Ana Sayfa Eleştiriler Le trou (1960): Düzendeki Delik

Le trou (1960): Düzendeki Delik

Le trou (1960): Düzendeki Delik 10.0
0

Sinema tarihi hatırı sayılır birden çok hapishaneden kaçış filmi barındırır. Bazıları gereğinden fazla popularite elde etmiş, bazıları ise yerinde usul usul durup izlenmeyi beklerler. Tıpkı Jacques Becker’in ölmeden önce çektiği son film olan Fransız yapımı Le trou (1960) gibi. Le trou’yu türdeşleri gibi hapishaneden kaçış filmi olarak isimlendirmek yanlış olmaz. Zaten film başından sonuna kadar bunu temsil ederek hareket ediyor.

Film Glaude Gaspard adlı mahkumun başka bir hücreye aktarılmasıyla başlıyor. Aktarıldığı yeni hücrede dört mahkumun yanına beşincileri olarak geliyor. İlk andan itibaren fiziksel olarak bir nebze çelimsiz fakat nazik bir duruşu olan Gaspard’a şüpheci gözle bakılıyor. Bu bakışlardaki şüphecilik Gaspard’a özel olmadığını söylemekte yarar var. Bu dört mahkumu ilk gördüğümüz anda aralarından su sızmayacak seviyede olduklarını anlıyorsunuz. Bu birbirlerine güvenme durumu büyük bir amaca hizmet ediyor. O da hapishaneden kaçarak tekrar özgür olma arzuları. Bu yüzden de kurdukları bu küçük bir hata bile kaldırmayacak düzene giren her yabancıya şüpheli gözlerle bakmaları en doğal haklarıdır diyebiliriz. Gaspard’ı biraz tanıdıktan sonra ve planlarının aksamamasına adına plana Gaspard’ı da dahil ederler.  Zamanla Gaspard’ı daha yakından tanırlar. Bu yakından tanıma sürecinde sadece Gaspard’ın neden mahkum olduğunu öğreniriz. Diğerlerinin suçları hakkında her birinin en az 10 yılı olduğu dışında bir bilgiye sahip değiliz. Bu durum filmin başından beri olan ayrılmaz dörtlümüze içten içe toz kondurmamamıza devam etmemizi sağlıyor. Ayrıca suçunu öğrendiğimiz Gaspard’ın da sağlam pabuç olmama ihtimalinin artmasına sebep oluyor.

Filme adını veren delik bu kaçış serüveninin başladığı yer. O delik kazılmaya başladığı andan itibaren bütün zorlu süreci seyirciye aktarmayı çok iyi başarıyor yönetmen Becker. Tabi bunda Jose Giovanni’nin kendi hapishaneden kaçış denemesini kaleme aldığı romanından uyarlanmasının katkısı fazla. Becker ise bu zor kaçışın tasvirini anlatmakta bu kadar yalın bir dil kullanması ve doğru kamera açısına başvurması hikayenin inandırıcılığına büyük hizmet ediyor. Atmosferi gereği siz de o hücrenin 6. sı olarak konuk oluyorsunuz. Yukarıda küçük bir hata bile kaldırmayacak düzen olarak nitelendirmiştim bu kaçış planını. Siz de 6. mahkum olarak her an bir hata yapılabilir ve enselenebilir endişesiyle tetikte izlemenize sebep olacak gerilimi Jacques Becker inşaa ediyor. Roland karakteri üzerinden de hapishaneden nasıl kaçılır dersini bütün incelikleriyle izleyiciye aktarıyor. Kaçış için yapılan her hareket izleyicinin aklında bir nebze soru işareti yaratmıyor. Ya da manasız bir şekilde konumlanmasına sebep olmuyor. Fiziksel güç sergilenen her anda akıtılan her damla terin gerçekliğe bir katkısı olduğunu anlıyorsunuz.

Sahne sırası gelen her mahkum alışılagelmişin dışında bir mahkum portresi çiziyor. Belki bunu dönemsel olarak çizilen Fransız beyfendi sıfatında değerlendirmek mümkün. Mahkumların her biri uyumlu, hapishane düzenine uygun, argovari üslupları olmayan insanlar. Bunda diğer mahkumlarla az etkileşime girmelerinin de payı vardır diyebiliriz. Gaspard da ilk andan itibaren buna benzer tavırlarla dikkati çekiyor. Bu dört mahkum Gaspard’da olmayan önemli bir özelliğe sahip. O da cesaretli oluşları. Dörtlünün cesarete dayalı bu cabbar ve ne yaptıklarını bilen tavrı Gaspard’a “Çok şanslıyım. İyi ki sizi tanıdım.” gibi ifadeler kurmasına sebep oluyor. Çünkü Gaspard’da olmayan o cesarete Gaspard imreniyor. Yeri geldiğindede o cesaretden yoksun duruşunun faturasını herkes ödüyor.

Filmin isminin çok anlamlı olduğunu düşünüyorum. Ama bu isim ilk olarak koğuşun içindeki kazılan delik olarak düşünülse de düzendeki delik olarak Gaspard düşünülebilir. La trou her anı ayrıntıyla resmettiği ve sahtecilikten yoksun olduğu için sinemanın en iyi kaçış filmlerinden birisi. Belki de en iyisi. Olanı eveleyip gevelemeden direkt olarak izleyiciye sunuşu ve akıllarda olmayan bir gerilim yaratıp seyirciyi tetikte bırakması ise yönetmen Becker’in başarısı. Ölmeden 2 hafta çekimini tamamlamış olması Becker için kaderin cilvesi demek yanlış olmaz.

Puanlama

10.0

10.0
Kullanıcı Oyu: ( 1 oy ) 10

Hürrem Celil Erdoğan Denizli’de doğup büyüdükten sonra üniversite okumak için aynı zamanda şu anda yaşadığım şehir olan İzmir’e geldim. Ege Üniversitesi Matematik Bölümünü stresli uzun bir yolculuktan sonra bitirdim. Sinemaya olan ilgim ise, sinemanın dertleri unutturan tarafını keşfetmekle oldu ve ben de bu sayede sinemanın büyülü dünyasına kapılanlar tarafına geçtim. Bu büyülü dünyayı somutlaştırmak içinse birdunyafilm.co’yu kurdum.

Bir Cevap Yazın