Ana Sayfa Berlinale 2019 #BerlinaleNotları 4: Out Stealing Horses, The Golden Glove, Mr. Jones

#BerlinaleNotları 4: Out Stealing Horses, The Golden Glove, Mr. Jones

#BerlinaleNotları 4: Out Stealing Horses, The Golden Glove, Mr. Jones
0


Out Stealing Horses (Ana Yarışma)

Per Petterson’un aynı isimli romanından uyarlanan film eşinin ölümü üzerine Oslo’dan Norveç’in küçük bir kasabasına taşınan Trond’un anılarını takip ediyor. Trond karakterinin gençliğine yapılan geri dönüşlerdeki estetik Terrence Malick’in Tree of Life (2011) filmini hatırlatıyor. Yönetmenin Norveç ve İsveç arasındaki dağlarda, nehirlerde, güzel doğada yaptığı çekimler ve yakaladığı görüntüler filmin değerini yükseltiyor. Bir yandan da karakterlerin hataları, günahları ve doğanın buna cevabı işleniyor. Ana yarışma filmleri arasında büyük oynayan ve bundan alnının akıyla çıkan sağlam bir yapım. Kuzey Avrupa’nın minimal sinemasının kendini tekrar eden Amerika ve Avrupa sinemasına karşı adım adım büyümesi heyecan verici. 8/10

The Golden Glove (Ana Yarışma)

The Cut (2014), In the Fade (2017) gibi son dönemlerde iki siyasi filme imza atan Fatih Akın bu kez bir roman uyarlamasıyle ve farklı bir türle dönüyor. 70’ler Hamburg’unda bir seri katili anlatan, gerçek olaylardan yola çıkan film Akın’ın filmografisinde ayrı bir yere oturuyor. Her zaman yeni şeyleri denemekten çekinmeyen yönetmen alt sınıftan insanların veya alternatif bir hayatın arayışında olanların hikâyelerine odaklandığında genellikle iyi işler çıkarıyor. Burada da bir B tipi filmi andıran, bol kanlı ve provokatif bir seri katil öyküsü var. Tanınmayacak bir hâle bürünen 23 yaşındaki Jonas Dassler çok iyi bir keşif ve çok temiz bir oyunculuk çıkarıyor. Yönetmen de karakteri takip ederken kullandığı plan sekanslarla filmin niteliğini artırmayı başarıyor. Akın müzik zevkini göstermekten çekinmediği bir film ile de Berlinale Ana Yarışma’ya geri dönmüş oluyor.  6,5/10

Mr. Jones (Ana Yarışma)

2017 yılında İz (Pokot) filmi ile ülkemizde çok beğenilen 1992 yılında ise Europa Europa filmiyle En İyi Uyarlama Oscar adaylığı elde eden Polonyalı yönetmen Agnieszka Holland genç bir gazetecinin kişisel hikâyesi üzerine eğiliyor. Galli gazeteci Stalin ile röportaj yapmak için Moskova’ya doğru yola çıkıyor. 1930’lar Sovyetler Birliği’ni ve Stalin’in Ukrayna’da yaptığı zulmü araştıran film, görüntü yönetimi açısından başarılı bir çalışma olarak karşımıza çıkıyor. Fakat Rusya’da geçen bölümlerde senaryonun zayıf olması, seyircide yanlış izlenimler yaratabileceğini söylemek gerek. Özellikle Moskova’da yaratılan, nereden uydurulduğu belli olmayan hedonist ortam, olayların merkezindeki kötü Rus karakter ve herkesin İngilizce’yi çok iyi bilmesi filmin niteliğini düşüren etkenler. James Norton’un oyunculuğu ve Ukrayna’da geçen bölümlerdeki görüntü yönetimi dışında elimizde bir şey kalmıyor. 5,5/10

Tuncay Uravelli 91 doğumlu. Pamukkale Üniversitesi Gıda Mühendisliği bölümü mezunu. ESOGÜ Tarımsal Biyoteknoloji bölümünde yüksek lisans yapıyor. Lise döneminde izlediği Fight Club'ın dövüş filmi olmadığını anladıktan sonra sinemaya ilgisi tutkuya dönüştü. Bu tutku üniversitede edebiyata yönelse de film bitip jenerik aktığında sinemasız yapamayacağını her seferinde yeniden idrak ediyor.

Bir Cevap Yazın