Ana Sayfa !f Bağımsız Filmler Festivali !f’te En Beğendiğimiz 10 Film

!f’te En Beğendiğimiz 10 Film

!f’te En Beğendiğimiz 10 Film
0
Derleyen: İlkyaz Altuğ ve Oğuzhan Durmuş

Phantom Thread
Çağımızın en yetenekli senarist ve yönetmenlerinden biri Paul Thomas Anderson’un yeni filmi, yine çağımızın en büyük aktörlerinden Daniel Day-Lewis’in jübilesini yaptığı Phantom Thread Türkiye galasını !f’te yaptı. Anderson’ın sinematografisi, Johnny Greenwood imzalı filmle muazzam bir uyum yakalayan müzikleri, Day-Lewis, Lesley Manville ve Vicky Krieps’ın başarılı oyunculukları ve aşka farklı bir açıdan bakmamızı isteyen, aynı anda hep gerilim hem aşkı hissetiren başarılı senaryosuyla Phantom Thread 2017’nin en iyi filmlerinden biri. En İyi Film dahil 6 dalda Oscar adayı olan film Anderson’ın harika yönetmenliği ve Day-Lewis’e veda etmek için bile perdede izlenmeyi hak ediyor ve geride etkisi uzun sürecek bir duygu bırakıyor.



Les Garçons Sauvages
Cinsiyet nedir? Sınırları çizilmiş ve aşılamaz bir özellik midir yoksa o kadar basit değil mi? Bertrand Mandico’nun ilk uzun metrajı Les Garçons Sauvages, cinsiyet kavramını cesurca irdeleyen, sınırları zorlayan deli işi bir film. Kadın-erkek arasındaki ayrımın belirsizleştiği, heteronormatif tabuların yıkıldığı film seyirciyi yer yer metaforlara boğsa da, gözlerini ayıramadan izletiyor. Bazı sahnelerin siyah-beyaz, bazı sahnelerin renkli olması, üst üste bindirilen görüntüler, fantastik sahneleriyle biçimsel olarak da geçişken olan film !f Keşif ödülünün de sahibi oldu.



Kar
Emre Erdoğdu’nun ilk uzun metrajı Kar, uyuşturucu, fakirlik, cinsellik üçgeninde kaybolan gençlik üzerine; (finaline kadar) çok gerçekçi ve bir o kadar da etkileyici, klişe tabirle “gücünü gerçekliğinden alan” bir film. Finalde saptığı rota bir yandan farklı bir katman ekliyor ancak filmin gerçekçiliğini biraz zedeliyor. Yine de, özellikle bir ilk film olduğu düşünülünce, sinemamız adına heyecanlandıran ve Erdoğdu’nun sonraki projesini iple çekmemize yetecek nitelikte bir eser.



The Florida Project
Geçtiğimiz yıllarda Tangerine (2015)  ile gönüllerimize taht kuran Sean Baker, The Florida Project ile bir kez daha gönüllerimizi fethediyor. Tersine “Amerikan Rüyası” sunan The Florida Project, sadece 17. !f İstanbul Film Festivali’nin değil yılın da öne çıkan yapımlarından biri oluyor. Altı yaşındaki Moonee ile genç annesi Halley’ın  motel hayatını anlatan The Florida Project, her şeyin karanlık olmasını beklerken pastel renklerle donanmış bir masal sunuyor. Bu masal içerisinde Willem Dafoe’nun içsel performansı ise unutulmaz anlar yaratıyor. Moonee ve Halley karakterlerine hayat veren Brooklynn Prince ve Bria Vinaite’nin amatör oyuncular olmalarına rağmen harikalar yaratmalarını da gözden kaçırmamak gerekiyor. Son olarak, 2016 yapımı Andrea Arnold’un yönettiği “American Honey” filmini sevenler emini bu filmi de çok sevecektir.



Ava
Son zamanlarda sıkça karşımıza çıkan “büyüme hikayesi” temalı filmlere bir yenisini de İranlı yönetmen Sadaf Foroughi ekliyor. Sadece büyüme hikayesi demek de doğru olmaz. Ava için aynı zamanda bir başkaldırı, bir feminizm filmi de diyebiliriz. Filme de ismini veren Ava adlı 16 yaşındaki bir genç kızın başından geçenler anlatılıyor. Toplum baskısı, Orta Doğu’da kadın olmak, toplumun en küçük birimi olan ailenin çocuklara etkisi gibi konulara değinen film, festivalin Keşif bölümünde yarışıyor. Güçlü hikayesinin yanı sıra teknik anlamda da başarılı olan film, festivalin öne çıkan yapımlarından biri.



Invasion
Balık ve Kedi ile adını uluslararası arenada duyuran, İranlı yönetmen Shahram Mokri’nin son çılgınlığı. Tamamı tek plan ve bu tek planın içinde zamanla da oynayabilen, İran gibi bir ülkede cinsiyet üzerine cesurca sözleri olan film özellikle sinemanın teknik gücünü görebilmek adına tekrar tekrar seyredilmesi, başucu eseri yapılması, ders olarak okutulması gerekenlerden. Sabırlı bir izleyici olmayı gerektiriyor ama bu sabrın mükafatını fazlasıyla veriyor.

City of Ghosts
Türkçe adıyla Hayaletler Kenti, Suriye’nin Rakka şehrinin IŞİD tarafından ele geçirilmesiyle bir araya gelmiş anonim aktivist grubu kendine konu ediniyor. Bu çarpıcı belgesel, izlerken seyircinin kanını donduruyor. Göz yaşlarına hakim olmak ise epey güç oluyor. Son zamanların kanayan yarasını en açık şekilde aktaran City Of Ghosts ile Avrupa’nın mülteci konusundaki iki yüzlülüğü de bir kez daha beyazperdede kendine yer buluyor. Tüm bunların yanında film, medyanın doğru kullanımı, basının ne kadar tarafsız olduğuna dair konulara da değiniyor.



The Disaster Artist
Bazen bir filmi izlediğimizde o filmin yapım aşamasını çok merak ederiz, özellikle de film gerçek olamayacak kadar kötüyse. Filmin başındaki röportajlarda Adam Scott da “Bir zaman makinem olsa bu filmin setini görmek isterdim” diyor. Bahsettiği film dünyanın en kötü filmi namına sahip The Room (2003). Tommy Wiseau ve Greg Sestero’nun inanılmaz ama gerçek hikayesi oldukça keyifli komik ve yer yer duygusal. James Franco tarafından başarıyla canlandırılan Tommy Wiseau gibi özgün bir karakterin portresi izlenmeye değer. Bunu izlemeden önce mutlaka The Room’u izlemeniz tavsiye edilir, zira onu izlediğiniz takdirde arka planı zaten çok merak ediliyor.

Anadolu Turnesi
!f Yeni bölümünde yarışan Anadolu Turnesi, izleyiciyi 114 dakikalık “keyifli” ve bir o kadar da “eğlenceli” olan bir yolculuğa çıkarıyor. Yönetmenliğini Deniz Tortum ve Can Eskinazi’nin yaptığı Anadolu Turnesi, 2014 yılında amatör bir rock grubu olan “Venus Music Peace Band”in Türkiye’nin farklı şehirlerinde gerçekleştirdikleri konserleri kendine konu ediniyor. Halkın verdiği tepkiler belgeselin eğlence dozunu bir nebze daha arttırıyor. Aynı zamanda film, Türkiye’nin içinden geçtiği önemli bir olaya esprili bir şekilde yaklaşması ile biraz da hafızalara kazınıyor.

The Distant Barking of Dogs
Aşk & Başka Bi’ Dünya bölümünde yarışan Simon Lereng Wilmont imzalı The Distant Barking of Dogs, Ukrayna ve Rusya arasındaki çatışmaları bir çocuğun gözünden anlatıyor. Militarist düşüncelerin ve somut bir şekilde devam eden savaşın çocuklar üzerinde bıraktığı etkiyi ve çocukların değişen psikolojisini en iyi şekilde aktaran yapım, tüm bu karamsarlığın yanında umudu da her daim yanında taşıyor. Adını filmin mesajından alan belgesel kaçırılmaması gereken yapımlardan birine dönüşüyor.



Bir Cevap Yazın