Ana Sayfa Eleştiriler ‎Trenque Lauquen (2022): Kayboluşun Huzuru

‎Trenque Lauquen (2022): Kayboluşun Huzuru

‎Trenque Lauquen (2022):  Kayboluşun Huzuru
2

Laura Citarella’nın dördüncü ve iki bölümden oluşan son filmi Trenque Lauquen, filme de ismini veren şehirde geçiyor. İlk olarak geçen sene Venedik’te gösterilen film, Uluslararası Sinefil Topluluğu’nun sene sonu ödüllerinde En İyi Film, Senaryo, Kadro ve Yönetmenlik ödüllerini topladı. İki bölümden oluşan filmin toplam süresi yaklaşık 4 buçuk saatti ve 26. Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali sayesinde ülkemizde izleyebildik.

Trenque Lauquen çok katmanlı bir hikaye ve her şey Laura karakterinin bir biyoloji projesi kapsamında şehre gelmesiyle başlıyor. Bu kısa araştırma döneminde dahil olduğu radyo programı için kütüphanede araştırma yaparken gizli bir mektuplaşmaya rastlıyor, sonra bu onun için bir tutkuya dönüşüyor. Filmin asıl başlangıcı ise Laura’nın sevgilisi Rafael ve henüz kim olduğunu bilmediğimiz ama Laura’ya şoförlük yapan Ezequiel’in (Chico) Laura’nın kaybolmadan önceki son adımlarını araştırmasıyla başlıyor. Yani hikayenin ikili zaman akışı başlangıçta Laura’nın mektuplaşmanın gizemini araştırırken, Chico ve Rafa’nın da Laura’nın ne yaptığını öğrenmeye çalışması arasında gidip geliyor. Bu üç karakter üzerinden de hikayeyi ayrı ayrı izliyoruz. Sonradan öğreneceğimiz üzere Chico her şeyden haberdar ve neredeyse bütün hikayede Laura’nın yanında. Bu ilk bölüm, inanılmaz bir kasaba noir’i yerelliğini ve Citarella’nın tarzını içerisinde tutsa da, öte yandan western olma özelliklerini taşıyor. Sürekli çözülen bir düğüm gibi ilerleyen hikaye sizi 4 buçuk saat boyunca herhangi bir dikkat dağılma olmaksızın ekrana kitliyor. Citarella ve başrol Laura Paredes’in birlikte yazdıkları senaryo neredeyse kusursuz…

Trenque-Lauquen-2022

Çoğu kişi bilmeyecek ama eğer yeni bir şey yoksa Laura Paredes’in partneri Mariano Llinás’ın tarzı, kurgusu ve kullandığı tekniklere çok benzer bir sineması var Citarella’nın ki daha önce Llinás’ın filmlerinin yapımcılığını da yapmıştı, yine filmde Romina karakterini oynayan Verónica ve Mariano Llinás kardeşler. O yüzden doğal olarak hikaye anlatıcılığı noktasında çok keskin benzerlikler var. Buradan, şuraya geleceğim filmin ilk bölümündeki inanılmaz hikaye anlatıcılığı ve kurduğu dünya bir başka Arjantinli ve benim de çok sevdiğim bir yazar Jorge Luis Borges’in tarzına çok benzer görünüyor. Öyle ki, filmde geçen bazı yazarları ve kitapları acaba Borges’in yaptığı gibi kurgusal yazarlar veya kitaplar mı diye baktım ama gerçekmiş hepsi. Bunun nedeni de, Borges kurgusal karakter biyografileri yazardı öykü kitaplarında bunda dolayı bir bağ var mıdır diye merak etmiştim, direkt böyle bir bağ olmasa da hikayenin kendisinin Borgesyen bir hikaye olduğu gerçeğini değiştirmiyor pek tabii ki.

Ayrıca İlginizi Çekebilir: Past Lives (2023): Buruk Bir Anti-Masal

Filme dönersek bu ilk bölümde, Laura ve Chico mektupların gizemini çözmeye çalışırken birlikte saatlerce yaptıkları yolculuklar ve araştırmalar sırasında birbirlerine aşık oluyorlar. Ve bu aşk hikayenin kendisi gibi gerçek ve birbirlerine olan tutkuları bu mektuplara olan tutkudan öte geliyor. Laura bir başka gizeme, bir başka hikayeye tek başına hareket ederken bir diğer izdüşüm de yine mektuplar, tüm bu mektupların başında Carmen Zuna tek çocuğunu, aşığı Paolo Bertino’ya bırakıp kayboluşu… Geçmişle gelecek birbirine bağlanırken, diğer yandan günümüz bambaşka bir derinliğe doğru ilerliyor. Buradan filmin ikinci bölümüne geçiyoruz. Laura çiçekler üzerine araştırmasını yaparken Elisa isimli gizemli bir karakterle tanışıyor, Elisa ona bir çiçeği gösterip eğer bulursa mutlaka onu bulmasını söylüyor tam da bununla eş zamanlı olarak şehirdeki nehirde, gizemli bir varlık bulunuyor. Bu varlık filmin büyük bir kısmında ön planda değilken, Laura’nın bu çiçeği bulup Elisa’nın evine gitmesiyle hikayenin merkezine oturuyor. Elisa bu varlıkla ilgili soruşturmada görevli doktor ve gazetelerde soruşturmadan ayrıldığını görüyoruz, yaşanan bu gelişmeler üzerine Laura eve gittiğinde Elisa ve partneri Romina’nın şüpheli hareketleri üzerine evi gözetlemeye başlıyor… İkinci bölüm tamamıyla bunun üzerine; Laura mektuplaşmaları, Chico’yu, Rafael’i ve çiçekleri bırakıp Elisa’nın daveti üzerine ikilinin evinde kalmaya  başlıyor. Bütün günlerini onlarla geçiriyor, Elisa sürekli bu varlığı eni sonu ona göstereceğini söylüyor ve Laura’nın tanımlamasıyla üçlü bir ilişki başlıyor. İnanılmaz bir merakla mektuplara ve Carmen Zuna’ya, Paolo’ya odaklıyken bu sefer hikayenin bu kısmına kendimizi aktarıyoruz. Bu varlığın beslendiği gizemli sarı çiçek dışında varlığa dair hiçbir şey göremiyoruz, Laura sonunda onun odasına girdiğinde bile onu göremiyoruz… Ve sonunda hem Rafael ve Chico’nun hikayesi hem de Laura’nın hikayesi aynı düzleme doğru gelirken her şey bir kaosun içine giriyor. Sonunda ne olduğuna anlayamayan Chico’ya geçiyoruz ve işin radyo istasyonu tarafına.

trenque-portada

Trenque Lauquen’nin meşhur radyosuna ve orada Laura ile program yapan Juliana’ya, ki Juliana Carmen Zuna’nın aşığına bıraktığı çocukla aynı isme sahip. Mektuplaşmaya dair gizemlere bir cevap olmaksızın ama yine de bir cevapmış gibi önümüze koyuluyor, söylenmeden, ortaya koyulmadan. Chico, Laura’nın radyoya bıraktığı ses kaydını dinliyor ve yine bir gizem, sanki bitmek bilmeyen bir arayış ve cevapsızlık. Yine de Citarella bize bir huzuru verecek, çünkü Laura o evden kaçtıktan sonra ilkin virane günler geçiriyor, sonra Carmen Zuna gibi yürümeye başlıyor. Bu film bir kaçışı simgeliyor ama bir yandan kayboluşun huzurunu, modern dünyada birey olma eziyetini; kadın dedektif, kadın biyolog, kadın radyocu ve maceraperest ama kaybolan ve huzuru Carmen Zuna gibi sadece Laura olmakta bulan… Yazının son bölümü Laura Citarella’nın filmini tanımlarken kullandığı sözlerini de barındırıyor ama bu bile film için yetersiz kalıyor. Uzun zamandır bir film için bu sözleri pek kullanmadım bir diğeri de direkt organik bağları olan Llinás’ın filmi La flor içindi ki, La flor 13 buçuk saatti ama Trenque Lauquen onun aksine daha güçlü bir bağ kurabiliyor seyirciyle, nedeni ise hikayenin La flor’un aksine bir bütün olması. Filmi aşırı sevmemdeki sebep tek başına global bir bağlayıcılık değil, asıl sebebi öykücülüğe bayılmam ve bana göre öykücülüğün şahikası Jorge Luis Borges’in ilk örneklerini verdiği büyülü gerçekliğin ve bu müthiş hikayeyi anlatırken ki nüansları. Gerçekle, hayal ve arayışla, kayboluşun arasında muazzam bir yolculuk Laura’nın yolculuğu ve buna eşlik edebilmek, bunu anlayabilmek muazzam bir şey. Paolo Sorrentino’nun, La grande bellezza filminin sonunda, hikayenin ana karakteri Jep’in sözleri ile bitirmek pekala uygun bu yazıyı. Zaten iyi bir hikaye aslında kendine inandıran iyi bir numaradır.

“Adiós, Adiós.

Me voy, Me voy.”

[1] Filmde, Jep Gambardella karakterinin son sahnede söylediği kelimenin orijinal hali:
“In fondo… è solo un trucco”

[2] Carmen Zuna ve Laura’nın son mektupları:

“Güle Güle.

Gidiyorum, Gidiyorum.”

Yorum(2)

Bir Cevap Yazın