Ana Sayfa Eleştiriler Lifeboat (1944): İnsanlığın Kaybolduğu Sandal

Lifeboat (1944): İnsanlığın Kaybolduğu Sandal

Lifeboat (1944): İnsanlığın Kaybolduğu Sandal 7.8
0
Rear Window, Psycho, North by Northwest gibi sayısız başyapıta imzasını atan Alfred Hitchcock, 50-60 civarında film çekmesine rağmen kusursuza yakın bir filmografiye sahip. Girişte saydığım gibi ön planda olan filmleri haricinde arka planda kalmış fakat ustalıkla çekilen filmleri de var. Bunlardan biri 1944 yılında çektiği senaryosu John Steinbeck’e ait olan Lifeboat. Tıpkı bundan tam 4 yıl sonra çektiği Rope gibi tek mekanda geçmektedir. Fakat Lifeboat bana göre daha zorlu bir iş olmasına rağmen sinemaseverler tarafından Rope kadar ilgi görmemiştir.

Lifeboat, bir Alman denizaltısı tarafından vurulan gemiden kurtulan insanların bir sandal üstünde hayatta kalma mücadelesini konu alıyor. Sandalda ilk başta Connie Porter vardır. Connie giyimine düşkün ve gösterişli Amerikan kadınının bir tasviridir. Sırayla sandala Charles ve John adımı atar. Charles toplumun zengin tarafını, John ise işçi kesimini temsil eder. Sandal kalabalıklaştıkça kalabalıklaşır en sonunda Amerikan halkının bir silüeti ile karşı karşıya kalırız. Dönemin Amerika’sındaki kölelik sisteminin temsili bir siyahi de saldalda kendine yer bulmuştur. O keşmekeşe eklenenlerden biri de düşman Almanlardan Willi’dir. Sandaldakiler Willi’yi atıp atmamak konusunda bir anda ikiye bölünürler ve bir arbede sırasında alman Willi sandalda kendine yer edinir. Küçücük saldalda her karakterden insan mevcuttur. Bu her karakterden insanın dünyası artık bir sandaldan başka bir şey değildir ve bu dünyada tek bir amaç vardır o da hayatta kalmak.

Lifeboat, Hitchock filmografisine baktığımız zaman savaş temasına sahip tek yapım olarak karşımıza çıkıyor. Film, kamera kullanımı ve teknik bakımından farklı ve öne çıkan bir iş olsa da kusurları mevcut. Lifeboat, kendini savaşın bir tarafı olarak lanse ediyor. Tarafsız olmayı seçmeyerek, Alman karşıtı bir propaganda sergilemekten kendini alamıyor.
Dönemin Amerika’sında kölelik hâlen hüküm sürüyor. Sandaldaki tek siyahi karakter olan Joe’ya ilk başta gerçekleşen bir durum karşısında oy kullanma hakkının olduğu söyleniyor. Hâliyle böyle bir duruma alışık olmayan Joe “Benim de mi oy hakkım var?!” deyip şaşırarak Amerika’nın durumunu bir an için seyirciye aktarıyor. İlk başlarda diğer herkesle aynı şartlara sahip olduğu hissettirilse de bu durum çok kısa sürüyor. Emir komuta zincirinde ‘ait olduğu yer’ olan en alt basamakta tekrar konumlanıyor. 

Filmdeki kilit karakter gemiye alınan Alman Willi. Sandaldakilerin çoğu nasıl Amerikan halkının bir portresi ise Willi’de Alman milletinin bir portresi olarak gösteriliyor. Sandaldakiler Willi üzerinden sürekli Hitler’in vurguladığı üstün ırk kavramına atıfta bulunuyor. Willi’de bu durumu inkar etmeyecek hareketler sergiliyor. Bir uzvunu kaybetmiş birini bundan sonra bir işe yaramaz deyip bir çırpıda harcayabiliyor. Willi istenmeyen adam olsa da meziyetleri sayesinde sandaldaki en önemli kişi pozisyonuna evriliyor. Fakat onun da sırası geldiği zaman bir anda vahşi bir şekilde sonu belirleniyor.

Lifeboat, toplumun en alt tabakası ile en üst tabakasını sandalda oldukları süre boyunca kaynaştırıyor. Amaç aynı olduğu sürece kısa süreliğine aradaki bütün eşitsizlikler kalkıyor. Bu durumu insanın doğasına çok rahat bağlayabiliriz. İnsanın bütün refleksleri hayatta kalmaya yönelik gelişir. Sandaldakilerde bu şekilde yapıyor tek yaptıkları şey çıkarlarını gözetmek. Canı söz konusu olduğu zaman Connie gibi en değerli eşyasını çok rahat bir şekilde harcamaktan geri kalmıyorlar. Lifeboat, Hitchcock’un öne çıkamayan yapımlarından, tek mekan konseptinde olması onu farklı kılıyor. Fakat bazı noktalarda da ben kusurluyum ve ben buyum demekte ısrar ediyor. İzleyecek Hitchcock filmi bulamıyorsanız Lifeboat size iyi bir fırsat sunuyor.

Puanlama

7.8

7.8
Kullanıcı Oyu: ( 0 oy ) 0

Hürrem Celil Erdoğan Denizli’de doğup büyüdükten sonra üniversite okumak için aynı zamanda şu anda yaşadığım şehir olan İzmir’e geldim. Ege Üniversitesi Matematik Bölümünü stresli uzun bir yolculuktan sonra bitirdim. Sinemaya olan ilgim ise, sinemanın dertleri unutturan tarafını keşfetmekle oldu ve ben de bu sayede sinemanın büyülü dünyasına kapılanlar tarafına geçtim. Bu büyülü dünyayı somutlaştırmak içinse birdunyafilm.co’yu kurdum.

Bir Cevap Yazın