Ana Sayfa Eleştiriler Yol Kenarı (2017): Bildiğiniz Kıyamet Filmlerini Unutun

Yol Kenarı (2017): Bildiğiniz Kıyamet Filmlerini Unutun

Yol Kenarı (2017): Bildiğiniz Kıyamet Filmlerini Unutun 7.0
0
Tayfun Pirselimoğlu’nun 6. uzun metrajı olan Yol Kenarı, kıyametin eşiğinde bir sahil kasabasında yaşayan insanları konu alan mistik ögelerle bezeli bir film. Oyuncu kadrosunda Tansu Biçer, Nalan Kuruçim, Ercan Kesal, Rıza Akın, Taner Birsel gibi bir arthouse yıldızlar geçidinin yer aldığı filmin görüntü yönetmenliğini Angelopoulos sinemasından aşina olduğumuz Andreas Sinanos , kurgusunu son yıllarda bağımsız sinemamızın önemli işlerine imza atan (Kalandar Soğuğu, Daha vb) Ali Aga üstleniyor. Galasını İstanbul Film Festivali’nde yapan film Pirselimoğlu’na En İyi Yönetmen ve Biçer’e En İyi Erkek Oyuncu ödülleri’ni kazandırdı.

Bir grup adamın açıklardaki bir gemiye uzun uzun bakmasıyla başlar film. Bu gemi, kasabada yaşanan tuhaf olay ve cinayetler, uğultu, elektrik kesintileri, denizden gelen bir adam yaklaşan kıyametin habercisidir. Peki “kıyametin” yakın olduğunu görmemiz için böyle somut alametlere mi ihtiyacımız var? Çocuk istismarından kadın cinayetlerine, açlıktan ölen çocuklardan 3 kuruş için akrabasını öldürenlere her gün insanlığımızdan utandıran onlarca haber okuyup bir şey yapmazken kıyametin geldiğini görmek için yanan birinin koşarak sokağımızdan geçmesine gerek olmamalı.

Klişe tabirle “zamansız ve mekansız” olarak tasarlanan filmde siyah-beyaz bir anlatıyı tercih eden Pirselimoğlu, atmosfer yönetiminde oldukça başarılı. Karamsar havası, uzun planları, sabit kamera kullanımı, ayrıntılı sanat yönetimi, üst düzey oyunculuklar ve ses tasarımı üzerine Sinanos’un hepsi ayrı güzel bir tablo gibi kadrajları bir araya gelince Yol Kenarı’nda biçimsel bir kusur bulmak zor. Ancak baştan söyleyeyim, Yol Kenarı seyirci dostu bir film değil. Öyle bir iddiası ve uğraşı da yok zaten. Fikri iyi, biçimi üst düzel olsa da senaryodaki muğlaklık, karakterlerin yeterince derinleşememesi, bazı sahne ve diyalogların havada kalması ve işlevsizliği filmin seyirciye geçmesi önünde büyük engel. Zaten içerik ve senaryoyla da seyirciyle arasına mesafe koymasının üstüne bu bulanık, apokaliptik evrenle ve yavaş akan kurgusuyla seyri oldukça sabır isteyen bir filme dönüşüyor. Ara ara absürt komediye kaçan sahneler bile yardımcı olamıyor. 2 saat gibi ortalama bir süreye sahip film olduğundan daha uzun hissettiriyor.

Tansu Biçer’in başarıyla canlandırdığı karakter -filmde karakterlerin isimleri kullanılmıyor- kıyametin eşiğindeki kasabaya dışarıdan gelen kahve ve otelde çalışarak para kazanmaya çalışan bir yabancıdır. Sırtındaki bir doğum lekesi nedeniyle kasabada hızla yayılan bir dedikodu sonucu beklenen kurtarıcı, filmde geçmese de biz adını koyalım: Mehdi, olduğuna inanılır. Herkes hayatın anlamına, bu kötü gidişatın nereye gideceğine dair bu adama sorular sorar ancak onun da verecek cevabı yoktur. İçinde bulunduğumuz kötü durumdan bizi kurtarması için birini beklemek bir işe yaramaz – çünkü gelmeyecek. Kendimiz harekete geçmediğimiz sürece kıyametten bir çıkış yolu yok. Filmde kıyametin eşiğinde de olsalar günlük hayatlarına çıldırtıcı bir monotonlukla devam edebilen karakterler, günümüzde ülkemiz ve dünyanın hali ortadayken hiçbir şey olmamış gibi delirmeden yaşayabilen kendimizi hatırlatıyor. Filmin sonlarına doğru gemi gittiği zaman, “geri gelir” denmesi de iyi-kötü arası mücadelenin bitmeyeceğini vurguluyor.



Nalan Kuruçim ise filmde baskın tek kadın karakteri rolünün hakkını vererek canlandırıyor. Arzulanan kadın olması ve bir sahnede elma önermesi ile Havva olarak düşünülebilir. Bu ve benzeri dini metaforların yoğun bir şekilde kullanıldığı filmi daha iyi anlamlandırmak için kutsal metinler üzerine bolca okuma yapmak gerekiyor. Tansu Biçer dışında kasabaya dışarıdan gelen bir diğer “öteki” var; sudan gelen bir adam. Kasabadaki cinayetlerden birine kurban gidip morgda dirilen bu adam da üstüne düşünülmesi gereken bir öge.

Derdi ne kadar önemli de olsa yukarıda da bahsettiğim gibi bunu seyirciye geçirememesi büyük bir handikap..Yönetmenin film içinde her şeyin cevabını vermeyip bazı şeyleri seyircinin yorumuna bırakmak benim sinema anlayışıma daha uygun olmasına rağmen, neredeyse deneysel denebilecek kadar belirsiz geldi.  Ana akım seyirciyi zaten gözden çıkarılmış ama sinemayla yakından ilgilenenler için bile yorucu bir deneyim sunuyor. Yine de şu an kısıtlı bir kitleye ulaşsa da gelecekte sinemamız için önemli bir yerde anılacağını düşünüyorum. İlerde geriye dönüp 2010’lu yıllara baktığımız zaman Akp Türkiyesi’nin sinemamızdaki yansımaları daha net görülebilecektir ama şimdiden belli bir çizgi oluşmaya başladı. Son yılların ses getiren filmlerine baktığımızda politik, karamsar, distopik, bazen hiperrealist yer yer fantastik ögeler içeren filmler görüyoruz. ‘Zamanın ruhu’nu yansıtması bağlamında Yol Ayrımı da Abluka, Tepenin Ardı, Sarmaşık, Daha, Körfez gibi filmlerle birlikte anılacaktır.

Puanlama

7.0

7.0
Kullanıcı Oyu: ( 0 oy ) 0

Bir Cevap Yazın