Ana Sayfa Kırmızı Halı ve Festivaller Oscar 90. Oscar Ödül Töreni Lady Bird (2017): Ya En İyi Versiyonum Buysa?

Lady Bird (2017): Ya En İyi Versiyonum Buysa?

Lady Bird (2017): Ya En İyi Versiyonum Buysa? 9.3
1
Bağımsız sinemanın dikkat çekici isimlerinden biri olan Greta Gerwig’in yazıp yönettiği Lady Bird, gençliğin büyülü bir portresi adeta. Yarı-otobiyografik diye tanımlayabileceğimiz filmde büyümenin zorluklarını “Lady Bird” lakaplı Christine’le beraber deneyimliyoruz. Büyüme hikayelerinin bilindik gidişatından pek çıkmayan film, kendine özgü saf bir duygusallıkla farkını ortaya çıkarmayı başarıyor ve bu sırada da sırtını tüm kusurlarıyla karşımızda olan farklı bir anne-kız ilişkisine dayıyor. Bu hikayeyi anlatmak için gösterişsiz bir anlatım tercih eden Greta Gerwig ise “Lady Bird”e film boyunca zeki ve samimi vizyonuyla eşlik ediyor.

Sacramento’da yaşayan ve Katolik lisesine giden Christine “Lady Bird” McPherson’ın lisedeki son yılıyla karşımızda. Artık hayallerini, üniversite tercihlerini ve yaşamak istediği şehri düşündüğü bir dönemde ve büyük kararlar vermenin eşiğinde Lady Bird. Ufak tefek anlaşmazlıklarla devam eden okul ve aile ilişkilerinin yanında romantik ilişkileri de yeni tanımaya başladığı bir dönem bu. Okul için hazırlanan projeler, gelecek planlarına yatırım amacıyla yapılan bazı seçimlerin ön planda olduğu bu hikayede temel hedef ise bir hayat yaratma. Karakterlerin izlediği yolun, ikili ilişkilerin incelikli ve samimi bir şekilde işlendiği Lady Bird meselesinde evrenselliği yakalamayı ve içinde bulunan tüm detaylarıyla büyümeyi başarıyor.


Sacramento’da doğup büyüyen ve Lady Bird ile benzer yollardan geçen Greta Gerwig’in yarı otobiyografik bu filminin temelinde bulunan anne-kız ilişkisi ise iyi bir gözlem sonucunda ortaya çıkmış. Mizah, anlaşmazlıklar, can sıkıntıları, düş kırıklıkları birey ve aile olmanın ayrılmaz parçaları ve filmde tüm bunlar bu muazzam anne-kız ilişkisi merkeze alınarak işleniyor. Yaşanmışlıklarla, beraber üzülüp sevinilen anlarla, birbirini kırmalarla dolu ancak yaşanan her şeye rağmen şefkatin asla azalmadığı bir ilişki bu. İşte tüm bunlar hem yuvadan uçma isteği hem de ona duyulan bitmeyen sevgiyi ve özlemi gösteriyor. Greta Gerwig ise Lady Bird’e tam da bu duygularla yaklaşmış, bu dünyayı kurmaya gösterdiği özen ise bunun bir kanıtı.

Greta Gerwig Hollywood’un ihtiyacı olan sinemacılardan biri bence. Noah Baumbach ile dostluğundan doğan işbirlikleriyle parlayan kariyeri yazarlığını ve yönetmenliğini yaptığı Lady Bird ile iyice yükselişe geçiyor. Oynadığı ve yazdığı filmlerle bağımsız sinemada kendine önemli bir yer edinen Gerwig, farklı perspektiflere ihtiyaç duyan Hollywood için umut verici bir ses. Onu böyle özel yapan ise muazzam bir hikaye anlatıcısı oluşu. “Gayrı resmi Greta Gerwig üçlemesi” olarak bahsetmek istediğim Frances Ha (2012), Mistress America (2015) ve Lady Bird (2017) Greta Gerwig’in ne kadar özel bir isim olduğunu gözler önüne seriyor. Bu üç filmde Greta Gerwig oyunculuk, yazarlık ve yönetmenlik dengesini sağlarken (her filmde en az ikisini yaparak) birey olmanın ve hayatın anlamını arayan genç kadınların hayatlarını inceliyor.

Lady Bird, Mistress America ve Frances Ha! Greta Gerwig’in istemeden de olsa ortaya çıkardığı bir üçleme gibi. Gerwig’in yarattığı bu üç film birey olma mücadelesi veren muazzam kadın kahramanların liseden üniversiteye oradan okul sonrası hayata kadar olan yolunu takip etmemizi sağlıyor. Lady Bird’de Ya bu benim en iyi versiyonumsa? diyerek kimlik arayışında olan Christine’in lisede son yılındaki maceralarını, Mistress America’da “Aynıyım, sadece artık farklı bir yönde ilerliyorum.” diyerek yetişkinliğe yeni yeni adım atan Tracy’nin üniversitede yaşadıklarını, Frances Ha’da “Henüz gerçek bir birey olamadım.” diyerek hala anlam arayışında bulunan Frances’i izliyoruz.


Üç filmde de karakter tahlili temel alınırken filmlerin duygusal esası ise filmlerin merkezindeki kadınların diğer karakterlerle (özellikle de diğer kadınlarla) olan ilişkilerine dayanmakta. Lady Bird bir anne-kız ilişkisini anlatıyor. Bunun yanında Mistress America’da kız kardeş olacak iki kişinin başına gelenlere tanık olurken Frances Ha’da ise iki en iyi arkadaşın iniş çıkışlarla dolu ilişkisini izliyorduk. Bunların hepsinin ortak noktası ise Greta Gerwig. Hepsinin böyle başarıyla anlatılmasının nedeni de o. Kendine has tarzı, gerçekçi diyalogları, muazzam karakter tahlilleriyle bağımsız sinema adına gerçekten çok özel işler yapıyor.
   
Gerwig’in filmlerinde mekan da önemli bir yere sahip. Karakterlerin bulundukları çevreyle iletişimleri ve bu çevrenin karakter gelişimine olan etkisi film boyunca işlenen bir durum. Lady Bird’de ise bu olgunun önemi oldukça fazla ve bunu sağlayan yer ise Sacramento. Lady Bird filmde birçok kez Sacramento ile ilgili fikrini belirtiyor, oradan kaçma isteğinden, gelişmek için başka bir yere gitmek istediğinden, hayallerini gerçekleştirmesinin ancak başka bir yerde olacağından söz ediyor. Onun yaşadığı yerle ilgili olan tüm bu fikirleri çevresine bakışını gösterirken film boyunca Sacramento’nun Lady Bird üzerindeki etkisini ve karakterinin nasıl geliştiğini de görüyoruz. Her şey Sacramento ekseninde gelişiyor gibi dursa da Greta Gerwig filmdeki karakterlerini, onların izledikleri yolu anlatırken evrenselliği bir an olsun kaybetmiyor. Bu da filmin esas başarısı. Ayrıca filmin hem eleştirmenler hem de genel izleyici tarafından çok sevilmesinin temel nedeni de bu bana kalırsa.


Lady Bird
ile annesinin ilişkisinde kendisine ve annesiyle, ailesiyle olan ilişkilerine dair bir şey bulamayacak çok az insanın olacağını düşünmekteyim. En azından benim için bu filmi böyle özel yapan olgulardan biri Lady Bird’de kendimi görmem oldu. Annesiyle ilişkisini, yaşadığı hayal kırıklıklarını ve sevinçlerini, havalı hazırcevapları ve muazzam gözlemlerini izlerken onda kendimi gördüm zaman zaman. Sinemada kendime en yakın bulduğum karakterlerden biri oldu Lady Bird. Tıpkı Frances Ha’daki Frances ve Mistress America’daki Tracy gibi. Bu da Greta Gerwig’i böyle çok sevme nedenlerimden en önemlisi işte.

Gerwig filmdeki dünyayı yaratırken en büyük yardımı ise Lady Bird’ü canlandıran Saoirse Ronan ve annesini canlandıran Laurie Metcalf’tan alıyor. Hollywood’un genç jenerasyonun en özel yıldızlarından biri olan Saoirse Ronan’ın performansı filmin dayandığı en önemli noktalardan biriyken en büyük kozlarından da biri. Ronan, başarılı oyunculuğu ile filme müthiş bir inandırıcılık katarken karakterin yaşadıklarını hissetmemizi ve yolculuğuna dahil olmamızı da sağlıyor. Filmde kendisinden “Hem sıcak hem de korkunç” diye bahsedilen anneyi canlandıran Laurie Metcalf ise filmin diğer yıldızı. Asla abartıya kaçmayan, minimal bir anne kompozisyonuyla oldukça etkileyici bir performansa imza atıyor Metcalf. Filmde bu ikilinin yanında Manchester by the Sea ile geçen seneye damga vuran Lucas Hedges ve Call Me By Your Name ile bu sene çok konuşulan Timotée Chalamet de bulunuyor. Önceki filmlerinden tamamen farklı karakterleri canlandıran ikili filmin güzel sürprizleri denilebilir.

Frances Ha’nın aşırı sempatik yıldızı Greta Gerwig’in ilk solo yönetmenlik denemesi yılın en özel işlerinden biri. Gerwig’in filminde özenle oluşturduğu çok yönlü yapı bize gençliğe ulaşabileceğimiz naif, gösterişten uzak bir dünya sunuyor. “Cry Me a River” beraberinde bir gelecek düşleyen bir neslin hayallerini ve umutlarını da olabilecek en güzel biçimde yansıtıyor. Yılın en iyi yazılmış, yönetilmiş ve oynanmış filmlerinden biri olan Lady Bird, Gerwig’in vizyonuyla büyüleyen, mutlaka görülmesi gereken güçlü, duyarlı ve komik bir büyüme hikayesi.

Puanlama

9.3

9.3
Kullanıcı Oyu: ( 0 oy ) 0

Sesil Yersu Uncu İstanbul’da doğup büyüdüm. İstanbul Teknik Üniversitesi’nde sevdiğim iki bölümü okumaktaydım. İlk bölümüm İşletme Mühendisliği’nden yeni mezun olmuş durumdayım. Makine Mühendisliği’ne ise devam etmekteyim. Müzik, sinema ve spor üçlüsünün olmadığı bir hayatı asla düşünemeyen biriyim. Sinemanın büyülü dünyasına ise daha çocukken gittiği filmlerle kapılmış ve her zaman güvenebileceği bir dünya olduğunu bulmuş bir sinemaseverim.

Yorum(1)

Bir Cevap Yazın