1

Müfreze / Platoon (1986)

Vietnam Savaşı devam ettiği 10 yıllık süreç içinde insanlığın ortak hafızasında onarılamaz yaralar açan büyük bir trajedi. Bu trajedinin ana ve başat karakterlerinden biri de hiç kuşkuşuz Amerika ve Amerika halkı. Savaşın başlangıcıyla birlikte, nedenleri hakkında bilgileri olmasa bile hükümetin yanında olan Amerikalılar, savaşın acımasız ve korkunç yüzü ile karşılaştıkça bu desteği geri çektikleri gibi yaşananlarla da hesaplaşmayı ihmal etmemişler. Bu hesaplaşma sinema dünyasında da es geçilmemiş ve pek çok esere ilham kaynağı olmuştur. Bu eserlerin en önemlilerinden biri de Platoon, Türkçe çevirisi ile Müfreze’dir.

Yönetmenliğini Oliver Stone’un yaptığı 1986 yapımı Platoon’un senaryosu da yine Oliver Stone’un kendisine ait. Oyuncu kadrosu da zengin olan filmde başrolde Chris karakteri ile Charlie Sheen boy gösterirken, kötü çavuş olan Barnes’a Tom Berenger, iyi çavuş olan Elias’a ise Willem Dafoe hayat veriyor. Keith David, Forest Whitaker gibi isimlerin de olduğu filmde genç bir asker olarak Johnny Depp’i bile görmekteyiz. En iyi yönetmen, en iyi film, en iyi kurgu ve en iyi ses olmak üzere 4 dalda Oscar kazanan Platoon için Oliver Stone’un en iyi filmi demek yanlış olmaz.3

Filmin başlamasıyla kendimizi Vietnam’da buluyoruz. Askeri üsse inen uçak yeni askerleri, askeri jargona göre ise “taze yem”leri getirmiştir ve bunların arasında kahramanımız Chris de bulunmaktadır. Chris, Vietnam’ım egzotik doğasıyla mücadele ederken aynı zamanda askerlik yapan herkesin de az çok bildiği militarist düzen içinde boğulmaktadır. Anlamsız ve zorlu görevler, içinde bulunduğu kapanı ona tekrar ve tekrar hatırlatmakta, yaşadığı silahlı çatışmalar ise kendi içinde yaşadığı kimliksel çatışmaları daha da alevlendirmektedir.

Platoon’da hiç bir karakterin derinlemesine hayat hikayesini öğrenemiyoruz. Bu durum filmdeki herkese eşit mesafede durmamızı ve önyargısız bakabilmemizi sağlarken aynı zamanda savaş ortamında dil, din, ırk farketmeden her insanın aynılığına karşı bir tutum vaziyetinde. Chris’in büyükannesine yazdığı mektuplardan aile bağlarının güçlü olmadığı sonucunu çıkarabiliriz. Bunun yanında kesin olarak öğrendiğimiz şey ise onun maddi durumu iyi ve eğitimli bir aileden çıktığıdır. Vietnam’a gelmesindeki sebep maddi konulardan ziyade Chris’in kendi isteğidir. Varlıklı olmayan ailelerin fakir çocukları savaşta hayatını kaybederken Chris hayatına olduğu gibi devam edememiş ve vicdani muhasebesinden çıkan sonuca göre gönüllü asker olarak bu uzak diyarlara kadar gelmiştir. Ancak Chris tam olarak kim olduğunun cevabını aramaya devam etmektedir. Toplumsal bilinçaltının enjekte ettiği primitif milliyetçi duyguları olan genç kahramanımız insanlık buhranının tam ortasında, Vietnam’da kimlik arayışını sürdürmektedir. Bu savaşın neresindedir, yaşadıklarından sonra hangi yöne doğru evrilecektir?2

Vietnam’da, savaşın en şiddetli dönemlerinde Chris’in birliğindeki iki çavuş olan Barnes ve Elias hikayenenin evrilmesindeki ana unsurlar olarak karşımıza çıkıyor. Barnes birliğinin içinde acımasızlığı ile bilinen, yeri geldiğinde küçük bir kız çocuğuna silah doğrultabilecek kadar insanlıktan çıkmış bir askerdir. Elias ise Barnes’in zıttı durumunda bulunan, geçen zaman içinde yapılan savaşın anlamsızlığını farketmiş, insani duygularını kaybetmemiş bir yapıdadır. Chris’te olduğu gibi bu iki karakterin de geçmişi hakkında bilgi edinemiyoruz. Ortada bir olaydan ziyade bir durum bulunmakta. Savaş içinde farklı yönlere kayan iki çavuş, Tanrı’nın iki evladı Habil ve Kabil’in yinelenen bir örneği. İnsanlığın özeti, bu iki karakter özelinden anlatılmakta Oliver Stone tarafından. İnsanın yaşayacağı hayatın seçimi bireyin kendi elindedir, iyilik ve kötülük arasındaki sonsuz savaşta yer alacağımız taraf, hayatın anlamı bakımından da bireye yol gösterecektir.4

Girdikleri büyük bir çatışma sonrası Barnes’i öldüren Chris’in yaptığı seçim, aradığı cevabı da kendisine verecektir. İnsanlık mezarlığı haline gelen Vietnam topraklarına helikopterden bakan Chris’in ağzından dökülen cümleler bulduğu cevabın kendisidir: Ama ne olursa olsun, hayatta kalanlara düşen görevler var. Yeniden kurmak, bildiklerimizi başkalarına öğretmek ve yaşamak için kalan ömrümüzde, bu yaşamda bir erdem, bir anlam bulmaya çalışmak. Hümanist düşünce yapısı ile vicdanen rahatlayan, Vietnamlılara düşmandan ziyade artık insan olarak bakmaya başlayan Chris Habil’in tarafını seçmiştir, insanlığı kurtaracak olan yıkımlar, savaşlar değildir. İnsanlığı paylaşmak ve yaratmak kurtaracaktır.

Kendisi de Vietnam Savaşı’nda aktif görev alan Oliver Stone’un, Chris üzerinden kendisini anlattığı Platoon, savaş karşıtı yapısı, gerçekçi ve yalın senaryosu ve iyi oyunculuklarıyla tüm zamanların en iyi savaş filmlerinden birisi. Vietnam Savaşı ile ilgili filmlere ilgi duyan sinema severlerin izlemesi gereken, 120 dakikalık önemli bir eser.

Vietnam Savaşı devam ettiği 10 yıllık süreç içinde insanlığın ortak hafızasında onarılamaz yaralar açan büyük bir trajedi. Bu trajedinin ana ve başat karakterlerinden biri de hiç kuşkuşuz Amerika ve Amerika halkı. Savaşın başlangıcıyla birlikte, nedenleri hakkında bilgileri olmasa bile hükümetin yanında olan Amerikalılar, savaşın acımasız ve korkunç yüzü ile karşılaştıkça bu desteği geri çektikleri gibi …

Genel Puanlama

Senaryo - 75%
Yönetmen - 92%
Oyunculuk - 85%
Teknik - 79%
Müzik - 72%

81%

Okuyucu Oylaması İlk olun!
81

Alper Karakullukçu Hakkında

Sıradan bir insan, iyi bir Beşiktaşlı ve tutkulu bir sinemaseverim. İnsanın, sinema yoluyla farklı yaşamları gördükçe kendini daha iyi tanıyacağına, kendini tanıyan insanın ise dünyaya evrensel barışı getireceğine inanmaktayım.

nir yorum

Bir Cevap Yazın