Ana Sayfa Eleştiriler The Father (2020): Bozuk Parça

The Father (2020): Bozuk Parça

The Father (2020): Bozuk Parça 8.0
0

The Father, oyun yazarı Florian Zeller’ın aynı isimli oyunundan uyarlanan ve yine yönetmenliğini Zeller’ın yaptığı bir ilk film. Zeller’ın çok beğenilen oyunun bu film uyarlaması da çok sevildi. 6 dalda Oscar’a aday gösterilen film, birçok ödül töreninden oyunculuk ve senaryo dallarında da ödülle döndü. Sezona pandemi koşullarından dolayı biraz geç girmiş olsa da, ödül sezonu boyunca isminden söz ettirdi ve ettirmeye de devam ediyor. Takvimler yavaş yavaş alışılagelmedik Oscar törenine yaklaşırken Nomadland’in en büyük rakiplerinden biri olarak The Father görülüyor. 

Anthony Hopkins’in canlandırdığı Anthony karakterinin artık hayatının son kısmında bunama hastalığıyla geçen dönemde zihninin geçirdiği evrimi ve çocuklarıyla olan ilişkisini ele alan film, bu ağır dönemi bir şekilde hafifleştirirken kurgu eliyle birlikte zenginleştirmeyi başarıyor. Anthony Hopkins’in muazzam performansının etkisi yadsınamaz pek tabii hatta filmi tek başına bir yere getiriyor ama oradan sonrası iyi yazılmış bir senaryo ve kurguyla anlatılabilir. Zaman algısının gitgide değiştiği ve neyin gerçek neyin olmadığı konusunda emin olamayan bir zihnin derinliği ancak bu şekilde aktarılabilirdi. Birey olarak kalmaya direnen bir zihni ve çevresindekilere bir türlü uyum sağlamayışı konusundaki çaresizliği, bir yerden sonra bu hikâye anlatıcılığını farklı bir boyuta taşıyor. Buna benzer birçok hikâye izlemiş olsak da The Father’ın farkı belki de bu. The Father’a benzeyen filmlerin çoğunlukla daha dışarıdan bir kamerayla bunu yaptıklarını gördük, en iyi örnekleri bile salt gerçekçilik ve sade bir kurgu üzerinden ilerliyordu. Böylesine aşina olduğumuz bir konuyu günümüz sinemasında bir yer açmak ancak herhalde The Father’ın yaptığı gibi olabilirdi. Anthony Hopkins’in artık kariyerinin sonlarına gelirken bize sosyal medyada her gün yaşattığı tebessümler yetmezmiş gibi adeta son bir hediye olarak sunduğu bu performansı için de tekrar teşekkür etmeli. Karakterin yaşadığı bütün duyguları, etrafında dönen şeylerin bütün bilinmezliğini bu şekilde aktarabilmesi büyük bir nimet. İnsanın gitgide küçülüp domestik hasretlerle, çocukluğa duyduğu hasreti ancak herhalde Hopkins bu kadar iyi geçirebilirdi seyirciye. Kaybedilen şeylerin en önce unutulduğu, varlığın yoklukla bu kadar birbirine yakın temas ettiği bir zamanda, her şeyin bir anda masadan düşüp elimizde hiçbir şeyin kalmama ihtimalin olduğu bir zamanda, The Father bunu yaşlı bir zihin üzerinden anlatıyor; neredeyse hiçbir şeyi kalmamış bir zihin. 

The Father’ın şanslı bir senede olduğunu da unutmamak gerekir, eğer her şey normal olsa ve bu sene yayınlanması beklenen filmler 2021 sonbaharına kalmasaydı, bu kadar öne çıkacak bir film olacağı konusunda şüphelerim var. Ne olursa olsun başrol performansı üzerinden ilerleyen ve bütün dünyasını buradan kuran geri kalan her şeyin nesneleştiği ve aynı zamanda da yönetmene belirli konfor alanı sağlayan bir film. Zihinlerde daha çok yeri olması, ödül sezonun en çok öne çıkan yapımlarından biri oluşunun sebeplerinden biri de bu çünkü artık konfor sinema koltuklarının sağladığı bir şey sadece, sinema sanatı o kadar çok şeyi tüketti ki konfor alanının dışı her zaman ─ki filmin getirdiği belirli yeniliklerden bahsettim─ yeni için en iyi şey olarak görülüyor. Bu pek tabii ki başka bir tartışmanın konusu ve çok uzun bir tartışmanın. Filme dönersek son bir kez, The Father yukarıda sayılan bütün şeyleri; ölümü, hasreti, parçaları her şeyi bozup bir çocukluk hasretine dönüştürüyor ve bunca şeye rağmen sihir de burada galiba çocuklukta.

Puanlama

8.0

8.0
Kullanıcı Oyu: ( 0 oy ) 0

Anıl Boydağ Ankara’da yaşayan, Sosyal Antropoloji mezunu sayılacak bir bireyim. Sinema olmadan bir hayat, tahayyül edemeyecek noktaya ne zaman geldim bilmiyorum, zamanla yazmaya da başladım.

Bir Cevap Yazın