Ana Sayfa Eleştiriler Eternity and a Day (1998): Bir Şairin Gözünden Zamanın Sorgulanamazlığı

Eternity and a Day (1998): Bir Şairin Gözünden Zamanın Sorgulanamazlığı

Eternity and a Day (1998): Bir Şairin Gözünden Zamanın Sorgulanamazlığı 8.0
0

İnsan, Hayat, Acı, Sonsuzluk ve Bir Gün… Yaşamı anlama arzusu, sonsuzluğu görememek ve insanı boşluğa iten sonu gelmez soruların cevabını aramak. Kimimiz hayatımız boyunca bu soruların birkaçını bulur ve göçeriz bu dünyadan, kimimiz ise hayatın acımasız silüetiyle karşı karşıyayken aslında yaşamayı, sorgulamayı bile unuturuz. Sonsuzluk ve Bir Gün, insanın anlam arayışını, yaşamla, geçmişle, gelecekle harmanlayarak hayata ve kadere karşı olan sorularını ölümcül bir hastalığa yakalanan ve son gününü yaşayan bir şairin gözüyle anlatıyor.

Yunan sineması’nın yetiştirdiği en büyük Auter yönetmenlerden biri olan Theodoros Angeloupulos, Ustalık dönemi eseri olan Sonsuzluk ve Bir gün filminde seyirciye şiirsel gerçekçiliğin ve kendi ifadesiyle’müzikal dinlenme’ dediği sinema tarzının en olgun örneklerinden birini veriyor. Bruno Ganz’ın olağanüstü oyunculuğuyla hayat bulan Alexander isimli şair hayatta yaşadığı son gün de sokakta arabasının camını temizleyen küçük bir Arnavut çocuğu ile başlayan dostluğuyla birlikte geçmişiyle yüzleşiyor. Film de Alexander ‘’Yarın ne kadar uzun sürer? ’’ diye sorarak aslında ölüm ile yaşam arasındaki kırılgan çizgiyi anlamaya çalışıyor.  Alexander bir yandan kendi mücadelesini verirken bir yandan da yeni tanıştığı çocuğa olan sevgisi ondan kopamayışı ve onu başka ellere, karanlık sokakların bilinmezliğine teslim edemeyişi ikisi arasındaki bir baba – oğul ilişkisini de beraberinde getiriyor. Alexander ve çocuğun bu ilişkisi aynı zamanda farklı etnik kökenlerin ve sınırların insan ilişkilerini etkileyemeyeceğinin mesajını da en güzel şekil de yansıtıyor.

Theo Angeloupulos’un neredeyse her filmin de bulunan mitolojik göndermeler, kader imgesi ve bunun yanında Yunanistan’ın bağımsızlığı üzerinden verilen siyasi mesaj da filme renk veren ve detay katan önemli unsurlar arasında bulunuyor. Antik Yunan mitolojisine göre yeryüzündeki her insanın bir yaşam eğirme çubuğu yani bir hayat ipliği vardır ve her insan ömrünün sonuna geldiğinde bu iplik kesilir. Film de ise her karakterin hayat ipliği birbirinden farklıdır ama kaderin ağları onları bir hikâyede aynı çerçeve de Theo Angeloupulos’un objektifinde buluşturur. Filmin bir sahnesinde Alexander ve çocuğu otobüste görürüz, otobüse bir eylemci biner. Yorgun ama umutludur. Bu yönetmenin başkaldırısına, yeni biçimler ve yeni arayışlar aramasına ve aslında gençlik yıllarındaki siyasal tutumuna bir referanstır. Ardından yine aynı sahnede uzakta sarı giysili bisikletliler Yunan mitolojisindeki 3 kader tanrıçasını temsil eder. Klotho, Laekhesis ve Atropos. Filmde gördüğümüz bu üç tanrıça imgesi Alexander’in kaderinin kaçınılmaz olduğunun ve insanın kaderinin değişmez yapısının bir imgesi niteliğindedir. Film Alexander’in sorgulamalarının yanısıra ara ara bizi geçmişe götüren flashback sahnelerle Alexander’in çocukluğuna, kaybettiği karısına duyduğu özleme ve sevdiği insanlarla olan ilişkilerinin içine sokuyor ve şairi daha yakından tanımamıza olanak sağlıyor. Bir bütün olarak seyirciye müthiş bir şiirsel ziyafet sunan film,  durağan ve uzak kamera açılarıyla yarattığı atmosferin etkileyiciliğini önemli ölçüde artırarak bize Yunanistan’ın çeşitli yerlerinden etkileyici görüntüler sunmayı da ihmal etmiyor. Bir de bunun üzerine Theo Angeloupulos’un neredeyse her film de müziklerini besteleyen Eleni Karaindrou’nun harika ezgileri eklenince ortaya 2 saat 17 dakikalık harika bir yolculuk ortaya çıkıyor. Film de ayrıca Yunanistan’ın kuruluş dönemi şairi Dionysios Solomos‘un “Kuşatılmış Özgür” adlı bitmemiş şiiri üzerine çalıştığını öğrendiğimiz Alexander uğradığı mekanlardan kelimeler topluyor ardından Alexander, Dionysos Solomos ile otobüste karşılıyor ve Dionysos otobüsten inerken arkasından soruyor: ‘’ Yarın ne kadar sürecek? ’’ Sonsuzluk ve Bir Gün kadar…

Puanlama

8.0

8.0
Kullanıcı Oyu: ( 4 oylar ) 5.7

Oğuzhan Altunkurt 1998 Yılında Burdur’da doğdu. Marmara Üniversitesi Sinema Bölümü öğrencisi olarak hayatına devam ediyor. Büyülü Fener ile ilk tanışması ‘’Yüzüklerin Efendisi’’ sayesinde oldu ve halen bu tutkusunu devam ettirmekte. Sinemanın sonsuz hayal gücüne açılan dünyası ile birlikte Mitoloji, Fantastik Edebiyat, ve Kültür alanındaki her şey ile ilgilenmeye devam ediyor.

Bir Cevap Yazın