Yılın sükse yapan korku filmi Weapons, yönetmen koltuğunda Zach Cregger’ın oturduğu, stüdyo geliştirme sürecinde “çok katmanlı korku anlatısı” olarak tanımlanan bir yapım. Film, Cregger’ın uluslararası çıkış yapan önceki filmi Barbarian (2022) sonrasında gerçekleştirdiği ikinci uzun metraj projesi olma özelliği gösteriyor ve filmin başrollerde Josh Brolin, Julia Garner ve Alden Ehrenreich yer alıyor. Cregger, senaryoyu da bizzat kaleme alarak kariyerinde yazar-yönetmen kimliğini sürdürmekte. Weapons, stüdyo tarafından antolojik yapıda kurgulanmış tekil hikâyelerin ortak bir olay etrafında birleştiği bir korku filmi olarak konumlanıyor.
Maybrook’ta aynı üçüncü sınıftan 17 çocuk aynı gece saat 02:17’de evlerinden çıkıp kaybolur; sınıftan geriye sadece Alex ve Lilly kalır. Sınıfın öğretmeni Justine Gandy, soruşturma ilerlerken gözaltında tutulmasa da şüphelerin hedefi hâline gelir ve kendi imkânlarıyla iz sürmeye başlar. Kayıplardan birinin babası Archer Graff, polisle eşzamanlı kendi arayışını yürütür; kapı zili görüntüleri ve mahalledeki tanıklar üzerinden çocukların izlerini toplamaya çalışır. Justine’in Alex’e ve onun evine odaklanan takibiyle Archer’ın bulguları kesişir; her iki hattın da bir noktada aynı adrese ve aynı örüntüye çıktığı anlaşılır. Bu üç figür—öğretmen, baba ve Alex—kasabayı saran kayboluşların merkezinde aynı düğüm noktasına doğru çekilir.

Korku sinemasının polemik yaratan bir geçmişi olduğu açık. Özellikle, 20.yy’da korku filmlerine verilen değer izleyici sayılarıyla ölçülüyordu. Altı çizilmesi gereken nokta korku sinemasının ödül törenlerinde uzunca bir süre karşılığının olmamasıdır. Gerilim sinemasıyla olan girintili çıkıntılı ilişkisinden ayrımları net yapmak zor olsa da bu türün filmi olarak görülen filmler nadiren Oscar ödül törenlerinde boy gösterdi. Get Out (2017) öncesinde korku sineması Oscar ödüllerinde uzun süre boyunca dışlanmış bir tür olarak görülüyordu. Akademi genellikle korku filmlerini “prestijli” kategorilerden uzak tutarak daha çok makyaj, ses ve görsel efekt gibi teknik dallarda ödüllendirmeyi tercih etti. “En İyi Film” kategorisinde aday gösterilen korku filmleri sayılıydı: The Exorcist (1973), Jaws (1975) ve The Silence of the Lambs (1991) gibi birkaç istisna dışında tür neredeyse tamamen görmezden gelindi. Üstelik bu örneklerin bir kısmı klasik anlamda “korku”dan çok psikolojik gerilim olarak kabul ediliyordu. Dolayısıyla Get Out’un 2017’de hem En İyi Film’e aday gösterilmesi hem de En İyi Orijinal Senaryo ödülünü kazanması, türün Oscar tarihinde alışılmadık bir kırılma noktası yarattı ve korkunun toplumsal ve sanatsal ciddiyetinin yeniden tanımlanmasına zemin hazırladı.
Ayrıca İlginizi Çekebilir: Session 9 (2001): Psikozun Tarihi
Weapons’ı ve yarattığı etkiyi tarihsel bağlamda ele almak istememin sebebi de budur: Film, klasik korku sektörü araçlarından farklı şeyler deniyor. Korku sinemasında önceliğin korkutmak olduğu düşünüldüğünde, hikayenin ve hikaye anlatıcılığının tek düze olması absürt bir durum değildir. Ancak bir noktada korkunun sanatsal kimliğini de zedeler. Eğer, sanatsal kaygılar minimuma indirilirse ödül törenlerinde bir yer bulamamasının saçma bir tarafı olamaz. 100 yıldır korku sinemasının standardı iyi bir fikrin korkunç sahnelerle örülü olmasıydı. Artık, toplumsal mesajlardan tutun, hikâye anlatıcılığında ve kurguda bir takım yeniliklere kadar birçok niş iş, yönetmenler tarafından ortaya konuluyor. Weapons’ın ilk teaserı ile göstermiş olduğu gizem, filmin geneline yayılmakla beraber aslında oldukça farklı bir tonda ilerliyor. Korku, kardeşi komedi ile beraber iyi harmanlandığında ortaya benzersiz yapımlar çıkabiliyor. Bunun yanında, hikâyenin birden fazla karakter gözünden oluşturularak bölümlere ayrılması, hem gizemin çeşitlenmesine hem de oyuncuların bir korku filminde gerçek anlamda oyunculuk yapabilecek alan bulabilmesine katkıda bulunuyor.

Bu değişikliklerin ve denemelerin rahatsız edici bir tarafı var. Weapons, özellikle korku seyircisinin konfor alanını bozmakta, kalan seyirci için ise bir alternatif olarak şaşkınlık yaratmakta. Aslında hipnoz eden büyücü/cadı fikri güzel olmasıyla beraber ilk kez karşımıza çıkmıyor. Fakat bu fikir sıradan bir akışta anlatılsa o kadar benzerlerine mahkûm bir yapıya sahip olurdu ki o zaman bu yazının da bir anlamı kalmazdı. Aksine, hikâye seyirciye bu sefer tersten anlatılıyor. Filmde büyünün etkisi altında kalan çocuklar kadar masum ve savunmasız bir şekilde sinemanın beşiğinde sallanıyoruz. Olasılıklar sonsuzlaştığı bir anda, devreye birçok karakterin perspektifi girince sadece korkmakla kalmıyor aynı zamanda bir gizemin peşinden gidiyoruz. Üstüne üstlük, burada güncel sosyolojik problemler de devreye giriyor. Ailelerin linç kültürünü gözler önüne serecek şekilde öğretmene kin beslemesi, hukukta sıkça dile getirilen masumiyet karinesinin toplumsal karşılığında bir inkâr barındırdığı açık. Weapons unutmamamız gereken şu sosyolojik gerçeği ortaya koyar: Modern toplum bir fantezi ve histeri toplumudur. Uyumu nefrete dayalı, mutluluğu bireyci ve izoledir. İkinci ve daha büyük metaforik anlatım, hipnozun toplumdaki yeri olarak görülmeli. Çocuklar ve daha sonrasında büyünün etkisindeki herkes yaptığı şeyi isteyerek yapıyor görünür. Ancak gerçekte bunu isteyip istemediğinden habersizdir. Toplumsal olarak eğer kolektif bir bilinçdışına sahipsek, bunun güncellenmiş halinin aslında “Büyük Öteki” diye belirtilen şeyin modern versiyonunda aramamız gerekiyor. O da ideolojinin kendisidir. O, bizi bir belirsizlik ve yersiz yurtsuzluk haliyle, sürekli bir şeylere davet eder. Satın almaya, gezmeye, ilişkilerimizi düzenlemeye, çocuk yapmaya… Sonucunda her şeyi kendimiz yapsak bile ne kadarını tam bir bilinç kapasitesinde yaparız? İşte sorgulamamız gereken mesele budur: İnsanlık kapitalist bir büyünün etkisinde kendi ruh sağlığı için birçok şeye sarılır ve saldırır. Az önce bahsettiğimiz linç kültürü bu araçlardan yalnızca bir tanesidir.

Ayrıca, 2018’de Florida’daki Marjory Stoneman Douglas Lisesi’nde gerçekleşen Parkland katliamı, 17 öğrencinin yaşamını yitirdiği ve saldırının yaklaşık 14.21 sularında başladığı trajik bir okul içi silahlı saldırıydı. Weapons filmindeki “17 çocuğun 2:17’de kaybolması” bu olaya doğrudan bir gönderme olarak okunabilir. Filmin ismine “Silahlar” konulması yine manidardır. ABD’nin silah endüstrisinin devasa ve yıkıcı tarafı, çocukların hayatlarından daha önemli hale gelmiştir. Bunun yanında, silahlar kavramı filmdeki çocuklara gönderme olduğu kadar, toplumsal ikna ve uyutma mekanizmalarına da selam gönderir.
Dolayısıyla ve son olarak, Weapons’ın bu kadar izleyici çekmesinin nedeni, klasik korku formüllerine yaslanmadan, türün kodlarını hem yapısal hem de tematik açıdan yeniden yazmasında yatıyor. Film, 17 çocuğun gizemli kayboluşu üzerinden yalnızca kaygı ve panik yaratmakla kalmıyor; izleyiciyi toplumun bastırdığı şiddet, ebeveynlik korkusu ve kolektif suçluluk duygusu gibi derin, insani korkularla yüzleştiriyor. Jordan Peele yapımcılığında şekillenen bu yapı, jump scare yerine atmosferik gerilim, açıklama yerine belirsizlik ve saf görsel dehşet yerine toplumsal alegorileri tercih ediyor. Weapons, 2025 korku sinemasında hem biçimsel cesareti hem de tematik güncelliğiyle, izleyicinin yalnızca korkmasını değil, korkunun neyi temsil ettiğini sorgulamasını sağlayarak farklılaştı.