Ana Sayfa İnceleme Caught Stealing (2025): Yanlış Yer, Yanlış Adam

Caught Stealing (2025): Yanlış Yer, Yanlış Adam

Caught Stealing (2025): Yanlış Yer, Yanlış Adam
0

Bundan bir 15 yıl geriye gitsek ve yönetmen Darren Aronofsky’nin Caught Stealing gibi bir film çekeceğinin haberini alsaydık sanırım o habere pek itibar etmezdik. O zamanlar için ardı ardına Pi, Requiem for a Dream, The Fountain, The Wrestler ve Black Swan çekmiş bir yönetmenden bahsediyoruz. Müthiş bir sicil, neredeyse hepsi kült seviyesinde. Yıl 2025’e geldiğimizde araya 2014 yılında çektiği Nuh’un gemisini anlattığı Noah, gösterime girdiği zaman sinemaseverleri kutuplaştıran mother! ve sadece Brendan Fraser’ın oyunculuğu ile parlayan The Whale’i sıkıştırdı. Üretkenliğinin zirvesinden bu yana 15 yıl geçti. Ama halen Darren Aronofsky’nin adını duyunca ne çekeceği merak eden bir sinemasever kitle var. Adının geçerliliği hala önemli bir seviyede, kazandığı bu rütbe kolay kolay da düşmez ama sanki yönetmenin kariyer olarak sıkıştığı ve ne yapacağını bilmediğini bir dönemdeyiz. Bu duraklama dönemi umarım çöküş döneminin habercisi değildir. Parlak ve kendini bulduğu döneme tekrar tanıklık ederiz. Yazının başında kurduğum cümle film hakkında negatif bir hava estirse de filmin üstünde gerçekten kara bulutlar mı dolaşıyor gelin bakalım.

Ayrıca İlginizi Çekebilir: One Battle After Another (2025): Viva la revolución

Bu filmin ilk kadrosu açıklandığında Austin Butler ve Zoë Kravitz üzerinden bir beklenti oluşturuldu. Yan rollerde de Matt Smith, Bad Bunny, Liev Schreiber ve Vincent D’Onofrio gibi geniş oyuncu yelpazesine sahip. Film Hank Thompson adında bir barmenin eve dönüşü sırasında pek tekin olmayan bir arkadaşı olan Ross’un ona kısa süreliğine bakması için bir kedi vermesi ile açılıyor. Bu girişten sonra film alelacele bir ritim bulma kaygısıyla devam ediyor. Başka tekinsiz tiplerin olay örgüsüne dahil olmasıyla film Hank için işin içinden çıkılmaz ve öngörülmez bir hal alıyor. Bir anda bir grup suçlunun hedefi haline geliyor. Oldukça masum ve sıradan bir görüntü çizen Hank, olayların nasıl geliştiğine anlam veremiyor belki de ciddiyetini anlamıyor. Polisin de dahil olduğu olaylar zinciri daha karışık hal alıyor. Filmin ilk anından beri yanlış yerdeki, yanlış adam olmanın bedelini ödemeye başlıyor.

caught stealing

Aronofsky film içinde bir tempo yakalıyor ama arafta kalan bir tempo bu sanki Guy Ritchie ve Matthew Vaughn sınıfının bir altında hissiyatı veriyor. O düzeye çıkmak istiyor ama nasıl çıkacağını da bilmiyor. Bu durumu hissettiriyor. Butler’ın bunu çok kıvıramamasıyla ilgili bir durum gibi. Hank’in gerekli gereksiz zamanlarda eskiden yaşadığı bir anı onda travmatik izler bırakıyor. Başarılı bir beyzbol oyuncusu iken yaşadığı bir kazadan ötürü beyzbol kariyeri tamamen biten biri Hank. Kazadan ötürü kendini suçluyor ve sürekli o an gözlerinin önüne geliyor ve kendini dibe çekiyor. Annesiyle de farklı bir bağı var. Beyzbolla olan ilişkisini ona borçlu. Filmin ilk yarısında gerilim ve suç ön planda biraz daha karamsar bir yapıya sahip, ikinci yarısından itibaren yani bütün taşlar yerine oturduktan sonra ise mizah da ön plana çıkıyor. Eğreti durmayan bir mizahtan söz etmek mümkün. Austin Butler’ı hizmet eden bir oyuncu kadrosu var. Karakterler sahnelerini oynayıp kenara çekiliyor. Butler hariç hiçbirinin yeri garanti değil. Butler’a binen yük bence bu filmde biraz fazla, filmde olan olayları ve gerilimi seyirciye geçirme konusunda bocalıyor. Altında ezilmiyor fakat imzasını da atamıyor. Zoë Kravitz’in toplam ekran süresi ise oldukça kısa, destansı bir rol ve oyunculuk yok belki ama çoğu karakter gibi sırasını savıyor. Butler’dan sonra ön planda olan oyunculuklar ise Yahudi kardeşleri canlandıran Vincent D’Onofrio ve Liev Schreiber’a ait. İlk başta bir süre onlar olduklarını anlayamadım desem yalan söylemiş olmam.

Austin-Butler-Caught-Stealing

Yönetmenin kariyerindeki ilk uzun metrajı olan Pi’yi çok sevmeme rağmen Aronofsky’nin şahlanış döneminin öncü filmini Requiem for a Dream kabul ederim. Caught Stealing de Requiem for a Dream gibi bir roman uyarlaması. O filmde Darren Aronofsky’ın senaryoya dokunuşu vardı ama bu filmde romana ve romanın yazarı Charlie Huston’a güvenip kitabın dokusuna hiç dokunmadan filmi işlemiş. Requiem for a Dream ve Caught Stealing arasında zorla yapmak istediğim özdeşleştirme, hikayesel olarak da filmlerin birbirini bir noktada yakalamış olduğuna dair hissiyatımla veya inancımla ilgili. Requiem for a Dream’in yanında bu filmin esamesi okunmaz ama bu filmin kafama yatmasa da Aronofksy’nin 2. yükseliş döneminin habercisi olduğunu varsayıyorum.

Bir Cevap Yazın