Ana Sayfa İnceleme Late Spring (1949): Savaş Sonrası Toplum ve Bireydeki Çözülüş

Late Spring (1949): Savaş Sonrası Toplum ve Bireydeki Çözülüş

Late Spring (1949): Savaş Sonrası Toplum ve Bireydeki Çözülüş
0

Tüm dramatik vasıtaları bertaraf ederek (Geç Gelen Sonbahar)  bir adamın karakterini canlandırmak istiyorum. Dramatik iniş ve çıkışları betimlemeksizin hayatın nasıl bir şey olduğunu hissettirmek istiyorum

Yasujirô Ozu

İkinci Dünya Harbi ve sonrasında halkları gütme veya tahakküm altına almada askeri gücün yerini kültürel aşılamanın (Amerikan Rüyası) aldığı yıllarda Japonya’da süregelen bu serancamı Yasujirô Ozu , Profesör Shukichi Somiya (Chishû Ryû) ve kızı Noriko Somiya’nın (Setsuko Hara) merkezde olduğu, hikâye-anlatıda alt metni çok derin olmayan ve fakat görsel anlatım dili olarak yapılan estetik gönderme ve eleştirilerle sade ve fakat derin bir üslup barındıran, 1960’lı yıllarda ‘minimal sinema’ olarak adlandırılacak olan bu türün seçkin ve nitelikli ilk örnekleri arasında yer alacak olan Banshun (Geç Gelen Bahar) filmi ile savaş ve savaş sonrası Japon toplumunda ve bireylerde gelenekselin, modern olana tahvilini anlatmaktadır.

İç çatışmaların kaygı olarak mekânsal veya zamansal bir kargaşa ile değil sükunet ve sadelikle görsel olana ─nesne özne ayrımı olmadan─ aktarıldığı jest ve mimiklerdeki keskinlikten yani duygusal olarak yapay bir anlatıdan uzak olan bu samimiyet, anlatılan hikâyenin minimalist sinema ögelerinde teknik olarak Yasujirô Ozu‘nun farklı bir görsel anlatı dilini kullanmış olması  hikâyenin ‘gerçekliğini’ ve tarihsel vurgusunu (eleştirisini) kuvvetlendiriyor.

Japonya’nın savaş sonrası (Pasifik Savaşı) döneminde şehir hayatında olsun aile içi iletişimde olsun duygusal ve zihinsel bağlılıkların kopmakta olduğu, hayatın her alanına ince ince işlenmiş geleneğin (Zen) yerini artık özge-biricik olmayan tek tip bir kültürün dayatılmasını, mensubu olduğu milletin bu dönüşümünü Yasujirô Ozu aile kavramını merkeze alarak anlatıyor.
Kapı girişinde çerçevelenmiş Zen simgesi

Ailesinden ve yakın çevresinden (Aya Kitawaga karakteri ailesinden bağlarını evlenerek  koparabilmiş ve boşanmasıyla bağ kurmaktan (kurbiyet) uzaklaşan modern ‘bireyi’ ve ‘bireyciliği’ temsil ediyor) Noriko’nun evlenmeme düşüncesiyle ilgili yaptıkları yorumlar ve bu yorumların etkisiyle iç dünyasında yaşadığı çatışmaların nihayet bulduğu sahne babası ile klasik Japon müzikal ve dans tiyatrosu Noh izledikleri sahne olmuştur.Bu sahnede halası Masa Taguchi’nin dul olan kardeşi ile evlenmesini isteği hanımefendinin de Noh izleyicileri arasında olması ve Noriko’nun ‘hâli’ bu kadını görmesi ile zihninde geleceğine ve yaşlı olan babasının hayatına dair yaptığı olumsuz tasavvurla gittikce gerginleşir ve acısını asıl olarak babası ile olan ‘bağının kopuşunu’ bu fedakarlıktan vazgeçişinin ızdırabını görürüz.

Bu uzun süreli fedakarlıktan vazgeçişin kabulünü Yasjirô Ozu simgesel bir anlatımla gösterir: Noriko’nun uykuya dalmadan önce yüzünde beliren  tebessüm ve bu tebessümün ardından kısa aralıklarla ekranda görülen vazo. Bu vazo görüntüsünü Gilles Deleuze‘cü anlamda; vazonun ‘zamanın değiştiğini ve değişmekte’ olduğunu gösteren, hareketsiz uzay-zaman simgesi olduğunu ifade eden bir okuma yapabiliriz. Ozu maddeye (nesne) yan, soyut bir anlam katarak zamanı temsil eden bu görüntü ile Noriko’nun ve genel olarak Japon toplumunun değişimini soyut aşkın metafizik bir sinema dili ile anlatmaktadır.

 
            

Yasujirô Ozu sinema dili olarak sade hatta basit bir anlatım biçimi kullansa da farklı biçim tekniği, kamera açılarının farklı konumları ile anlattığı hikâyelerde metinsel olanı görsel bir estetikle simgesel ya da berrak-sarih bir anlatıma dönüştürüyor.

Ozu her ne kadar çektiği filmler ile yine Deleuze’den aktararak söylersek sinema sanatı ile modern zamanlarda felsefesini berrak bir şekilde anlatmaya çalışsa da Japonya’da gelenekçi, sıkıcı filmler yaptığı konusunda eleştirilere de maruz kalmıştır ve fakat Ozu, Akira Kurosawa‘nın tersine geleneksel, aşkın olanı anlatma konusunda ısrarcı olmuştur.

Pillow Shot (Yastık Açısı)
Direct Camera Shot (Direkt Kamera Açısı)
360 Degree Use of Space (360 Derece Açı Kullanımı)
Low Camera Angle (Düşük Kamera Açısı)

OZU ve KİŞİLİĞİ (Paul Schader)

Ozu’nun filmlerindeki ikilemler ve çözümleri aynı zamanda kendi hayatının ikilem ve çözümleridir. Ozu hiç evlenmemiştir, kendi evinde yaşlı annesiyle birlikte yaşamıştırOzu’nun filmleri genellikle  ebeveyn ve çocukları arasındaki ilişkiler, güç verilen evlilik kararları ve ailenin ‘parçalanması’ kaynaklı travmaları konu alır. Bu önemli vurguyu takip eden herhangi bir yazar Ozu’nun filmlerinde anne figürünün güçlü olmasını Ozu’nun hayatındaki güçlü anne figürüne bağlar. Ozu’nun  kişiliği ne derece biriciktir ve ne derecede Zen kültürünün temsilcisidir. Ozu geleneksel Doğulu sanatçı tarzındaki kişiliğini hükmü altına mı almıştır, yoksa onun filmleri aslında yüksek oranda bireysel ifadeler midir? Sinemayı da kapsayacak şekilde Rönesans sonrası Batı sanatı bireysel ifade ─hayal─ kavramı etrafında şekillendi.

Ozu’nun iç benliği görmek isteyen herkes için oradadır, fakat bence benliğini göstermeye dair en ufak bir çabası yoktur. Batılı eleştirmenleri bunaltan ‘bireysele karşı kültürel ikilemin’ geleneksel Doğulu sanatçıda yeri yoktur. Zen kültürünün daha geniş bağlamı göz önünde tutulduğunda, zihin, beden, içerik ve biçim gibi insan ve çevresi karşılıklı olarak birbirini kaplar; aralarındaki her fark keyfidir.

Ozu’nun kişisel yaşamı ve inançlarını filmlerinde bulmak mümkündür; fakat bu onun filmlerine en iyi yaklaşım türünün kişilik merkezli yöntem olduğu anlamına gelmez. Onun özel yaşamıyla ilgili edinilen özel bilgiler bir işe yaramaz olabilir.

Ozu’nun oyuncuları onun aynı sahneyi herhangi bir fark ya da ince mananın imasını dondurup mekanik hareketler hâline getirene kadar onları 20-30 kez yapmaya zorladığını ve ancak bundan sonra final sahnesinin çekimine onay verdiğini söylemiştir. Oyuncular Ozu’nun kompozisyonunu bozuyorsa doğal hareketlerini yapmaları bile yasaklanmıştır. Doğulu sanatçılar gibi Ozu’nun da kişisel , psikolojik rahatlamalar yerine bir tezi sunmak için kişiliğini bertaraf ettiğini göstermektedir.

Semih Alkan 1985 yılında Ankara da zaman hokkasının içerisindeki farklı renklerin arasında yerimi aldım.Fotoğraf sanatı ile iştigalim.Hikaye anlatmanın kısırlaştığı bir çağda , modern çağın en önemli hikaye anlatma aracı olan sinema ile “Açık hava sinemalarının” son demlerine yetişerek tanıştım.İnsan,zaman hokkasına daldırdığı divit ile hikayesini anlatmaya devam etmekte;sözle-yazıyla- mercekle.Senin hikayen ne ?

Yorum Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir