Sarmasik-5

Sarmaşık (2015)

Coleridge’nin yaşlı amca ve mürettebatının fırtınaya yakalandıkları dizeler ile açılıyor film. Tolga Karaçelik bize Gökhan Tiryaki ile enfes  sinematografik ve sinema dili çok iyi olan bir film karşımıza çıkarıyor. Filmini  üç bölümde anlatmayı tercih ediyor. İlk başta fırtına tasviri yaparak bize yaşanıcak olan fırtınanın  ufaktan haberini fısıldıyor. Asıl bize bu yolculukta eşlik edicek karakterlerimizin gerçek yaşamlarından kesitler gösteriyor. Bunun sayesinde bu karakterlerin arka planlarını görüp daha iyi yorum yapmaya başlayoruz film ilerledikçe.

Filmin konusuna göz atıcak olursak , Sarmaşık gemisi yük aldıktan sonra tahliye limanı olan Angola’ya gidecektir. Sefer devam ederken geminin armatörü iflas eder ve ortadan kaybolur. Gemi Mısır’a geldiğinde armatörün liman parasını ödemediği anlaşılır, geminin üstünde haciz vardır. Liman yetkilileri gemiyi kimsenin uğramadığı demirleme alanına çekerler. Mürettebattan gemiyi olası tehlikelere karşı hareket ettirebilecek sayıda kişinin kalması gerektiğini belirtirler.

Beybaba diye hitap edilen geminin kaptanı, makineden Kürt, mutfaktan kamarot Nadir, gemicilerden Alper ve Cenk, usta gemici olarak da İsmail gemide kalır.

MV5BMTk1ODc5MzUyNF5BMl5BanBnXkFtZTgwNjM5NjAwNDE@._V1__SX1303_SY615_

Hepsinin kalma nedenleri birbirinden farklıdır. Sarmaşık bu altı adamın yiyecek ve içecek kıtlığıyla gemide geçirdiği 120 günün hikayesidir. Ciddi bir birey ve iktidar eleştirisi söz konusudur. Gemide kalan bu altı insan toplumun belli kesimlerini temsil eder. İktidar ve güç kavramları film boyunca karşımıza çıkıyor. İktidarda kalabilmek yada  iktidarın yanında olduğunu gösteren küçük basit oyunlar oynuyorlar. Kendi aralarında güç gösterisi yapıp güçlerini göstermek adına ufak tartışmalar yaratmamayı başarıyorlar. Bu tartışmalar kendini gösterme çabaları olsada  asıl meseleleri olan hayatta kalma durumundan giderek uzaklaşıp, farkına varamıyorlar.  Aylar geçtikten sonra durumun ciddiyetine varıyorlar. Napıcaklar derken olay gerçeklikten çıkıp tamamen başka meselelere yönlendiriyor. Cenk’in gemide yapılan iktidara baş koyuşları, Kürt’ün herşeye sessiz kalıp ortadan kaybolup hayaleti ile tehdit unsuru oluşturması, gemide Beybabanın bir sistem kurup bu sistem doğrultusunda haraket edilmesine zorlaması ve sisteme ayak uydurmuş ve sisteme başkaldırmadan devam ettirmeye çalışan  usta gemici İsmail. Bu karakterlerin hepsi toplumun birer parçası. Sarmaşık gemisi Türkiye metaforu olarak düşünüp yorumlamayabiliriz. Sistemi eleştirmeyen ve bu sistemi devam ettirmeye çalışan karakterimiz İsmail kafasına aldığı darbe sonucu bayılıyor ve kafasından tüm gemiye sarmaşıklar yayılıyor. Nadir karakterinde  ise   kollarına jilet atarken sarmaşıklar çıktığını görüyoruz. Sisteme boyun eğmeyen İsmail ve  Nadir’in vücutlarından sistemin zehirli sarmaşıkları çıkıyor.  Kürt ise toplumun sessiz kalan tarafı ve bi o kadar da tehditkar.  Bu karakterleri sarmaşık metaforuyla görürken Cenk karakteri bizi salyangoz metaforu ile karşılıyor. Salyangoz genelde yeniden doğuş, yenilenme anlamına gelirken bu filmde sanki tersine bir anlatım söz konusu gibi. Film ilk bölümde bize karakterleri anlatırken ikinci bölümde yavaş yavaş olayları ortaya çıkartıp, üçüncü bölümde birden dibe vurduruyor bizi. Sanki bir denizin ortasında ilerleyen  kayık gibi,  üçüncü bölümde ise  birden fırtınaya yakalanıyoruz. Ne yapıcağımızı ne anlam çıkaracağımızı bilmeden birden son buluyor film. Afallayıp kalıyoruz taki filmi sindirdikten sonra inanılmaz bir eserle karşı karşıya kaldığımızı anlıyoruz. Aldığı bütün ödülleri ve kutlamaları haketmiş. Ne diyelim en kısa sürede devamı gelmesi yönündeyiz. Şimdiden bir sonraki  filmi Kelebeği merakla bekliyoruz.

Sundance’e seçilerek kendini ispatlayan ve İstanbul Film Festivali’nin de öne çıkan yapımları arasında yer alan Sarmaşık, her yönüyle başarılı bir film. Geçtiğimiz günlerde de 52. Uluslararası Antalya Film Festivalinde En iyi film, en iyi yönetmen, en iyi senaryo ve Nadir Sarıbacak’la en iyi erkek oyuncu ödülünü aldı.

Coleridge’nin yaşlı amca ve mürettebatının fırtınaya yakalandıkları dizeler ile açılıyor film. Tolga Karaçelik bize Gökhan Tiryaki ile enfes  sinematografik ve sinema dili çok iyi olan bir film karşımıza çıkarıyor. Filmini  üç bölümde anlatmayı tercih ediyor. İlk başta fırtına tasviri yaparak bize yaşanıcak olan fırtınanın  ufaktan haberini fısıldıyor. Asıl bize bu yolculukta eşlik edicek karakterlerimizin gerçek …

Genel Puanlama

Senaryo - 80%
Yönetmen - 100%
Oyunculuk - 91%
Teknik - 95%
Müzik - 65%

86%

Okuyucu Oylaması 4.5 ( 2 Oylamalar)
86

Günsu Yiğitcan Hakkında

10 yaşından beri sinemaya olan tutkumla bir yola başkoymuş sinema öğrencisiyim. Yerli filmler her zaman ilk tercihim olmuştur. Yaşadığımız yada yaşamakta olduğumuz olayları farklı bakış açılarından bakmak ve onları yorumlamak her zaman hoşuma gitmiştir. Bu yüzden sinema benim için bir tutkudur. Charlie Chaplin'nin dediği gibi hayat yakından bakınca trajedi, uzaktan bakınca komedidir.

Bir Cevap Yazın