Jane Schoenbrun‘un dördüncü uzun metrajı Teenage Sex and Death at Camp Miasma Cannes’da aldığı Queer Palm ödülüyle bu sene ilk kez ismini duyurdu. Schoenbrun’un bu yeni filmi, bir yandan korku sinemasının slasher janrasına dair klişeleri oyarken diğer yandan da yeni dönem stüdyoların işleyişine bütünüyle bir eleştiri getiriyor.
Genç potansiyel yönetmen Kris, bu slasher serisi Camp Miasma’nın yeniden çevrimi için orijinal filmlerin çekildiği gizemli yer Camp Tivoli’ye gidiyor. Orijinal serideki başrol olan Billy onu karizması ile öyle etkiliyor ki Kris’in film için düşündüğü tek kişi o oluyor. Film böyle başlıyor, daha başından o dönemin slasher filmlerinin hiç bitmeyen devam filmerine dair ve sonradan alt kültürde bir külte dönüşmelerinin arka planını görsellerle sağlıyor. Bir kısmı kötülüğüyle bir kısmı ise ciddi anlamda türün bel kemiğini oluşturmasıyla ünlü dönem filmlerine dair yaratılan aslında bir mizah da mevcut, Schoenbrun filmin temeline bunu da yerleştirdiğini söylüyor. Devamında genç yönetmen Kris, dönemin filmlerinin klişeliğinden ve kadın düşmanlığından dem vururken, sonradan filmin buradan yakaladığı tonu ve bunu aslında direkt kullanarak nasıl terse çevirdiğini de göreceğiz aslında. Kampın ortasında, eski amerikan sinema salonlarına benzeyen yapının içinde Billy ile eski filmleri izleyip evde vakit geçirirken, Kris’in gözünün önünden Billy’nin seks sahnesindeki yüzü takılıp kalıyor, sonrasında gölün dibindeki canavarın sesini duymaya başlıyor, bunlar git gide Kris’in zihninde büyürken, gölün dibindeki canavarı ya da mızrağıyla katili görüyoruz, arkaik bir kamerayı maske olarak kullanan sinema katili Little Death…
Ayrıca İlginizi Çekebilir: Bugonia (2025): Modern Zihnin Kaygı Düzenleme Mekanizması Olarak Komplo Anlatıları

Camp Tivoli büyülü bir yer, Kris filmlerin gizemini çözmeye başlarken, Billy ile aralarında seksüel tansiyon artarken bir yandan rüyasal atmosferiyle bizi harika bir sanat yönetimi karşılıyor. Schoenbrun’un ilk filminden beri bu rüya rengi ya da ışığı var, 80’lerin techno-noir’inden, David Lynch’e uzanan bu etkilenme burada tepe noktasına ulaşıyor, görsel olarak filmin ruhunu yaratıyor. Kris’in orijinal filmin seks sahnesinde, Billy’nin gözlerinde gördüğü doruk an git gide bir arzuya dönüşüyor ve bunu o da yaşamak istiyor, bu Schoenbrun’un özellikle kendi deneyimleriyle de alakalı özellikle dönüşümünü tamamlamadan önceki seksüel deneyimleriyle, burada bu eski bir slasher filmin seks sahnesindeki Billy’nin gözlerinde vücut buluyor ya da arzuyu ona endeksliyor. Schoenbrun’un filmi tasarlarken ki en büyük isteği aslında bu arzuyu kullanarak temelinde bir slasher pastişi olacak bu filmi özgürleştirmek ve bunu da sinemayı araç olmaktan çıkarıp direkt olarak; arzunun, ölümün ve doğumun ana nesnesi haline getirerek yapıyor. Buraya gitmek için ise Kris ve Billy’nin ilk sevişme sahnesine gidiyoruz, ormandan sonra eve geldiklerinde ilk yakınlaşmalardan sonra Kris geri çekiliyor ve bir şeylerin yanlış olduğunu düşünüyor. Yukarıda ulaşacağımız formüle gitmek için ise bu nokta elzem. Kris seksüel olarak doruğa çıkabilmek için o ana ihtiyacı var, o an bir yandan filmi özgürleştirecek, bir yandan da yönetmenin uğraşması gereken bu yeni dönem bir nevi start-up tarzı stüdyolardan intikamını alacak.

Filmin sonuna gitmeden önce stüdyoyla kanlı bitecek kavgasına dönüyoruz kısa bir süre, Kris kafasındaki filmi bütün tutkusuyla anlatırken, stüdyodakilerin ona sadece bir ürün gözüyle bakması bütün öfkeyi başlatıyor, 21.y.y. start-up zihniyeti özgürlüğü getirse de aslında bir yandan da yeni zincirler keşfediyor, Schoenbrun bunu izleyiciye gösteriyor, üretim ilişkileri ağı kendini kapitalizmin yararına nasıl değiştiriyor bunu görüyoruz. Sona doğru gelirken Little Death’in uyanmasıyla beraber Kris bütün gizemi çözüyor, hayalet ona lanetlendiğini söylediğinde o doruk ana ulaşması için yapması gereken son bir klişe olduğunun farkında. Buradaki komedi nüansı ve devam sahnelerindeki çekimler filmi bir yapıbozuma uğratıyor, filmin pastişini yaptığı türle barışması, onu kucaklaması diyebiliriz belki abartarak. Billy’nin seksüel uyanışını anlatmasından sonra, Kris için artık sadece koşmak kalıyor o ana ulaşmak için bu sıra tanıdığı herkes ve stüdyodakiler Little Death’in kurbanı oluyor. Her şey bittiğinde, yeni bir film kasedimiz var…
Schoenbrun, aynı anda birçok şeye çözüm üretiyor bu filmde ve hayran kalmamak mümkün değil, bana kalırsa bu senenin en iyi filmlerinden biri olacağı kesin. Film hem kendisiyle ilgili hem de türle, bir yandan türün bütün eksikliklerini sahici bir komedi ve yapısal değişikliklerle sinemayı başrol yaparak bozarken, diğer yandan slasherların bir başka sıkıntılı tarafı sekse dair neredeyse her şeyi kendi hayatından da bir şeyler katarak nasıl pozitif anlamda araçsallaştırılır dersi veriyor. Kamera aç ve sinema bir gün bu yeni düzen stüdyolardan da kurtulacak… Teenage Sex and Death at Camp Miasma ülkemizde Mubi’de gösterime girecektir, izleyiniz.
[1] https://i-d.co/article/jane-schoenbrun-filmmaker-interview/