Only Lovers Left Alive (2013): Sıkıcı ve Vasat Zombiler

Jim Jarmusch genel olarak filmlerinde olaylardan çok durumları anlatır. Hayatın sıkıcılığına vurgu yapmak için belki de filmlerinde bu tarz bir tutum alır çoğunlukla. Ve filmin içine sokmaya çalışır sizi. Filmi kabullenip, kendinizi herhangi bir karakterin yerine koyamazsanız eğer film, sıkıcı, amaçsız ve boş bir film olarak kalır aklınızda. Halbuki filmlerin konuları evrensel ve gayet de gerçektir. Karakterler diğer filmlere göre daha dünyadandır.

4 yıl aradan sonra çektiği yeni filminde de yönetmen üslubundan ödün vermiyor. Bu kez ana karakterlerimiz biraz fantastik: Bu aralar çok moda olan -ki bu aynı zamanda bir Holywood eleştirisi- vampirler. Fakat bir fark var: İnsanların kanını emmek yerine laboratuvarlardan para karşılığında, gizlice, şişe şişe aldıkları kan ile idare ediyorlar. Mecazi anlamda insanların kanını emen ise “zombiler”. Yani yaşayan ölüler olarak tanımlayabileceğimiz sıradan insanlar.

Birbirlerine deli gibi aşık olan bu iki karakterimizin bir diğer ilginç özelliği de asırlardır yaşıyor oluşları: Adam ve Eva. Adam, hayatta müzikten başka bir şeyden zevk almayan, modern hayatın ve kendi tabiriyle “zombiler”in karamsarlaştırdığı bir adam. Eva ise kocasının tersine hayattan zevk almayı bilen, dansa meraklı, farklı kültürler tanımak için sürekli seyahat eden bir kadın. Tıpkı Yin ile Yang (filmin başında kameranın plak ile beraber 360° dönerek karakterlere yaklaştığı bölümü hatırlayın) gibi birbirlerinin zıttı ama birbirlerinden ayrı asla düşünülemeyecek iki vampir. 2013’e geldiğimizde Adam Detroit’te, Eva ise Fas’ın Tanca şehrinde yaşıyor. Uzun zamandır görüşmemiş olmalarından kaynaklanan özlem onları Detroit şehrinde buluşturuyor ve aralarında geçmişi yad ettikleri uzun bir sohbet başlıyor.
MV5BMTg2MzkzMjgwMF5BMl5BanBnXkFtZTgwOTU5MDE1MTE@._V1_SY1000_CR0,0,1333,1000_AL_
Yönetmenin yaptığı göndermeler saymakla bitmez: Dr. Faust, Dr. Watson, Dr. Caligari, Dr. Strangelove, Darwin, Adam’ı bunalıma sürükleyen fransızlar (sanırım Sartre ve Camus), Eva’nın yolculuktan önce bavuluna koyduğu kitaplar (Cervantes, Elif Şafak). Bunlar hatırladıklarım ve internetten araştırdıklarım. Bunlarla birlikte geri kalanları ve Marlowe karakteri, ayrı bir yazıda tek tek incelenmeli.

Yine Adam’ın deyişiyle “zombilerin merkezi” Los Angeles, yani Holywood; Leox Carax’ın son filmi Holy Motors’u akıllara getirebilir. Carax’ın zeki bir şekilde yaptığı Holywood eleştirisini küçük bir şakayla geçiştirmiş sadece Jarmusch, olayı Carax kadar ciddiye alıp üstüne çok gitmemiş.

Filmin beğenmediğim tarafları da var. Bunlardan biri Ava karakteri. Filme birden giriyor ve filmi bir yere götürmeden çıkıyor. Sanki sadece Adam ve Eva’nın, beraber Tanca’ya gitmeleri için bahane olsun diye filme konulmuş. Eva’nın kardeşi olmasına da mitolojiyle bir bağlantı kurup yorum yapabilen var mı merak ediyorum. Malumunuz kutsal kitaplara göre Eva’nın bir kardeşi yok. Karakterinin filmde amaçsız oluşu, Mia Wasikowska’nın son zamanlardaki yükselişini olumsuz etkilemediği de bir gerçek.
MV5BMjMzMjI4MjQxOV5BMl5BanBnXkFtZTgwODY5MDE1MTE@._V1_SX1500_CR0,0,1500,999_AL_   
Beğenmediğim bir diğer nokta ise diyaloglar. Diyaloglar eski Jarmusch filmleri kadar iyi değildi bence. Sanat tarihine yapılan referanslar güzel olsa da ardından yapılan zorlama espriler kötüydü. Salonda zaten az kişi güldü bu esprilere; onlar da ben bu göndermeyi anladım mantığıyla yaklaşıp kendilerini göstermek istediler herhalde. Bazılarının filme sadece gülmek için geldiğini düşündüm hatta.

Belki de yönetmen, kendisinin de bir vampir olarak beslendiği sanatsal referanslarla bizim de kanımızı emiyor ve sıkıcı insanlardan (filmdeki tabirle zombiler) olmamamıza yardımcı oluyor. Çıkış fikriyle, oyunculuklarıyla, müzikleriyle, enfes görüntüleriyle; her yönüyle karizma, Jim Jarmusch filmografisine yakışır bir film. Bir Stranger Than Paradise olmasa da, her ne kadar salonun çoğunluğu beğenmeyip burun kıvırsa da, bir 10 yıl sonra değerinin daha iyi anlaşılacağını düşünüyorum.
Jim Jarmusch genel olarak filmlerinde olaylardan çok durumları anlatır. Hayatın sıkıcılığına vurgu yapmak için belki de filmlerinde bu tarz bir tutum alır çoğunlukla. Ve filmin içine sokmaya çalışır sizi. Filmi kabullenip, kendinizi herhangi bir karakterin yerine koyamazsanız eğer film, sıkıcı, amaçsız ve boş bir film olarak kalır aklınızda. Halbuki filmlerin konuları evrensel ve gayet de …

Genel Puanlama

Senaryo - 65%
Yönetmen - 80%
Oyunculuk - 75%
Teknik - 70%
Müzik - 90%

76%

Okuyucu Oylaması İlk olun!
76

Tuncay Uravelli Hakkında

91 doğumlu. Pamukkale Üniversitesi Gıda Mühendisliği bölümü mezunu. Ankara'da yaşıyor. Lise döneminde Fight Club'ı izledikten ve dövüş filmi olmadığını anladıktan sonra sinemaya ilgisi tutkuya dönüştü. Bu tutku üniversitede edebiyata yönelse de film bitip jenerik aktığında sinemasız yapamayacağını her seferinde yeniden idrak ediyor. (Ayrıca) Je est une autre.

Bir Cevap Yazın