Hikmet Ran geliyor. Benzer bir hikâyeye sahip Nazım Hikmet hakkında bu tarz bir filmi yönetebilecek cesarette bir yönetmen var mıdır acaba ülkemizde?
2016 senesinde iki filmi birden gösterime giren Şilili yönetmen Pablo Larraín, sinema seyircisi tarafından gün geçtikçe daha çok tanınan ve sevilen bir yönetmen hâline geldi. Bu durumun oluşmasında 2012 yapımı No filminin etkisi büyük. Özellikle ülkemizde, her siyasi karışıklıkta veya oylama döneminde akıllara gelen ve sık sık referans olarak gösterilen bu film, Larraín’in sinema yönetmeni …

Genel Puanlama

Senaryo - 70%
Yönetmen - 81%
Oyunculuk - 80%
Teknik - 79%
Müzik - 60%

74%

Okuyucu Oylaması İlk olun!
74

Tuncay Uravelli Hakkında

91 doğumlu. Pamukkale Üniversitesi Gıda Mühendisliği bölümü mezunu. Ankara'da yaşıyor. Lise döneminde Fight Club'ı izledikten ve dövüş filmi olmadığını anladıktan sonra sinemaya ilgisi tutkuya dönüştü. Bu tutku üniversitede edebiyata yönelse de film bitip jenerik aktığında sinemasız yapamayacağını her seferinde yeniden idrak ediyor. (Ayrıca) Je est une autre.

Bir Cevap Yazın