MV5BMjMwMDE3MjU3MV5BMl5BanBnXkFtZTgwMDg0MjY5NzE@._V1__SX1857_SY903_

Malta Şahini / The Maltese Falcon

The Maltese Falcon “Film noir”(kara film) denilince akla ilk gelen başat filmlerden biridir. Peki nedir bu film noir? Filme geçmeden önce film noir hakkında bilgi vermekte fayda var.

Birçok film eleştirmeni film noir’i bir tür(janr) olarak görmemiş ve sadece bir üslup olduğunu söyleyenler olmuştur ve bu konu hakkındaki tartışmalar günümüze kadar gelmiştir. Ancak film noir’i bir tür(janr) olarak tanımlayabilmemiz için yeterli sayıda karakteristik özelliğe sahip olduğunu düşünüyorum. Film noir’in anlatı açısından temelinde 1929’da yaşanan büyük buhran ve bunun sonuçlarının getirdiği suç, işşiszlik, ahlaki açıdan yozlaşma ve güvensizlik ortamının büyük bir etkisi vardır. Bunun yanında İkinci Dünya Savaşı sonrası dönem ve Amerikan edebiyatındaki  dedektif, suç  türlerinde eserler veren “hard boiled” ekolünün yazarlarının-Dashiell Hammet, James M.Cain, Raymond Chandler, Cornell Woolrich- da etkisi yadsınamaz.

Fransız film eleştirmenleri tarafından 1940’ların başı ve 1950’lerin sonu Amerikan sinemasındaki  klasik film noir dönemi olarak adlandırılır ve Orson Welles’in yönetmeni olduğu “Touch of Evil” klasik film noir döneminin son filmi olarak kabul edilir. Film noir’in etkisi sadece bu dönemle kalmamış ve daha sonra evrilerek neo-noir adını alarak etkisini sürdürmeye devam etmiştir. Bu dönemdeki filmlerin içerik yönüne gelecek olursak ağır kasvetli bir atmosfer görülür. Yozlaşma, yabancılaşma, tekinsizlik, güvensizlik, suç, umutsuzluk ve bunun sonucunda yaşanan hayal kırıklığı, düşüş ve paranoya karamsar bir atmosferde film noirlerde görülen özelliklerden bazılarıdır. Kimsenin kimseye güveni yoktur herkes birbirini sırtından bıçaklayabilecek bir potansiyele sahiptir, kimse masum değildir, taşın arkasındaki çamur bir şekilde herkese bulaşmıştır, öldüren kadar öldürülen de suçludur çünkü onlar da bir şekilde kötülüğe dahil olmuştur, çürümüş ve karanlık bir dünya izlenimi yaratılmıştır. Karakterler genelde talihin ve femme fatale’in elinde oyuncak haline gelmiş eksiklikleri olan kişilerdir, çabaladıkça ve daha da üzerine gittikçe bataklığa saplanan, gömüldükleri dünyadan bir türlü kurtulamayan eksik yönleri ağr basan kişilerdir. Hemem hemen her film noirde bulunan olmazsa olmaz tipik karakterler bulunur. Bunlar sıkı bir dedektif, azılı suçlular, yozlaşmış polisler ve en önemlisi de femme fatale kadınlardır. Femme fatale kadınlar bu filmlere musallat olmuş gibidir. Zeki ve güçlüdürler. Çevresindeki insanların ve özellikle erkeklerin zayıflıklarını bilir ve bundan faydalanırlar. Ataerkil değerlere ve erkeklerin otoritesine meydan okuyan çekici ancak tehlikeli olarak sunulan bir karakterdir. Feminist film eleştirmenleri femme fatale kadının maskülen bir ürün olduğunu savunur. Çünkü İkinci Dünya Savaşı sonunda Amerika’da sosyal bir şaşkınlık vardır, geleneksel roller yer değiştirmiştir. Savaş sonrası erkekler beş parasızdır, savaş döneminde kadınlar iş hayatına atılmıştır ve çalışan kadınlar işlerini bırakmak istememektedir. Kadınların ekonomik bağımsızlığı, değişen roller ve erkekler için daha az iş imkanı olması savaştan dönen erkeklerde endişe büyük bir korkuya sebep olmuştur. Bu filmlerdeki özel dedektifler ise kendi kuralları olan yalnız bireylerdir. ”Sherlock Holmes” gibi  büyük bir deha veya centilmen değildirler. Film noir’lerdeki karamsarlığın bir diğer nedeni de “Fransız Şiirsel Gerçekçiliği”ne dayanır.the maltese falcon -bdf

Film noir’in genel biçimsel özelliklerine gelecek olursak bu filmler temelinde 1920’li ve 1930’lu yıllarda etkili olmuş Alman Dışavurumculuğu’nun  etkisi büyüktür. Yüksek kontrastlı siyah beyazçekimler, güçlü ışık-gölge teknikleri, eğik çerçevelemeler, flashbackler, dış ses kullanımı, hızlı replikler, ızgaralardan çıkan dumanlar, kafes şeklindeki gölgeler, hiç durmayacakmış gibi yağan yağmur, sisli şehirler, zeminin genelde ıslak olması  gibi özellikler film noir’lerin tipik biçim özelliklerindendir.

Filmimize dönecek olursak “The Maltese Falcon” yönetmen ve oyuncu John Huston’ın ilk filmidir ve Amerikan edebiyatındaki hard boiled ekolünün temsilcilerinden Dashiell Hammett’ın aynı adlı romanının uyarlamasıdır. Başrolleri Humphrey Bogart, Peter Lorre ve femme fatale kadın rolünü oynayan Mary Astor’a aittir. Sinemanın gelmiş geçmiş en büyük aktörlerinden biri olan Humphrey Bogart’ın oyunculuk açısından zirve noktasına ulaştığı filmdir diyebiliriz. Bu filmlerin sevilmesindeki en önemli etkenlerden biri de kuşkusuz Humphrey Bogart’ın hayat verdiği ağzından sigarası düşmeyen, jilet gibi bir takım elbiseli, fötr şapkalı, trenç kotlu, zeki, alaycı kendinden emin, kendine güvenen, soğukkanlı ve karizmaktik sıkı dedektif karakteridir.

Film Humphrey Bogart’ın canlandırdığı San Francisco’lu özel bir dedektif ve ortağının bürolarına gelen sıradan bir kayıp vakasının izini sürmeyi kabul etmesiyle başlar. Sevgilisinin, kardeşiyle kaçtığını söyleyen ve ikilinin bulunmasını isteyen bu yeni müşteri ilk bakışta güven vaat eder. Büroya gelen kadın dedektif Sam Spade ve ortağından Floyd Thursby adında birini takip etmesini ister. Daha sonra Sam Spade’in ortağı Floyd Thursby’yi takip ederken öldürülür. Kısa bir süre sonra da Thursby’nin ölü bulunduğu öğrenilir. Ortağının eşiyle olan ilişkisini bilen polisler dedektif Sam Spade’den şüphelenmeye başlar. Olaylar böyle gelişirken olaya Joel Cairo adında biri, Sam Spade’i takip eden bir tetikçi ve Kasper Gutman adında zengin bir adam girer. Gutman tam 17 yıldır bu şahinin peşindedir.(Şahin filmin başında gösterilerek önemli bir nesne olduğu vurgulanmıştır). Şahin yüzyıllar boyunca elden ele dolaşmıştır ve bir kişinin kurnazlığı sayesinde değeri anlaşılamamıştır. Dedektif Sam para karşılığında Kaspey Greenstreet) şahinin sahte olduğunu anlar. Açgözlülük ve hırsla peşinden koşulan bir nesne yüzünden insanların bu kadar kolay bir şekilde öldürülmesi akıllara soru işaretlerini de beraberinde getiriyor. Filmin sonunda femme fatale kadının polise teslim edildiği asansör sahnesindeki parmaklıklar da onun için her şeyin sona erdiğinin bir göstergesidir.Maltese Falcon, The_cropped

SONUÇ
Film noir’in en başarılı örneklerinden biri olan “The Maltese Falcon”da film noir’in biçim ve içerik yönünden tipik  özelliklerini görürüz. Humphrey Bogart mükemmel oyunculuğuyla  zeki, alaycı, kendine güvenen yer yer ani patlamalar yaşayan, karizmatik tam anlamıyla kusursuz bir sıkı dedektif profili çizmiştir. Oyunculuğu üst düzeydir. Filmdeki en önemli karakterleden biri olan femme fatale de yalancı, tutarsız, çevresindekilerin zayıflıklarından faydalanmıştır. Bunlar perdeye iyi bir şekilde yansıtılmıştır. Femme fatale rolünü üstlenen Mary Astor ve Joel Cairo karakterini canlandıran aktör Peter Lorre de başarılı oyunculuklarıyla filme katkıda bulunan diğer isimlerdir. Ayrıca Sydney Greenstreet’in canlandırdığı şişman kötü adam portresinin de başarılı olduğunu söylemeden geçmeyelim.
The Maltese Falcon “Film noir”(kara film) denilince akla ilk gelen başat filmlerden biridir. Peki nedir bu film noir? Filme geçmeden önce film noir hakkında bilgi vermekte fayda var.Birçok film eleştirmeni film noir’i bir tür(janr) olarak görmemiş ve sadece bir üslup olduğunu söyleyenler olmuştur ve bu konu hakkındaki tartışmalar günümüze kadar gelmiştir. Ancak film noir’i bir …

Genel Puanlama

Senaryo - 79%
Yönetmen - 77%
Oyunculuk - 84%
Teknik - 81%
Müzik - 74%

79%

Okuyucu Oylaması İlk olun!
79

İrfan Yalçın Hakkında

Sanat tutkunu,7. Sanat aşığı.Sinemanın düşündüren,sorgulatan,felsefi ve farlılıkları görmemizi sağlayan yanını seven ,sinemanın en güçlü sanat dalı olduğuna inanan sinefil.Eğitimine Erciyes Üniversitesi İletişim Fakültesie Radyo,Sinema ve Televizyon bölümünde devam etmekte.

Bir Cevap Yazın