Ana Sayfa Eleştiriler Gaav (1969): Bir Dönüşüm Hikâyesi

Gaav (1969): Bir Dönüşüm Hikâyesi

Gaav (1969): Bir Dönüşüm Hikâyesi 8.5
0
İran’da Şah döneminde de, rejim değişiminden sonra da sanatsal özgürlükler üzerindeki baskılar nedeniyle bir çok sanatçı anlatmak istediklerini metaforlar yardımıyla anlatmaya çalışmışlardır. Bu sanat eserleri toplumun gerçeklerini yansıtmayı başardığı oranda da değer kazanmıştır.

Dünya sinemasında önemli bir yere sahip olan İran sineması, İran edebiyatı ile etkileşim içindedir. Son yıllarda aldığı ödüllerle kendinden söz ettiren Asghar Farhadi 2016 yılında Cannes’da aldığı ödül üzerine yaptığı konuşmasında; “Dramayı ondan öğrendim ben, o İran’ın Arthur Miller’ıdır bana göre” sözleri ile sinema ve edebiyat arasındaki ilişkiye dikkat çekmiştir.

Asghar Farhadi’nin “o, İran’nın Arthur Miller‘ı” diye teşekkür ettiği yazar Gulam Hüseyin Sâedi’dir. Sâedi’nin 1964 yılında yayımlanan Bayel Ağıtçıları adlı eseri sansür ve yasaklara rağmen döneminin en çok okunan eserlerinden biri olmuştur. Bayel Ağıtçıları kitabındaki “Dördüncü Hikâye”, Gaav (İnek) ismiyle 1969 yılında Dariush Mehrjui yönetmenliğinde sinemaya uyarlanmıştır. Filmin Dariush Mehrjui ve Gulam Hüseyin Sâedi’nin ortaklığında senaryolaştırılmış olması, uyarlamanın hikâye ile tamamlanmasında etkili olmuştur.


Arthur Miller’ın Satıcının Ölümü isimli tiyatro oyununun da oynandığı, Asghar Farhadi’nin  Forushande (Satıcı) filminin bir bölümünde öğretmenin öğrencilerine, Gaav filmini izlettiğini de görmek mümkün.

Dariush Mehrjui otuz yaşındayken yönetmenliğini yaptığı filmi, Şah yönetiminden destek alarak çekimlerini gerçekleştirmiştir. Daha sonra, filmin eleştirel yönü bahane gösterilerek yine Şah yönetimi tarafından yasaklanmıştır. Ancak, “film elli yıl öncesini anlatmaktadır” açıklaması ile yeniden gösterimi yapılabilmiştir.

Gaav, İran sinemasının en önemli filmlerinden biri olarak kabul edilir. Aynı zamanda film, ‘İran yeni dalga’ akımının başlangıcı olarak görülür. Film yayımlandıktan sonra 1971 yılında Venedik Film Festivali’nde, 1972 yılında Berlin Film Festivali’nde ödül alarak İran sinemasının uluslararası başarı kazanan ilk filmi oldu. Böylece kendisini ve başarısını İran sinemasının hanesine yazdırmayı başarmıştır.

Filmde zamandan ve mekandan daha çok olaylar ve insanlar ön plana çıkar. Film köy halkının bakışlarıyla başlar ve izleyici bu bakışları üzerinde hisseder. Filmde ilk dakikalarda duyulan çıngırak sesi kulaklarda çınlar ve yaşanacak olayların habercisi gibi bir his uyandırır. Film boyunca köye dair verilen ayrıntılar abartıya kaçmadan özenle seçilmiştir. Köy meydanında bulunan havuz bütün yaşananların şahidi gibi filmde karşımıza sık sık çıkar. İzleyici, filmdeki görsellerin kuvvetli olmasından dolayı yaşananların dışında kalamaz  ve olayların bir parçası haline gelir.

 
Filmde olayların yaşandığı köy, fakir bir köydür. Ancak odağa alınan yoksulluk olmaz. Filmde sık sık Bolouriler’in (hırsızlar) adı geçer. Ama köy halkı, onlara karşı birlik olarak bu durumun üstesinden gelmeye çalışırlar. Buna rağmen filmi izlerken toplumsal bir sorun olarak bu yoksulluğu görür, hisseder hatta yaşarız.

Film en kaba tabirle “Hassan” karakterinin dönüşümünün öyküsüdür. Filmde ineğine çok bağlı olan Hassan’ın ineğinin aniden ölümü üzerine “deliye” dönmesinin hikâyesi anlatılır.

Hassan rolünde oynayan Ezzatolah Entezami, rolünü o kadar iyi oynar ki yaşanan olayların sıra dışılığı gerçeğe dönüşür. Hassan’ın dönüşümünün hakkını her sahnede verir.


Hassan köyde ineği olan tek kişidir. İneği ile olan ilişkisindeki sıcaklık ve farklılık ilk sahnelerde dikkati çeker. İneğin her ihtiyacına, bakımına kendi koşar ve ilgilenir. Hassan işi için köyde olmadığı bir gün ineği aniden ölür. Hassan’ın ineğine olan bağlılığını bilen köylüler, kendine bir şey yapmasın diye ondan gerçeği gizlerler. Hassan’a ineğinin kaybolduğunu, içlerinden birinin onu bulup getirmeye gittiğini söylemeye karar verirler. İneği görmesin diye de eski bir kuyuya atıp üstünü kapatırlar.

Hassan köye döndüğünde ineği ile ilgili söylenen sözlere inanmaz. “Yavaş yavaş” delirmeye ve kendini ölen ineği gibi görmeye başlar. İneği gibi böğürür başını samanlara gömüp beslenir. Ağzına doldurduğu samanları çiğnerken ve ağzındaki ezilmiş otları sarkarken görmek köylüler kadar izleyicileri de etkisi altına alır.


Tüm ısrarlara, söylemlere rağmen köylü Hassan’ın durumunu iyileştiremez. Hassan’ın durumu gün geçtikçe daha da kötüye gider. Bunun üzerine şehirdeki hastaneye yürüyerek götürmeye karar verirler. Yolculuk sırasında yağmurun bastırması, Hassan’ın yürümeye direnç göstermesi üzerine; köyün en aklı başında olan, köyün başına gelen belalardan kurtarmaya çalışan İslam’ın “yürü, seni hayvan” deyip ona vurmaya başlaması filmdeki en etkili sahneydi benim için.

Film, hikâyenin görsel dilini etkili bir şekilde kullanmayı başarıyor. Hassan’ın ahırda karanlıklar içinde yaşaması, eşinin, köylünün çaresizliğini, huzursuzluğunu iliklerimize kadar hissedebiliyoruz. Filmde, yerel renkler yoğun biçimde kendini hissettiriyor. Filmde kültürel ve dinsel kodları görmek mümkün. Köyün sosyal yapısındaki rollerini kör göze parmak ajitesine girmeden iyi tahlil eden bir film olmuş. İran sinemasının farklı yerlere evrilmesinde etkili olan bu film kendini ilgiyle izlettirecek yeterliliğe sahip.

Puanlama

8.5

8.5
Kullanıcı Oyu: ( 4 oylar ) 8

Bir Cevap Yazın