Ana Sayfa Vizyon Sibel: Feminist Kırmızı Başlıklı Kız

Sibel: Feminist Kırmızı Başlıklı Kız

7.0
0
Dünya prömiyerini Locarno Film Festivali’nde yapan Sibel, toplumsal gerçekçi senaryosunu Kırmızı Başlıklı Kız hikayesini andıran kurt ve Gelin Kayası Efsanesi gibi mistisizme kayan ögelerle harmanlayan karanlık bir masal sanki. Çağla Zencirci ve Guillaume Giovanetti ikilisinin yönettiği Sibel, Türkiye’ye dışarıdan oryantalist bir açıdan baktığı gerekçesiyle eleştirilip 2015 yapımı Deniz Gamze Ergüven filmi Mustang ile karşılaştırılsa da, ülke gerçeklerine daha hakim olmasının yanında kendi içinde de daha tutarlı. Karadeniz’de geçmesine rağmen şive olmamasını da zamansız mekansız bir anlatı yaratma çabasına bağlıyorum. Nitekim bu hikaye sadece Karadeniz’e özgü bir hikaye değil. Ülkenin her yerinde her gün benzer olaylar yaşanıyor, şive bu açıdan anlatıyı coğrafi açıdan sınırlayabilirdi. Şive konusunda kafa karışıklığı yaşasa, örneğin baba karakterinin aksanı olup kızın olmasaydı eleştirilere hak verirdim ama bu haliyle beni hiç rahatsız etmedi.

Sibel, çocukken geçirdiği ateşli hastalık nedeniyle konuşma yetisini kaybedip çevresiyle ıslıkla anlaşan ve bu nedenle uğursuz görülen, aşağılanan ve dışlanan bir genç kadın. Ama ötekiliğinin esas sebebi engelinden ziyade “evde kalmış” olarak görülmesi yani evlenip çocuk yapmak gibi toplumsal cinsiyet rollerini yerine getirmemesi. Köylüler Sibel’i dışlamakla birlikle iş gücünü sonuna kadar sömürmekte bir beis görmüyor – herhangi bir otoriteden bekleyebileceğimiz gibi. Hem tarlada hem evde çok iş gördüğü gibi bir de ormanda yaşadığı söylenen bir kurdu avlamaya çalışıyor. Filmin başında o da sevilme/yaranma/kabullenilme duygularından tamamen azade değil. Kurdu öldürmenin köylüler tarafından benimsenme anahtarı olduğunu düşünen Sibel, esas ortada kurt olmadığını fark ettikten sonra tam anlamıyla özgürleşiyor.


Kadınların da ataerkinin yeniden üretimindeki payı filmde sık sık karşımıza çıkıyor: Sibel’e hem psikolojik hem fiziksel şiddet uygulayan köylü kadınlar, Sibel’in babası Emin’i (Emin Gürsoy) gömleği ütüsüz olduğu ve misafire çayı kendi koyduğu aşağılayıp bu işleri yapacak biriyle evlenmesini söyleyen çöpçatan, ve en önemlisi Sibel’in kız kardeşi Fatma (Elit İşcan) ile ilişkisi. Engelinden dolayı Sibel’i daha özgür bırakan, başını kapatmamasına, silah taşımasına, eve daha geç gelmesine izin veren babası, Fatma’ya aynı özgürlüğü sunmuyor. Dolayısıyla Fatma’nın Sibel’e olan düşmanca tavrının altında yatan şey bilinçsiz bir kıskançlık. Sibel’i yargılar gibi görünürken ve kendisini kıskanmakla suçladığı zaman dahi onun özgürlüğünü, geleneklere boyun eğmeyişini kıskanıyor.

Emin ve Asker kaçağı Ali (Erkan Kolçak Köstendil) karakterleri üzerinden erkekler de dahil herkes patriyarkanın boyunduruğu altında. Narin karakteri, Sibel’in geleceğinin bir göstergesi olabileceği iması olsa da, bence tam olarak öye değil. Çünkü Narin’i delirten şey sevdiği tarafından terk edilmek değil, ataerkil şiddet. Filmin genelinde ve özellikle final sahnesinde Sibel’in bu şiddete boyun eğmeyeceği vurgulanıyor. Bu sayede Sibel’in sonu Narin’den farklı olacaktır.

Bazı söylemlerinin fazla kör göze parmak olması büyük bir eksi olsa da hem Damla Sönmez’in ikna edici oyunculuğu hem de meselesinin önemi hikayeyi sırtlıyor. Söylenebilecek onlarca söz ve duygunun gülümsemeye sığdırıldığı, kız kardeşlik vurgulu final sahnesinden de etkilenmemek mümkün değil. Kısaca Sibel vizyonun öne çıkan ve özellikle de kadın seyircilerin izlemesi gereken filmlerinden.

Puanlama

7.0

7.0
Kullanıcı Oyu: ( 3 oylar ) 9.7

Bir Cevap Yazın