Ana Sayfa Eleştiriler Oppenheimer (2023): İyiliğin ve Kötülüğün Dansı

Oppenheimer (2023): İyiliğin ve Kötülüğün Dansı

Oppenheimer (2023): İyiliğin ve Kötülüğün Dansı
0

Tanrı zar atmaz.’’ Albert Einstein

İçerisinde tarih dokusu barındıran filmlerin, izleyicisini o tarihsel dönemi tanıma ve anlamlandırma çabasına yönlendirmesi su götürmez bir gerekliliktir. Nitekim bu eksenle yaratılan kurgular seyirciye aynı zamanda iyi bir öğrenci olma misyonu yükleyerek kurgunun tüm basamaklarını tökezlemeden ilerleme çabasına davet eder. Seyirci bu simülasyonda artık hem izleyen hem de öğrenendir.

Christopher Nolan senaristliği ve yönetmenliğinde vizyona giren Oppenheimer da tarihsel izleklerle şekillenen epik biyografik bir kurguyu ihtiva eder. Film dünya tarihinin ve bilim dünyasının kült isimlerinden biri olan Amerikalı Fizik Profesörü Robert Oppenheimer’ı hem bir bilim insanı hem de salt insan olarak çözümlememizi isteyen bir yapbozu bizlere sunmaktadır. Bu yapbozun parçaları tamamlanıp bütüne erişildiğinde, bizlere iyi ve kötünün dengesini kurmaya çalışan bir insanı ve bu insanın hırslarını bilimin emrine sunduğunda hem kendi yaşamını hem bir insanlığın yaşamını nasıl şekillendirdiğine dair hikayesini ortaya koyar.

oppenheimer filmi 2023

Filmin açılış sekansında ‘’Prometheus’ ’la bizleri selamlayan Nolan’ın yapmış olduğu bu mitolojik göndermenin hem ana karakter Oppenheimer’ın hem de hayat hikayesinin izleyiciyle bütünleşmesi için yakılmış zekice bir ışık olduğu ifade edilebilir. Nitekim Prometheus mitolojik bir karakter olarak  tanrılarla neredeyse eşdeğer olan sivri aklını -kendini doğrulayan kehanetleri ortaya koyan- gizil güçlerini Zeus’u aldatmak, küçük düşürmek ve en kötüsü de bu kehanetlerle onu kaygı içinde yaşatmak için kullanmıştır. Prometheus tanrıların düzenine karşı çıkan; onlardan ateşi çalıp bu sayede insanlığa yaratıcılığı, bilimi, uygarlığı verip insanlığın bu dehayı kullanmasını; kendi gücünü ve sınırsızlığını tanımasını sağlayan bir kahramandır. Ancak ölümlülerin günden güne artan yetenekleri ve güçleri, Zeus’u e elbette memnun etmeyecektir. Tanrı ‘’en’’ dir ve üstündeki tüm güçler cezalandırılmalıdır. Bu nedenledir ki Prometheus ateşi çaldığı için Zeus tarafından çok uzaklarda bir kayaya zincirlenmiş ve Zeus karaciğerini yemesi için de bir kartalı Prometheus’a musallat etmiştir.  Bu bağlamda Prometheus’la özdeşleştirilen Oppenheimer da doğanın dengesini alt üst eden, 2.Dünya Savaşı’nın seyrini değiştiren bir atom bombasını bilime hediye ederken vicdani ve zihinsel bir zindanda bu yaptığının cezasını ömür boyu çekecek midir?

Oppenheimer inceleme

Üç saatlik bir kurguyla beyaz perdeye aktarılan Oppenheimer, Nolan izleyicilerini büyük bir beklentiyle sinema salonlarına davet etse de karmaşık olanı anlaşılır kılmak konusunda birtakım eksikliklerle karşı karşıya kalındığını söylemek mümkün. Tarihin yazdığı en büyük dehalardan birini biyografik noktada ele alırken filmin teknikle boğuşan, diyaloglara yenik düşen seyri anlatılan ana kahramanın –Oppenheımer’ın-  ‘’duygu’’ bağlamında izleyiciye sunulmayışı filmi yavanlaştırıyor. Çünkü dünya tarihinin yüz karası unsurlarından biri olan atom bombası; bombanın var edilişi ve sonrasından yaşanan vahşet bu bombanın sadece bir fizik nesnesi olarak sunulamayacağının bir göstergesi. Bu sebepler atom bombasının bilim dünyasına ve savaş tarihine siyah kurdeleyle verilmiş bir hediye olduğu gerçeğini de beraberinde getiriyor.  Filmde birkaç sahneyle geçiştirilen kömüre dönmüş insan bedeni; duygusal anlamda bedel ödediği hissettirilmeyen kahramanlarla yaratılan vicdani muhasebeden yoksunluk yaşamın olağan akışında oluşturulamayan gerçeklik-kurgu dualitesinde bizleri filmle özdeşleştirme vazifesini üstlenemiyor. Çünkü hırsların yarattığı vahşetten ziyade bir sorgu salonunda komünizme hizmet edip etmediği anlaşılmaya çalışılan Oppenheimer’ın agresif diyaloglarla sorguya çekilişini izliyorsunuz.  Filmde bomba yapımını içeren ve daha sonrasında patlatılışını yansıtan sahneleri bir an için nefesinizi tutup izleseniz de tüm neden ve sonuçlarıyla dünya tarihine hala acısı hissedilen bir şekilde kazınmış bu büyük vahşetin salt bir bilimsel formülmüş gibi sunulmasının önüne geçilememiş. Filmde cinsel sahnelerin zeki bir adamın altını daha iyi çizmek için zeki ve ayakları yere basan kadınlar aracılığıyla lakin olay örgüsüne eşlik etmeden kopuk biçimde sunulması da ayrı bir enstantane olarak kendini gösteriyor. Tüm bu unsurların bileşkesi olarak film, eser miktarda dram sosuyla servis edilen görsel efektlerle bezeli kaotik bir biyografi olmaktan öteye gidemiyor.

Ayrıca İlginizi Çekebilir: Christopher Nolan’a göre Sinema Tarihinin En İyi 10 Filmi

‘’İyi film nedir?’’ sorusu her zaman tartışmalı bir sorudur. Çünkü izafi bir sorudur.

‘’İyi yönetmen-senarist kimdir?’’ sorusunun cevabı her filmi iyi yazdığı ve yönettiği algısıyla izlemeye gittiğimiz kişi olmamalıdır. Çünkü bazen bu popülizm algısı bizi hüsrana uğratabilir.

Son olarak bir filmi izlediğinizde üst bir zihinsel hazla salondan ayrılmak için film sizi salona gelmeden önce tarih ya da fizik bilmeye zorlamalı mıdır? Buna cevabım ‘’Yaratılan kurgu ben salondan çıkarken bana tarih ve fizik bilme motivasyonu vermeli.’’ olurdu sanırım. Filmi izlerken içine giremediğim bir dünyayı dışarıdan da anlamsızca seyreden bir izleyici olmak yaratılan bu kurguya ait olamamaktır. Kurguya ait olamamak bir yazınsal ve görsel yaratının amacıyla çelişir.

Beklentilerimi karşılıksız bırakan bir Nolan filmiydi.

Çünkü bir film size salonu terk etme hissi vermemeli,

Aksine biz salonu terk ettikten sonra başlamalı.

Arzu Atak Edebiyat Öğretmeni…Küçük bir ‘’Çağın Asya’’ annesi… İlk 15 dakikada uyumadığı bir filmin iyi olduğuna inanır. Hayata dair en ince tutkusu yazmak. Şehirler değiştirdi, ama kalemi hep valizindeydi. Okuduğunu yazdı hep, artık izlediğini de yazıyor.

Bir Cevap Yazın