2014, THE IMITATION GAME

Yapay Oyun / The Imitation Game (2014)

“Bazen kimsenin hayal edemediği şeyleri hayal edip yapabilen insanlar vardır.”

Hayal etmek, insan beyninin gerçekleştirebileceği en kolay ve sınır tanımayan bir eylem. Tabii ki bu sürecin acımasız kısmı her zaman daha sonradan gelir. Hayalleri gerçeğe dönüştürmek. Çünkü her toplumda, her çağda, sınırları olmayan beyinler, içinde bulunduğu kafatası kadar sınıra sahip beyinlerin dünyasında yok edilmeye çalışılır.

Alan Turing’in hayatına baktığımızda da zamanından çok sonra doğmuş ve doğduğu toplum tarafından dışlanmış dahilere olandan farklı bir şey olmamış. Tüm bunları göz önüne aldığımızda “The Imitation Game” filmi, hizmet ettiği insanlığın dünyasında istemediği Alan Turing’e yıllar sonra gelen saygı duruşu olarak nitelendirilebilir.

Film, bilgisayar teknolojisinin kurucularından sayılan Alan Turing’in, Almanların 2. Dünya savaşı sırasında kullandıkları şifreleme makinesi Enigma’yı kırıp savaşı kazanma çabasına odaklanmış. Eğer Almanlar savaşı Enigma ile kazanmayı düşünüyorsa, Turing de buna karşılık yine bir makine icat edip savaşı “Christopher”, yani Enigma’yı mağlup edecek makineyle durdurmaya çalışacaktır.

Aslında Turing tüm hayatını icadına aktardığı için film boyunca geçmişe yolculuk olanağı veriyor ve seyirci, onun gençlik yıllarını, her geçen yılla birlikte kendisini gerçek dünyaya kapatıp, sınırları, kuralları olmayan kendi dünyasındaki gelişimini izleyebiliyor, hayatındaki dönüm noktası olan tek arkadaşı, aşık olduğu adam Christopher’ın onun hayatına nasıl yön verdiğine tanıklık edebiliyor.

Turing, yaşamını filmde de geçen bir soruya cevap niteliğinde sürdürmüş: “Birisi sizden farklı bir şekilde düşünüyorsa bu düşünmediği anlamına mı gelir?”. Cevap, ölümünden ancak yıllar sonra, değişmeye başlamış düşünceler sayesinde bulunmuş olmalı ki biz de Alan Turing’in hayatını beyaz perdede izleme şansı elde edebilmişiz.page

O dönem suç sayıldığı için, yaşamını gizlice eşcinsel olarak sürdüren Turing, sırrının açığa çıkarılması ile hüküm giyiyor. Çalışmalarına devam edebilmek için tedavi yolunu seçiyor. Çünkü o yıllar, insanın benliğinin tedavi edilebileceğine inanılan yıllar ve o yıllardaki yasalar Alan Turing’in bu tedavi yüzünden 41 yaşında intihar etmesine neden olan yasalar.

Yazarlar, Turing’in arkadaşı Christopher ve icadı Christopher’a olan bağlılığını mükemmel şekilde işlemiş. Geçmiş ile gelecek arasındaki hikaye geçişleri filmi iki zaman dilimine ayırmaktan ziyade bütünleştirmiş, karakterin yaşadığı her şeyin o zamanki kişiliğe nasıl büründüğünü anlamamıza yardımcı olmuş.

Benedict Cumberbatch’i Sherlock’tan çok farklı bir karakterde izleyeceğimizi zannederken yine insanları kendinden mümkün olduğu kadar uzakta tutan, bu yüzden çevresindeki insanlar tarafından kibirli ve asosyal olarak algılanan bir karaktere hayat vermiş. Fakat sergilediği oyunculuk sayesinde Sherlock’tan sıyrılıp Alan Turing olarak beyaz perdeden seyirciye hikayeyi aktarabilmiş.

Enigmayı kırmaya çalışan ekipteki oyuncuların uyumlulukları sayesinde Keira Knightley, erkeklerden oluşan bir ekibe kendini kabul ettirip Turing’in en büyük destekçisi olduğu için de dışlanmamaya çalışan kadın karakterle hikayedeki yerini almış.

Oyunculuklar ve senaryosuyla 2014’ün başarılı yapımları arasına giren ve birçok ödül alan ve, umarım, alacak olan film, güzel bir biyografik görsel olarak arşivlerdeki yerini bekliyor. İyi seyirler…

“Bazen kimsenin hayal edemediği şeyleri hayal edip yapabilen insanlar vardır.” Hayal etmek, insan beyninin gerçekleştirebileceği en kolay ve sınır tanımayan bir eylem. Tabii ki bu sürecin acımasız kısmı her zaman daha sonradan gelir. Hayalleri gerçeğe dönüştürmek. Çünkü her toplumda, her çağda, sınırları olmayan beyinler, içinde bulunduğu kafatası kadar sınıra sahip beyinlerin dünyasında yok edilmeye çalışılır. …

Genel Puanlama

Senaryo - 90%
Oyunculuk - 84%
Teknik - 70%
Yönetmen - 74%
Müzik - 89%

81%

Okuyucu Oylaması 3.6 ( 3 Oylamalar)
81

Öznur Singin Hakkında

90 yılında dünyaya gelme ayrıcalığını elde edenlerdenim. Okumayı “Deniz Kızı” masalı ile söktükten sonra sevmeye “Çocuk Kalbi” ile başladım. Filmlerin büyülü, farklı boyuttaki dünyasına adım atmam, aynı zamanda ilk defa sinema salonuyla da tanışmamı sağlayan “Leydi ve Sokak Köpeği” oldu. Şimdi ise Biyomühendislik lisansımı tamamladıktan sonra okumalara doyamadığım için devam ettiğim yüksek lisansın yanı sıra film yazıları yazıyorum ve sevgili yazar arkadaşlarım iyi ki beni aralarına almışlar diyorum. Charlie Chaplin demiş ki “Bir filmi herkes anlayabilir, sinema herkes içindir”. O zaman izleyelim, izlettirelim ve sonra da yazalım. Çünkü yazmasaydık deli olacaktık.

nir yorum

Bir Cevap Yazın