Ana Sayfa Burak Yılmaz

Burak Yılmaz

1990 yılında Denizli’de doğdu. ODTÜ Sosyoloji bölümünden mezun oldu. İstanbul Şehir Üniversitesi Sosyoloji bölümünde yüksek lisansını tamamladıktan sonra aynı bölümde doktoraya başladı. Deleuze’ün de teşhis ettiği üzere, sinema aracılığıyla kendine bir yer-yurt arama çabası içindedir.

Once Upon a Time… in Hollywood (2019): Alternatif Gerçekliğin İntikamı Mı?

Quentin Tarantino’nun son filmi tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de hararetli tartışmalarla gösterime girdi. Bir sanat ürünü ortaya çıktığı andan itibaren yaratıcısından tamamen bağımsızlaşarak alıcısının öznel deneyiminde bambaşka bir formda yeniden üretilebilir. Dolayısıyla o sanat eseri eser sahibinin anlatmaya niyetlendiği eser değildir artık. Öte yanda, paradoksal bir şekilde, bu eserlerin içinde her zaman yaratıcılarının izlerini […]

Midsommar (2019): Egzotik Bir Cehennem

Dikkat, bu yazı sürprizbozan içerir!İlk uzun metrajı Ayin’den (Hereditary, 2018) sonra dikkatleri üzerine çeken Ari Aster, ikinci filmi Ritüel (Midsommar) ile dönüşmekte olan korku sineması türüne yeni soluklar kazandırmaya devam ediyor. Aslında Midsommar’ı tek başına korku ya da gerilim filmi olarak adlandırmak yeterli değil. Havada asılı duran gerilim hissinin bazı sahnelere incelikle yerleştirilmiş komedi unsurları tarafından yutulabildiği […]

Le livre d’image (2018): Bildiğimiz Sinemanın Sonu

Ulus Baker, Jean-Luc Godard’ın “montajı kolaja doğru itmek gerektiği” fikrini savunduğunu yazmıştı. Le livre d’image [İmgeler ve Sözcükler], bu anlamda Godard’ın bir fikri-takip eseri olarak, imajlar, anlatılar ve seslerin kimi zaman bütünlük içinde kimi zamansa kaotik bir düzlemde bir araya getirilmesinden oluşuyor.Godard’ın, François Truffaut, Alain Resnais ve Eric Rohmer gibi sinemacılarla birlikte öncülerinden biri olduğu […]

Chantal Akerman Sineması: Gündelik Hayat Hapishanesine Yersiz Yurtsuz Bir Başkaldırı

İlk kısa filmi Saute ma ville’i tamamlamak için bankalarda, mağazalarda, restoranlarda, heykel modellemesinde, fotoğraf stüdyosunda ve hatta New York’ta porno film gösterimi yapan bir sokak sinemasında kasiyer olarak çalışan; yeterli parayı biriktirdikten sonra bir diğer kısa filmi La Chambre’ı ve ilk belgesel filmi Hotel Monterey’i çeken Belçika doğumlu yönetmen Chantal Akerman’ın 1968 yılında kısa filmiyle […]

Werk ohne Autor (2018): Felaketi Resmetmek

Foucault, delilik söyleminin arkeolojisini yaptığı Deliliğin Tarihi[i] kitabında, Batı’da kontrol altına alma ve kapatma pratiğinin ilkin 13. yüzyıl başlarında cüzzam hastalarından başladığını, 17. yüzyıla doğru akılcı söylemin doğuşuyla bir üst kategori olarak “deliler”e kadar uzandığını yazmıştı. Foucault’ya göre ahlaki, ekonomik ve akli zayıflıklar delilik söyleminde birleşmiş; deliler, modern toplum tarafından disipline edici ve ıslah edici […]

Roma (1972): Kontrast İmajlar Karnavalı

“Her şey otobiyografiktir”. Fellini’nin bir röportajında söylediği, sinemaya bakışını yansıtan bu söz tüm filmlerinde farklı yoğunlukta karşılık bulurken, sanırım kendi belleğini en çok işe koştuğu eserinin Roma (1972) olduğu söylenebilir. Fellini’nin Roma’sı (Roma di Fellini) olarak da bilinen film, adı üstünde Fellini’nin anımsamalarıyla yarı otobiyografik yarı düşsel bir formda yeniden yarattığı Roma kentini anlatır. Filmin […]