Ana Sayfa İnceleme Bana Karanlığını Anlat (2022): Kayıp Bir Ruhun Olağan Trajedisi

Bana Karanlığını Anlat (2022): Kayıp Bir Ruhun Olağan Trajedisi

Bana Karanlığını Anlat (2022): Kayıp Bir Ruhun Olağan Trajedisi
1

‘’Kadınlar sizi sevebilir. Fakat bir süre sonra bir şey olur onlara ve sizi ölürken izlemek isterler.’’ (Bukowski)

‘’Tanıdığım tüm kadınlara dayanarak söylüyorum ki kadınlar unutmak istemediği hiçbir şeyi unutmazlar.’’  (Bir kadın)

‘’ce que femme veut, dieu le veut’’  (Tanrı’nın istediği kadının istediğidir.)

İlkel dünyadan bu yana iki zıt kutbun -kadın ve erkeğin- var oluşuyla şekillenen yaşamın içerisinde yine ne kadar kadın ve erkek varsa o kadar hikaye olduğunu söylemek de yanlış olmasa gerek. Adem ve Havva ile birlikte şekillenen bu iki ayrı yaratılışın doğasını temellendirmek, anlamak ve doğru anlamı teslim etmek çok zor oldu. Ama kabul etmek gerekir ki kadınlarınkini anlamak hep daha zordu.

Herhangi bir şeye; bir taşa, bir çiçeğe, bir yılana baktığımızda hissettiğimiz bizde bebekliğimizde var olmayan toplumsal kanılarla şekillendirdiğimiz yargıları sunar. Öyle ki taş değersizdir, çiçek narindir, yılansa tehlikelidir. Bir bebek bunları bilemez, bunlar ona öğretilir. Toplumsal çark sizi tüm dogmalarıyla ve etik prensipleriyle yeniden yaratır. Bu sebepledir ki çoğu kez ön yargılar, peşin fikirler, hazır bilgiler yaşamı algıladığımız nokta oluyor. ‘’Oysa her insanın kendisini sonuca götüren, kimsenin hazır bilgilerle erişemeyeceği ve yalnızca kendisinin çok iyi bildiği bir süreci vardır.’’ O zaman dışardan baktığımız şey tam olarak gördüğümüz şey değildir. Bana Karanlığını Anlat bizi tam da hepimizin çok iyi bildiğini sandığı, oldukça sıradan duran ama hakkında hiçbir şey bilmediğimiz bir yaşam öyküsüne davet ediyor: sıradan bir kadının trajedisine.

bana karanligini anlat filmi

Yönetmenliğini ve senaristliğini  Gizem Kızıl’ın yaptığı Bana Karanlığını Anlat izleyiciyi zor bir paradoksun ortasında bırakan, ‘’Nefret edilen birinin ölümüne seyirci kalmak ne denli ahlakidir?’’ sorusunda tarafınızı seçmeyi bekleyen bir kara mizah olarak karşımıza çıkıyor ve bunu yaparken de varlığı hep sorgulanan dünyanın en çekişmeli konusunu -ilahi adaleti- filmin dekoru yapıyor.

Filmin daha ilk sekansında bir yemek masasının iki ayrı ucunda iki ayrı ve birbirine yabancılaşmış hayatı yaşayan karı-koca, Nermin (Aslıhan Gürbüz) ve Veli (Ersin Arıcı) sıradan bir akşam yemeğiyle karşımıza çıkar. Bu yemek masasındaki tüm eylemler ve mimikler daha ilk bakışta bizlere ayrıksı iki yaşamın öncüllerini sunacaktır. Öyle ki Veli’nin bu yemek masasında kalp krizi geçirişine hiçbir müdahalede bulunmadan ve karşısında sarma yiyerek dönüt veren kadın karaktere bu tuhaf davranışı için kızıp kızmamakta ikilem yaşarız. Film süresince hangi tarafı seçtiğimizse hiç kuşkusuz bizim vicdani arka planımız olacaktır.

Bu ölümün ardından filmin tek mekanı olarak görebileceğimiz gasilhanede ölüm ritüellerini gerçekleştirmek adına tüm aile bir araya gelir. Bu bölümdeki monologlarla filmin efektif bir tiyatro oyunu kılığına büründüğünü söylemek yanlış olmaz. Gasilhane, oyuncuların iç çatışmalarını, pişmanlıklarını, hırslarını, vicdan azaplarını, pespaye endişelerini ya da uğradıkları haksızlıkları sunan; gerçek bir ölünün yanında ruhen ölenlerin hislerinden bizleri haberdar eden canlı bir dekordur. Burada tüm hesaplaşmalar kendini gerçekleştirecektir.

-Oğlum aç mı gitti tok mu gitti onu bile bilmiyorum.

-Tok gitti. Sevdiği sarmayı yiyip öyle gitti. Zeytinyağlı sarmayı soğuk sevmezdi. Sıcak da sevmezdi. İlle de ılık olsun isterdi. Gerçekten rafine zevkleri vardı rahmetlinin.

bana karanligini anlat 2022

Ayrıca İlginizi Çekebilir: Demolition (2015): Yıkımın Psikolojisi

Sivri dilli geleneksel Türk kayınvalidesi karşısında uğradığı haksızlıkların panoramasını ortaya koyan, açgözlü kayınbiraderiyle gasilhane önünde arsa paylaşımı yapması yolunda telkin edilen ve her şeyden önemlisi kendini bu aileye anlatmak için değişen ve dönüşmeye zorlanan Nermin, kocasının ölümüyle birlikte var oluşuyla ve hayatın anlamıyla tekrar çarpışır. Kocasından kurtulmanın buruk sevinci ile birleşen bir farkındalıkla burun buruna gelir. Belki de hala umut eden ve yaşamaya tutunabilen bir Nermin ihtimali vardır ve biz kocasının cesetinin yanında, gasilhanede bunu bir ölüye haykırırken işitiriz:

”Beni dönüştürdüğün şeyle ben burada bir başıma kaldım. Her meziyetimi tek tek elimden aldın. Senden nefret ediyorum. Biliyor musun artık ben çok mutlu olacağım. Ben neyi severdim, neyi başarırdım, neyi becerirdim, ben kimdim hepsini tek tek arayıp bulacağım. O iki gözün arkada kalsın ki ben eski Nermin olacağım. Sana inat olacağım, ahdım olsun. ‘’

Senarist ve yönetmen Gizem Kızıl’ın ilk uzun metrajı olan, iyi oyunculuklarıyla dikkat çeken film, başrol oyuncusu Aslıhan Gürbüz’e Altın Koza Film Festivali’nde ‘’en iyi kadın oyuncu’’ ödülünü getirmiştir. Filmde kullanılan tek mekan izleyicinin dikkatini dağıtmadan karakterlerin iç çatışmalarını izlemeye iter. Müzik ise nadiren bir fon olarak kendini hissettirir. Mermerde yatan ölü bir bedenle bezginlik, nefret, acıma, sevgi ve pişmanlıkla bir araya gelen herhangi bir kadının, -sıradan bir kadının- duygusal gelgitleriyle, erkek egemen bir toplumun hezeyanları içinde çürüyen bir başkaldırıyı barındıran film, yerli karanlık komedi türünde oldukça başarılı.

Belki de

Kadınlarla ilgili yapılmış en doğru tespit en yanlış tespittir.

Yorum(1)

Bir Cevap Yazın