Ana Sayfa Semih Alkan

Semih Alkan

1985 yılında Ankara da zaman hokkasının içerisindeki farklı renklerin arasında yerimi aldım.Fotoğraf sanatı ile iştigalim.Hikaye anlatmanın kısırlaştığı bir çağda , modern çağın en önemli hikaye anlatma aracı olan sinema ile “Açık hava sinemalarının” son demlerine yetişerek tanıştım.İnsan,zaman hokkasına daldırdığı divit ile hikayesini anlatmaya devam etmekte;sözle-yazıyla- mercekle.Senin hikayen ne ?

King Lear (1971): Shakespeare’in Değil Peter Brook’un Kral Lear’ı

Peter Brook’un Kral Lear’ı, Shakespeare’i tarihsel olduğu kadar anlaşılmasını da zorlaştıran soyut ve yoğun kavramsal üslubunu, sinemanın imkanları içerisine somut ve yüzeysel bir üsluba sığdırma iştiyakıydı.Peter Brook‘un filmindeki bazı sinematik farklılıkları şöyle özetleyebiliriz; tiyatro için kullandığı parçalı anlatımı Kral Lear filminde sinema sanatının sunduğu teknik imkanlar çerçevesinde sinemasal bir üsluba dönüştürerek anlatmaya çalışmış bunun yanı […]

Throne of Blood (1957): Kurosawa’nın Macbeth’ini Kim Öldürdü

Shakespeare, bu oyununda, keskin bir biçimde tanımlanmış “aydınlığın güçleri” ile karanlığın güçleri arasında bir denge kurmak için büyük çaba harcamaktadır. Martin LingsShakespeare’in Macbeth oyunundan mülhem Orta Çağ İskoçyası’ndan Orta Çağ Japonyası’na uyarlanacak olan Kumonosu-Jo (Kanlı Taht) filminin hazırlıklarına Akira Kurosawa, senaryo ekibinde de yer alan yazar arkadaşları ile 1955 yılında başladı. Japon entelektüeller; Kurosawa’nın Kumonosu-Jo filmiyle […]

Tokyo Story (1953): Savaş Sonrası İronik Bir Haiku

Ozu’nun iç benliği görmek isteyen herkes için oradadır, fakat bence benliğini göstermeye dair en ufak bir çabası yoktur.Donald RichieYasujirô Ozu‘nun gündelik hayatın içinden basit fakat güçlü bir hikâyeyi gerçekçilik ve duygusallık zemininde didaktik ve ironik bir üslup ile anlattığı 1927 yılından 1962 yılına kadar 54 filmlik sinematografisinin nadide Magnum Opus’u.Tokyo Monogatari anne baba ve yetişkin […]

Early Summer (1951): Savaş Sonrası Bireyin ‘Fıtri’ Çözülüşü

Son zamanlarda pek çok filmin konusu eski kuşakların değerlerini reddetmekte ve gençlerin dengesiz davranışlarını tasvip etmektedir. Fakat yaşlılar gençlerin hedefsiz isyanlarından rahatsızlar ve onlara karşı çıkma eğilimindeler.Yasujirô OzuYasujirô Ozu, Banshun (Geç Gelen Bahar, 1949) filminin ardından çektiği Bakushû (Erken Yaz, 1951) filmi ile Noriko ve Japon halkının hikâyesini Noriko’nun neden ya da niçin hâlâ evlenmediği […]

Late Spring (1949): Savaş Sonrası Toplum ve Bireydeki Çözülüş

Tüm dramatik vasıtaları bertaraf ederek (Geç Gelen Sonbahar)  bir adamın karakterini canlandırmak istiyorum. Dramatik iniş ve çıkışları betimlemeksizin hayatın nasıl bir şey olduğunu hissettirmek istiyorumYasujirô Ozuİkinci Dünya Harbi ve sonrasında halkları gütme veya tahakküm altına almada askeri gücün yerini kültürel aşılamanın (Amerikan Rüyası) aldığı yıllarda Japonya’da süregelen bu serancamı Yasujirô Ozu , Profesör Shukichi Somiya […]

Les Anges Du Peche (1943): Kutsal Bir Mekânda Siyah Beyaz Dualar

Les Anges Du Peche (Günah Melekleri) Robert Bresson’un ‘sanat sineması’ olarak adlandırılacak insana ve eşyaya farklı bir yorumla (Hermanötik) ve elbette zihin dünyası-kadraj ile baktığı ve bakacağı bu yorumsamanın temellerini attığı ilk (debut) filmi. Hikâyenin merkezi yani hikâyenin olay örgüsünün hem başladığı hem de bittiği yer  bir Manastır. Sosyolojik ve metafizik olarak ‘dışarıda’ kalmış/bırakılmış (Fransada […]