Ana Sayfa Eleştiriler Undine (2020): Su Perisinin Makus Talihi

Undine (2020): Su Perisinin Makus Talihi

Undine (2020): Su Perisinin Makus Talihi
0

Çağdaş Alman sinemasının en önemli yönetmenlerinden biri olan Christian Petzold son filmi Undine ile mitolojik bir öykünün çağdaş bir uyarlamasını beyaz perdeye taşıdı. Gespenster, Yella, Barbara ve Phoenix gibi önceki filmleriyle seyirciyi kendisine hayran bırakan yapımlara imza atan yönetmen yine aynı sinema üslubunu koruduğu masalsı bir hikâye ile seyirciyi karşısına çıktı. Dünya prömiyerini 70. Berlin Film Festivali’nde yapan film, FIPRESCI ödülünü ve başrol oyuncusu Paula Beer’ya ise En İyi Kadın Oyuncu (Gümüş Ayı) ödülünü kazandırmıştı.

Undine konusunu mitolojik bir hikâyeden alan çağdaş ve serbest bir uyarlama. Mitolojiye göre deniz tanrısı Neptün’ün kızı olan ölümsüz su perisi Ondine bir gün denizin sığ kıyılarında otururken bir şövalye ile tanışır ve ona aşık olur. Şövalye ise Ondine’nin aşkına karşılık verir ve o gece yıldız ışıklarının altında evlenirler ancak bir süre sonra şövalye deniz kızından sıkılır ve başka bir kadın ile birlikte olur. Bu evlilikten haberdar olan ve kızının aldatılmasına kızan Neptün ise çok öfkelenir ve şövalyeyi korkunç bir şekilde lanetler. Lanete uğrayan şövalye her nefes alışverişini bilinçli bir şekilde kontrol etmek zorundadır ve eğer uyursa nefesini uykusunda kontrol edemeyeceği için ölecektir. Bu nedenle lanetlendikten bir süre sonra uykusuzluğa dayanamayan şövalye istemsizce uyur ve bir daha uyanamaz. Sevdiği kişinin babası tarafından lanetlendiğini ve öldüğünü öğrenen Ondine günlerce yas tutar ve en sonunda doğduğu nehrin sularına geri dönmek zorunda kalır. Bu hikâyeden yola çıkarak tıp literatürüne de giren “Ondine’nin laneti” kavramı günümüzde soluk alışverişini kontrol edemeyen insanların hastalığını tanımlamak için kullanılıyor.

Yönetmen Christian Petzold ise bu hikâyeden yola çıkarak, bir tarihçi ve aynı zamanda bir müzede Berlin’in tarihi kent modellemelerini turistlere anlatan bir rehber olan Undine Wibeau üzerinden hikâyesini anlatıyor. Filmin açılış sekansında sevdiği erkek arkadaşı Johannes’in ondan ayrılmaya çalışması ile Undine’nin umutsuz ve üzgün hâlini görüyoruz. Erkek arkadaşının onu terk etmesine engel olamayan Undine bir süre depresyon ve boşluğa düşüyor. Daha sonra müzedeki rehberlik görevini yerine getirmeye devam eden Undine bir iş gününün sonrasında her zaman oturduğu kafenin tuvaletinden çıkarken içerde bulunan akvaryumdaki bir dalgıç heykelinin ona seslendiğini duyuyor ve ardından ne olduğunu anlamaya çalışırken konferansında onu dinleyen Christopher sahneye giriyor ve filmin fantastik bir havaya bürünmesini son anda engelliyor çünkü konuşan kişi Christopher’ın kendisi ve Undine ile tanışmak istiyor. Aslında filmin gidişatı bundan sonra daha masalsı bir hâl almaya başlıyor çünkü filmde Undine mitolojideki hikâyesinin aksine umutsuzluğa kapılıp nehre geri dönmüyor. Christoper ile tanıştığı an hayatı değişmeye başlıyor. İlk tanıştıkları yer olan kafenin salonunda, yanlarındaki akvaryum kendiliğinden kırılıyor ve bütün suyu üzerlerine boşalıyor. İkisi de yan yana yerde yatarken yeni bir şövalye ile tanışan üzgün su perisinin yeni bir hikâyeye başlayacağını anlıyoruz. Akvaryumdaki dalgıç heykeli ise Undine’nin hep yanında sakladığı hikâyenin önemli unsurlarından bir figür çünkü yeni tanıştığı sevgilisi Christopher da bir sanayi dalgıcı ve yaşadığı çevredeki nehrin dibine dalarak köprülerin temellerini onaran bir kişi. Bu bağlamda dalgıç figürünün Christopher ile bir bağının olduğunu anlıyoruz ve Undine’nin ona ne kadar kıymet verdiğini de.

Filmin devamında yönetmen, Undine ve Christopher’ın aşkını sade ve gösterişsiz bir şekilde sunuyor. Aşkın sadeliğini ve güzelliğini anlatırken de her filminde olduğu gibi Berlin’in muhteşem kent mimarisini ve Alman kırsalının muhteşem doğasını seyirciye göstermeyi ihmal etmiyor. Güzel ve etkili bir sinematografi izlerken aynı zamanda Víkingur Ólafsson’un dokunuşuyla Johann Sebastian Bach’ın Organ Sonata No.4‘ünü de dinliyoruz. Bunun yanında Almanya’nın iki ideolojik bölge olarak ayrıldığı 90’lı yıllardan önce çocukluğunu ve gençliğini yaşayan yönetmen Petzold’un siyasi ikiliklerin bulunduğu hayatının esintilerini sinemasındaki her filmde olduğu gibi bu filmde de görürüz. Kent modelleri rehberliği yapan Undine’nin Sosyalist Almanya’nın mimari yapısı ile Almanya’nın birleşmesinden sonra oluşturulan mimari anlayışın bir karşılaştırmasını yaptığını görürüz. 2018’deki Transit filmi kadar siyasal söylemler barındırmasa da yönetmen Berlin’in kent yapısının bozulmaya yüz tuttuğunun bir mesajını filmde vermektedir.

Mutlu bir şekilde devam eden bu aşk hikâyesinin dönüm noktası Undine’nin Cristopher’ı bineceği trene kadar götürmesi ile değişir. Yolda yürürlerken eski sevgilisi Johannes ve onun yeni sevgilisi ile karşılaşırlar ve Undine’nin kaçamak bakışları Cristopher’ın hislerinden kaçamamıştır. Cristopher ve Undine trende ayrıldıktan sonra Undine eski sevgilisi Johannes ile yolda tekrar karşılaşır ve Johannes tekrar birlikte olmayı teklif eder ancak Undine eski olduğu kişi değildir ve kabul etmez. Akşam olduğu zaman Undine’nin telefonu çalar ve Cristopher onun kendisine yalan söylediğini ve yanından geçtikleri kişinin onun eski sevgilisi olduğunu anladığını ve ona baktığını gördüğünü söyler ve kapatır. Bu görüşmeden sonra uzun bir süre görüşemezler Cristopher iş kazasında yaralanır ve komaya girer. Undine ise her şeyi mahvetmenin üzüntüsüyle Cristopher’ın yanına hastaneye gider ancak orada Cristopher’ın arkadaşından onun Undine’i hiçbir zaman aramadığını öğrenir ve her şeyin eskisi gibi olamayacağını da anlar. Bunun ardından soğuk bir katılıkla oradan ayrılan Undine eski sevgilisi Johannes’i evinde havuzunda yüzerken bulur ve arkasından ona bir su perisi gibi yaklaşır ve havuzda boğarak öldürür. Ardından Cristopher ile hep gittikleri nehre girer ve gözden kaybolur. Undine nehre girdikten sonra komadan çıkan Cristopher onu her yerde arar ancak bulamaz. Aradan uzun bir süre geçer Cristopher’ın hayatı artık farklı bir kadınla birleşir. Daha sonra nehrin dibinde kendi işini yapmaya çalışırken aniden Undine ile karşılaşır ve dışarı çıktığında olanlara anlam veremez. Son kez nehre gittiğinde onu çağırır, su perisi Undine ona hep yanında sakladığı dalgıç heykelini geri verir ve film sona erer. Undine’nin laneti onun normal bir yaşam sürmesine ve sevdiği insanla birlikte olmasına izin vermez ve ait olduğu yerde nehrinde kalır.

Yönetmen Christian Petzold’un bu yarı masalsı yarı trajik filmi, talihsizliklerle dolu dünyamızın bazen ne kadar acımasız ve elimizde tuttuğumuz şeylerin ne denli kolay kaybedilebilir olduğunu gösteriyor. Oyunculuklarıyla ve sade kurgusuyla 2020’nin en iyi yapımlarından biri ve yönetmenin ustalık eserlerinden sayılabilecek Undine, Petzold sinemasını sevenlerin mutlaka izlenmesi gereken bir film.

Oğuzhan Altunkurt 1998 Yılında Burdur’da doğdu. Marmara Üniversitesi Sinema Bölümü öğrencisi olarak hayatına devam ediyor. Büyülü Fener ile ilk tanışması ‘’Yüzüklerin Efendisi’’ sayesinde oldu ve halen bu tutkusunu devam ettirmekte. Sinemanın sonsuz hayal gücüne açılan dünyası ile birlikte Mitoloji, Fantastik Edebiyat, ve Kültür alanındaki her şey ile ilgilenmeye devam ediyor.

Yorum Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir