Ana Sayfa İnceleme Backrooms (2026): Bilinçdışı Dil Gibi Yapılanmazsa

Backrooms (2026): Bilinçdışı Dil Gibi Yapılanmazsa

Backrooms (2026): Bilinçdışı Dil Gibi Yapılanmazsa
0

Yıllar önce kısa filmi çekilen ve daha sonra internet fenomeni haline gelen Arka Odalar, 2026 yılında kendi yaratıcısının elinde uzun metraj film haline geldi. Bu konseptin ne olduğunu ve insanlara neden korkutucu geldiğini anlatmanın kolay bir yolu yok. Kısa filmdeki karakter, kendisini bir anda sonsuz odalardan oluşan bir evrenin içinde buluyordu. Odadan odaya geçtikçe farklı eşya ya da daha geniş tabirle “şeylerle” karşılaşma fikrinin insanı cezbeden ve aynı zamanda ürküten bir yapısı vardı. Bu yapının korunup bir hikâye içine yedirilmesiyle Backrooms (2026) meydana gelmiş oldu.

Backrooms için yeterince açıklayıcı ve Ortodoks anlamda güçlü bir hikâyeye sahip olmadığını dile getiren ve hak verdiğim birçok yazıyla karşılaştım. Aslında bu ikilemin hikâyeyi güçlendirdiğini söylediğimde kendimce haklı nedenlerim de vardı. Hikâye önemlidir, peki her hikâye hepimize dair olabilir mi? Elbette olamaz. Olabilen bir hikâye yazmanın zorluğunu burada tartışmaya lüzum yoktur. O halde, fazla açıklayıcı olma hali bir hikâyenin biricikleşmesine ve şahsileşmesine vesile olabilir. Aslında Backrooms, insanlarda beğeni ya da zevklerden öte bir takım çağrışımlar uyandırdığı için ve yine herkese sirayet edebilen, insanlara tanıdık gelen bir gizeme sahip olduğu için belki de açıklayıcı olamıyor. Bu film şimdi bize ne anlattı ya da neyi aşılamak istedi? Diye sormaktan ziyade şu soruyu değerli buluyorum: Neden bu filmi daha önceden izlemiş gibi hissediyorum?

Ayrıca İlginizi Çekebilir: Obsession (2025): Öznelerarası Korku Deneyimi

Elbette bu filmi daha önceden izleyen birisi olmadı ya da sorduğum soruyla önceki kısa filmlere bir gönderme yapmıyorum. Bilen bilir psikanalizde klasikleşmiş bir geyik vardır, o da psikanalistlerin birkaç kişi dışında tam anlamıyla kimseyi iyileştiremediğidir. Filmin koca bir terapi seansı gibi işlediğini iddia edersem ki ediyorum, o zaman şu daha net anlaşılacaktır: Psikanalizin iyileştirici gücü olmadığı gibi bu filmin de klasik anlamda bir hikaye anlatma işlevi yok gibi duruyor. Öte yandan, psikanaliz aslında bir yüzleşme bilimidir denebilir. İnsan zihnine dair bir yüzleşme ve ayrıca yüreklendirmedir de. Fakat bu yüzleşmeler sihirli bir değnekle sonuca bağlanmaz. Çoğu zaman kişiler, neden bir analiste gitmesi gerektiğinin farkında olabilir. Mesele çoğunlukla karşı koyamadığımız dirençlerdir ve bunları eşeleme meselesidir. Tek başımıza kaldığımızda kendimize karşı fazla acımasız ya da yufka yürekli olabiliriz. Analist olarak bir başkası ise bize ayna tutar, semptomlarımızı inceler ve varsa travmalarımızı katlanılabilir hale getirir. O odadan çıktığınızda sorunlarınızı heybenizde taşıyarak çıkarsınız, önceki halinizden tek farkınız bu sefer sorunlarınızı taşıyabilecek bir mental güce ulaşmış olmanızdır. Eğer iyileşmek, klasik anlamda semptomu yok etmekse bu psikanaliz için geçerli değildir çünkü yok edilen semptom her zaman başka bir formda yeniden ortaya çıkma potansiyeline sahiptir.

backrooms filmi

Backrooms’a dönecek olursak; filmin başrolü Clark yalnız olduğunu düşünen, eşi tarafından terk edilmiş ve terapist Marry tarafından analize tabi tutulan birisidir. Sevmediği bir işte mobilya satıcısıdır ve aynı zamanda mimarlık okumuştur. Fakat asıl mesleğini icra edememenin acizliği de tüm benliğine işlemiştir. Yalnızlığı ayrıca kendisine yöneltmesi gereken değer duygusunu zedeler. Gecelerini iş yerindeki yatakta geçirmeye alışmıştır. Bir gece yine televizyon başında uyuklarken yayının gitmesiyle sigortayı kontrol etmek için aşağı kata iner ve o esnada duvarda başka bir odaya geçebildiğini keşfettiği bir portalla karşılaşır. Bu esnadan sonra arka odalar bir bir keşfedilir ve gösterenlerden bir anlam çıkarılmaya çalışılır.

Yönetmenin 20 yaşında olduğunu bilerek filmi ihtiyatlı yorumlamaya çalışıyorum ama filmin psikolojik unsurlar barındırması, analist ile analizan ilişkisine sahip olması ve arka odaların mağazanın alt katında belirmesi; senaryonun arka odalar aracılığıyla bilinçdışına gönderme yaptığını hissettiriyor. Özellikle alt katla özdeşleşen zihin düzeyini Psycho (1960) gibi farklı filmlerde görmüştük. Bu noktada kısaca özetlemek gerekirse, Freud’a göre zihin üç düzeyden oluşur:

Bilinç, kişinin o anda farkında olduğu düşünce, duygu ve algıların bulunduğu alandır; bilinçöncesi, şu an farkında olunmasa da uygun koşullarda hatırlanabilecek bilgi ve anıların yer aldığı düzeydir; bilinçdışı ise kişinin doğrudan erişemediği, bastırılmış arzuların, dürtülerin ve psikolojik çatışmaların bulunduğu zihinsel alandır.

Freud’a göre bilinçdışının kendini gösterdiği önemli alanlardan biri de rüyalardır. Rüyalar, kişinin bastırdığı düşünce, istek ve çatışmaların farklı biçimlerde ortaya çıkabildiği bir zemin olarak görülür. Freud, rüyaların içeriğinin bireyin günlük yaşamındaki deneyimlerden ve zihinsel süreçlerden beslendiğini belirtir. Ona göre rüyalarda görülen, kişiye yabancı veya rahatsız edici gelen bazı unsurlar aslında bilinçdışında varlığını sürdüren ve kabul edilmesi zor olan arzuların sembolik ifadeleri olabilir. Filmde terapist Marry’nin annesiyle olan anılarına dair bir rüya görüyoruz. Anne yüksek ihtimalle Paranoid kişilik bozukluğundan muzdarip birisidir ve evden çıkmaktan korkmaktadır. Kızını da aynı şekilde yaşaması için yetiştiren anne Marry’nin kötü geçen çocukluğuna öyle etki eder ki Marry bastırdığı travmasını yıllar geçmesine rağmen rüyalarında görebilmektedir. Lacan da Freud gibi bilinçdışının öznenin ruhsal yapılanmasında merkezi bir rol oynadığını savunur; ancak bilinçdışını yalnızca bastırılmış içeriklerin bulunduğu bir alan olarak görmez. Ona göre bilinçdışı, bastırılmış olanın ötesinde, öznenin oluşumunda etkili olan ve dil aracılığıyla kendini gösteren daha kapsamlı bir yapıdır. Clark basit bir rüyanın ötesinde, bilinçdışına açılan kapıyı bulmuş bir hayali karakter olarak yansıtılır. İlgi çekici biçimde Lacan’ın belirttiği dil aracına ihtiyaç duymadan doğrudan bilinçdışına açılan kapılar adeta karşımızdadır. Aslında bu yapının Freud’un da söylediği gibi bilinçten önce var olması ve bilinçten daha derinlikli olması bu arka odaların sonsuzluğa doğru gidiyor olması bakımından güzel bir açıklayıcıdır. Yaşanan deneyimin korkusu da aslında bilinçdışındaki bastırılanla karşılaşmanın korkusunda yatar. Çünkü bunlar zaten unutulmak istenen olaylar, kişiler ya da şeylerdir. Bazı rüyaların insanları ağlattığı bilinir, saatlerce etkisinden çıkamadığımız rüyalar görebiliriz ama rüya en nihayetinde bir aracıdır ve Gerçek’te var olmaz. Bilinçdışına direkt bir kapının olması fikri insana dair belki de en korkunç durumdur. Çünkü böyle bir gerçeklik baş gösterdiğinde insan elinde olmadan kendisini tam anlamıyla anlama ve bilme merakı ile geçmişte yaptığı hatalarla yüzleşme korkusu arasında bir salıncakta sallanır gibi git gel yaşayabilir.

backrooms filmi

Film ilerledikçe beklediğimiz tekinsizlik ironik biçimde kendini Clark için bir huzur alanına dönüştürür. Clark kendi arka odalarının efendisi olmuştur. Oradaki hatırlayamadığı yüzlerle bir düzen kurmuş ve her şeyin kendisine bir şekilde hizmet ettiğini düşünerek rahatlamış, gerçek dünyadaki yalnızlık ve hüzün dolu günlerinden uzaklaşma ihtiyacı hissetmiştir. Marry elbette bu gizemin peşini bırakmaz ve onun bulunduğu yere gelir. Clark dışında kimsenin anlam veremeyeceği bir karmaşa ortadadır. İkili ilginç bir diyaloğa girişir. Clark 2. terapi seansı esnasında bu odalardan bahsetmiş ama odaların gerçek olduğuna Marry’i bir türlü ikna edememişti. Giderken ise kendisinin doğru olduğunu ona kabul ettireceğini söylemişti. Clark tam bir akıl tutulması yaşarcasına tüm karmaşanın ortasında bu konuyu bahse açar ve o sırada Marry’nin ona yaptırdığı role play çalışmasını Marry’e karşı kullanır. Psikanalizde sıkça analist ile analizan arasındaki ilişkinin boyutları ele alınır. Analist neden analiz etmeye meraklıdır ve analizan neden çoğu durumda analiz edilmeye direnç gösterir soruları önemli sorulardır. Clark filmin başındaki seans esnasında Marry’e “Buraya geldiğime göre zaten niyetim analiz edilmek.” demiştir. Fakat arka odalarda roller değişir ve başından beri bir direncin olduğu sanki ima edilir. Bu direnç, çoğu insanın hayatının belli dönemlerinde yaşadığı tekrar zorlantısı kavramıyla da ilişkilidir. İnsanlar basitçe çözüm odaklı ve rasyonel canlılar olmaktan acizdir. Daha çok, kendi dertlerinde bir haz bulan, zaman zaman bundan beslenen ve bu acıların devam etmesini isteyen bir psikolojik çıkmazda bulurlar kendilerini. Filmde Marry’nin televizyon reklamında tekrarlanan cümleleri gibi insanlar sürekli aynı çözüm yollarını uygulayarak bulamadığı cevapları arar durur. Örneğin çoğu kişi ayrılık sonrası geçmiş anılarını tekrar tekrar hafızasında tazeler ve nerede hata yaptığını arar. Fakat her seferinde ellerinde kalan şey geçmişi değiştirememenin getirdiği hüzündür ve belki de aciz durumda olma durumunun bu şekilde verdiği artık bir haz vardır. Değiştiremeyeceğimiz bir kaderin kurbanı olmanın altında yatan sorumsuzluk hissinin hazzıdır bu. Clark bu direnci ortaya koyar, analistle adeta dalga geçer ve tüm sıkıntılarını tekrar ettiği bir dünya yaratır kendine. Mutfakta yaşadığı ve eşinden ayrılmasına neden olan tartışmayı tekrar canlandırır. Marry bu duruma daha fazla dayanamadığında ona suçlunun sürekli suçu başkalarında arayan kendisi olduğunu söyler. Clark, bu kadercilikten aldığı hazzın farkına varır. Çünkü sürekli sızlanma hali, onu kendi yarattığı dünyaya hapsetmiştir. Değişmek istemediğini söylemesinin arkasında yine Lacancı anlamda jouissance deneyimi yatar. Finalde kendi zihni tarafından öldürülmesi bu deneyimin son noktasında yaşayacağımız durumu adeta gösterir. Çünkü kendine zarar vermekten doğan hazzın sonu gelmezse kişinin sonu gelir.

Finalde kendi zihninde ölmüş birinin zihnine hapsolmuş bir analist fikri oldukça sürrealdir. Bu durumda analizana yardım edemeyen analist kendisini dipsiz kuyuya çekilmekten kurtarmak zorundadır. Ancak insan zihni gerçekten de sonsuza yakın odalardan oluşabilir. Bunun nedeni, her bir deneyimin bilinçdışında kendine yer açacak potansiyele sahip olmasında yatar. Marry’nin final sahnesinde bulduğu oda sanki mağazanın giriş katı gibidir. Bu da yine arka odaların Clark’ın deneyimleri ve anılarıyla yapılandırıldığına dair önemli bir işaret gösterir.

backrooms konusu

Tüm filmi Clark’ın zihninden yorumlamak bu şekilde mümkündür ama final bize başka ihtimallerin de kapısını aralar. Annesinin psikotik oluşu birkaç kez gösterildiği akla geldiğinde acaba Marry film boyunca şizofrenik bir atak mı geçirmektedir? Bunun yanında şu da olabilir, belki de Clark’ı terk eden kişi Marry idi ve Marry daha sonra bu ayrılığın altından kalkamadı ve devamlı olarak zihninde Clark’ın ona kötü davrandığı ve onun Clark’ı iyileştirmeye çalıştığı bir tekrar zorlantısının tutsağı oldu. Öte yandan finaldeki şirket yapılanması ve şirket yetkilisinin dedikleri düşünüldüğünde daha önceden direkt olarak gözlemlenebilir olmayan zihnin bilinçdışı düzeyinin keşfi; herkesi şaşkın ve bir o kadar korkutmuş da olabilir. Gözlemleyebildikleri kişileri arka odalara gitmeye zorluyor olabilirler ya da Marry’nin son sahnedeki dönüşümü ve yalnızlığı düşünülünce en başından beri bu odalar Marry ve onun aşamadığı travmalar hakkında elbette olabilir.

Her ne olursa olsun Backrooms, merak düzeyini finale kadar üst seviyede tutmayı başarırken seyirciyi kaotik bir düşünce okyanusunun içine fırlatıyor. Yaşı henüz 20 olan Parsons’un elinden çıkmış bu film ve küçüklüğünden beri kurduğu arka odalar evreni çoğu olgun sinemacının hayalini kurduğu bir başarıyı yakalıyor. Film birçok açıdan tekinsiz olmasına karşın korkutucu özelliğinden ziyade saf bir psikolojik yolculuk olarak tarihe geçmiş durumda. Lacan’a göre semptom, öznenin kendi yaşam öyküsü içinde belirli bir anlam örgüsüne oturur; bu yüzden semptomların herkes için geçerli, sabit veya evrensel bir anlamı yoktur. Her semptom, yalnızca o öznenin kişisel hikâyesi ve söylemi içinde çözümlenebilir ve anlam kazanır. Arka odalar da her bir karakter için özgün bir tecrübe sunmaktadır ve bu haliyle seyirci için filmin kendisi, onlara farklı sorular sordurtup farklı cevaplar bulmalarını sağlayacak nitelikte bir deneyim mecrasına bürünür.

Bir Cevap Yazın