Submergence / Derin Sular (2017)

Wim Wenders milenyum ile beraber gelen çöküşüne, Alicia Vikander ve James McAvoy gibi süslü isimleri barındıran Submergence filmiyle de engel olamamış. Başta romantik/dram türünde bir film vaat eden Wenders, büyük ihtimal filmin son halini izleyince kafasının bir hayli karıştığını kendi de görmüştür.

Filmin başlangıcında yıldırım hızıyla oluşan bir aşka inanmamızı istiyor Wenders. Tesadüfen aynı otelde kalan bir biyo-matematikçi ile hidrolik mühendisi görünümündeki gizli bir ajanın flörtleşmesine tanık oluyoruz. Daha sonra olaylar çok hızlı gelişiyor ve daha birbirlerini doğru düzgün tanımadan otelin ateşli çifti oluveriyorlar. Gerçekleşen bu hızlı ilişkiden midir yoksa soğuk ve durgun duran fakat davranışlarında tam tersini gördüğümüz Vikander’in karakterine yüklenen saçma reaksiyonlardan mıdır çözemediğim yapay bir romantik ilişki karşımıza çıkıyor. Ne zaman bu yüksek hızda başlamış ve derin kökler saldığına inanmamızın beklendiği aşka ayrılık vakti geliyor, işte o zaman Wenders saçmaladıkça saçmalıyor. Gizli Ajan James Moore, Afganistan’a özel bir operasyonu gerçekleştirmek üzere uçuyor. Uçak indiğinde kendisini iç çatışmanın kilit noktasında buluyor ve gizli ajanımızı o dakikalardan itibaren tek başına bir hücrede görüyoruz. Bu noktadan sonra çiftin arasındaki iletişim kopuyor. Bu sırada diğer aşığımız ise birkaç hafta sonra okyanusa yapacağı dalışın ve yeni aşkının heyecanı ile geride kalan taraf oluyor.


Film sizi bir yandan Vikander cephesinde bilime sürüklemeye çalışırken çalışırken diyorum çünkü sadece laboratuvar ortamı ve arkada bilimsel bilgiler veren bir ses ile bilimsel hava yaratılmaya çalışılmış diğer yandan McAvoy cephesinde Afganistan’ın siyasi karışıklığı ve yoğun yoğun işlenmiş “cihat” temasına doğru götürüyor. Dolayısıyla işlenen türler arasındaki geçişlerde iki türe de alışmakta zorlanıyoruz çünkü ikisi de eksik kalmış görünüyor. Yapay bir bilimsel hava içeren ve bir süre sonra ilginç bir şekilde din felsefesinin yapıldığı film, seyircinin kendisinden kopmasına zemin hazırlıyor. Bunun sebebi ise Danny (Vikander)’nin anlamsız, James Moore’un ise saçma ve uzun süren sahneleri. Filmin süresi aksın diye çekilmiş olsa gerek bir süre Danny’nin dalma öncesi çalışmalarını ve kendisinin girme çıkma ikilemini görüyoruz. Ve Vikander’in şaşırtan donuk oyunculuğu buraya da hakim. Yönetmen olabildiğince etrafa uzun bakışlar at demiş olacak ki Vikander, ocakta yemeğini unutmuş anne misali sürekli bir dalgınlık içerisinde. Ayrıca oyunculuk açısından James McAvoy ile Alicia Vikander uyumsuzluğunun hat safhada olduğunu söylemek mümkün.

Bir şey olacak diye bekleye bekleye bir hal olduğumuz finalde ise ilgi çekici, tatmin edici hiçbir şey olmamakla beraber Danny ve ekibinin uzun süredir planlanan yaklaşık otuz günlük dalışının gereksiz bir gerilimle ne olduğu belirsiz bir sebepten iki saat sürmesi, öte yandan Moore’un her askerle girdiği felsefik din tartışmaları filmin absürt noktalarını oluşturuyor. Biraz İslam karşıtı biraz Amerikan propagandası biraz da romantizm derken yönetmenin çaresizliğine ve filmde çıkış yolu ararken çamura battıkça batmasına şahit oluyoruz. Submergence, maalesef kimliği belirsiz ve senaryosu havada bir film olarak hafızalarda yer edinecek.

Wim Wenders milenyum ile beraber gelen çöküşüne, Alicia Vikander ve James McAvoy gibi süslü isimleri barındıran Submergence filmiyle de engel olamamış. Başta romantik/dram türünde bir film vaat eden Wenders, büyük ihtimal filmin son halini izleyince kafasının bir hayli karıştığını kendi de görmüştür.Filmin başlangıcında yıldırım hızıyla oluşan bir aşka inanmamızı istiyor Wenders. Tesadüfen aynı otelde kalan …

Genel Puanlama

Genel Puanlama - 43%

43%

Okuyucu Oylaması İlk olun!
43

Anıl Meydan Hakkında

21 yaşındayım. Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nde Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi okuyorum. Sinema hayatımda önemli bir yer kaplıyor. Insanların sinemayla ilgilenmelerini sağlamak ve filmler hakkında izleyiciye bilgi vermek en büyük gayelerimden biri.

Bir Cevap Yazın