Ana Sayfa Kırmızı Halı ve Festivaller Filmekimi Filmekimi 2019 Jojo Rabbit (2019): Büyüklere Faşizm Masalları

Jojo Rabbit (2019): Büyüklere Faşizm Masalları

Jojo Rabbit (2019): Büyüklere Faşizm Masalları 7.5
0
Ötekiye dair ayrımcı fikirler hakikatin yerini tutan mitlerle üretilir. Egemen bir etnik grup etrafında örgütlenen ulus devletlerin, tehdit olarak algıladığı diğer gruplara tarihyazımı ve eğitim sistemini eğip bükerek yaptığı da buydu: Aynı anda kendisini kutsayıp kahramanlaştıran ve karşısındakini şeytanlaştıran bir mit yaratmak. Bütün bu dışlayıcı performans ötekinin yokluğunda, ötekiyle belli bir mesafede gerçekleşir, çünkü muhatabıyla gerçek bir karşılaşma yaşandığında, dolaşıma sokulan dışlayıcı mitlerin kendisini var eden irrasyonel zemin kayar, gerçeklik karşısında ivme kaybetmeye başlar. Bu hem edebiyata hem de sinemaya ilham vermiş bildik bir hikâye aslında. Birbirine düşman toplumlardan iki insanın, duygusal bir yakınlaşmayla esiri oldukları milliyetçi fikirler ve ön yargılardan özgürleşmeleriyle dolu değil mi zaten sinema tarihi? Jojo Rabbit filmi de bu çokça tüketilen özgürleşme hikâyesinden yola çıkıyor. Ancak daha önce What We Do in the Shadows (2014) ve Hunt for the Wilderpeople (2016) filmlerinden tanıdığımız Taika Waititi’nin yönetmenlik becerisi bu bildik hikâyeyi tekrara düşmekten kurtarıyor.

Film, faşizmin fikrinin henüz yerleştiği ancak işlenmeye başlamadığı bir evreye, yani bir çocuğun zihnine odaklanıyor. Yönetmen Taika Waititi, Nazi faşizmini, Alman ırkı için kahramanca savaşmak isteyen ve Nazi üniformasıyla dolaşan 10 yaşındaki Jojo’nun (Roman Griffin Davis) dünyası üzerinden alaya alıyor; büyük bir cesaretle, geride ağır travmalar bırakmış olan faşizmin parodisine girişiyor. İkinci Dünya Savaşı konulu filmlerden bildiğimiz korkunç görünümlü Nazi subayları yok bu filmde, her şey karikatürize bir hâlde, bir çocuğun zihninde olduğu gibi seyrediyor. Eski rejimin sembolik temsillerinden biri olan ‘Heil Hitler!’ selamının yaldızları sökülmüş; defalarca tekrarlandığı bir sekansta adeta bir tekerlemeye dönüşüyor. Faşizmin ciddiyetinin kendi silahıyla alt edildiği gülünç bir evren yaratmış Waititi. Elbette Hitler’in kendisi de bundan nasibini alıyor. Jojo’nun Nazi düşüncesi ve öğretilmiş Yahudi düşmanlığı, Waititi’nin kendisinin canlandırdığı hayalî bir Hitler tasviriyle temsil ediliyor.


Nazi iktidarının 10 yaşında bir çocuğun zihnindeki yansıması, parodileşmiş bir Hitler olarak karşımıza çıkıyor. Çünkü gerçeğine hiç benzemiyor, bir çocuğun zihninden çıkmış bir ürün olduğundan gerçeği kadar sert görünümlü bile değil. Bu fantazmagorik Hitler, “kötü yola düşüren arkadaş” olduğu çok da geç olmadan anlaşılacak bir yol arkadaşı, bir temsil Jojo için. Kendisini değil, kendisini yaratan ve kendisinin yarattığı fikirler bütününü temsil ediyor. Ötekisine karşı bitmeyen bir nefreti, ötekisi hakkında ürettiği, ötekinin algılanış kalıplarını belirleyen ön yargıları, toptancı fikirleri ve kendisine dair böbürlenmeleriyle ırkçı bir kibri sembolize ediyor. Jojo’nun Yahudilere bakışı da bu ayrımcı ve aşağılayıcı mitlerden ibaret. Annesinin evde sakladığı Yahudi genç kız Elsa’yla karşılaştığında bu mitler otomatik olarak devreye giriyor, Jojo hayalî arkadaşı Hitler’in kendisine verdiği Yahudi düşmanı öğütlerden referansla hareket ediyor. Nazilerin Yahudilere dair korkunç antipropagandasının çocukluk imgelemiyle birleştiği bu sekansta, Jojo daha önceden insan olarak bile tahayyül etmediği Yahudi figürüyle ilk kez karşılaşıyor. Yahudilerin boynuzları olduğuna inanıyor, bu yüzden Elsa’ya boynuzlarının nerede olduğunu soruyor.

Jojo Rabbit, bir özgürleşme hikâyesi anlatıyor: Savaş bitene kadar evin içindeki daracık bir bölmede saklanan Elsa’nın savaş bittiğinde fiziken özgürleşmesiyle ona temas ettikçe hayranlıkla sevgi arasında bir yerde konumlanan Jojo’nun kahramanlık hayallerinden ve Nazi ideallerinden özgürleşmesi. Waititi, film boyunca Jojo’nun deneyimleyerek öğrenmesine izin verdiği bir yolculuğa çıkarıyor izleyiciyi. Bir çocukluk hayalinin faşizmin sahici yıkımıyla yüzleştiği bazı momentlere tanık oluyoruz. Hitler Gençlik Kampı’nda tavşanı öldürmesi istendiğinde kapıldığı korku da Nazilere muhalif olduğu için sokak ortasında asılan annesini (Scarlett Johansson) gördüğünde yaşadığı dehşet de Jojo’nun dönüşüm sürecinin bir parçası. Evine gelen Nazi subaylarından korumak için Elsa’yı kardeşi olarak tanıttığında Jojo’nun bu dönüşümü tamamlanmış oluyor. Giderek üzerine bir an bile düşünmeden ezbere tekrar ettiği ırkçı düşüncelerle mesafe kurmaya başlıyor. Bu yüzden Elsa’yı sevmeye başladıkça Yahudilere karşı nefretinden beslenen hayali arkadaşı Hitler de hastalanıp yataklara düşüyor. Taika Waititi, 10 yaşında bir çocuğun gözünden inşa ettiği film atmosferinin tüm komik ve karikatürize unsurlarını, savaşın dramatik gerçekliğiyle karşı karşıya getirip darmadağın ediyor. Film birden ağırlaşıyor, küçük Jojo’nun sıkı sıkıya sarıldığı milliyetçilik mitleri Almanya’ya düşen bombalarla birlikte çöküyor.


Waititi, alegorik anlatımı komedi ve dramayla harmanlayarak adeta bir büyüklere masallar formatı ortaya çıkarmış. Anlatılan Jojo’nun hikâyesi ancak almak isteyen yetişkinlere faşizm fikrine giden yolu kısaltan mitlere ve yıkıcı sonuçlarına dair dersler de var. Jojo Rabbit, yenilikçi ve cesur sinema diliyle İkinci Dünya Savaşı’nı konu alan filmler içerisinde şimdiden özgün ve ayrıksı bir yer tutacağa benziyor. 

Puanlama

7.5

7.5
Kullanıcı Oyu: ( 0 oy ) 0

Burak Yılmaz 1990 yılında Denizli’de doğdu. ODTÜ Sosyoloji bölümünden mezun oldu. İstanbul Şehir Üniversitesi Sosyoloji bölümünde yüksek lisansını tamamladıktan sonra aynı bölümde doktoraya başladı. Deleuze’ün de teşhis ettiği üzere, sinema aracılığıyla kendine bir yer-yurt arama çabası içindedir.

Bir Cevap Yazın