Strangers onTrain birdunyafilm

Trendeki Yabancı / Strangers on a Train (1951)

Alfred Hitchcock’un yönettiği 1951 yapımı Strangers on a Train için; konusu, çekimi, kurgusu ve alt metniyle Hitchcock filmlerinin bir özeti diyebiliriz. Patricia Highsmith’in romanının filme çekilme haklarını Psycho (1960)’ da olduğu gibi önceden alan Hitchcock başrollerde Farley Granger ve Robert Walker’a rol vererek bizlere bu kaliteli filmi miras bırakıyor.

Trende karşılaşan iki yabancı Guy Haines(Farley Granger) ve Bruno Antony(Robert Walker) farklı karakterler olsa bile en büyük ortak noktaları maddi sıkıntılarının bulunmamasıdır. Guy ünlü bir tenisçi, Bruno ise zengin bir ailenin tek oğludur. İkilinin konuşması ilerledikçe diğer bir ortak özelliklerine tanık oluruz. Bruno babasından, Guy ise boşanmak istediği eşi Miriam(Kasey Rogers)’dan nefret etmektedir. Teniste gitgide ünlenen Guy kendisini aldatan karısından bir an önce boşanıp sevgilisi Anne(Ruth Roman) ile evlenmek istemektedir. Ancak Miriam maddi çıkarlarından dolayı boşanmak istememektedir. Cemiyet haberlerini takip eden Bruno bu durumdan faydalanarak “çapraz cinayet” fikrinden Guy’a bahseder. İkili birbirlerinin nefret ettikleri isimleri öldürecek bu sayede yakalanmadan “kusursuz cinayet”i gerçekleştirmiş olacaktır. “Kusursuz cinayet” Hitchcock’un daha önce Rope (1948)’da işlediği konulardan biridir.

Filmin her bir sahnesinde Hitchcock’un varlığı hissedilebilir. Bunlardan en bariz olanı Bruno ve ailesi arasındaki ilişkidir. Bruno’nun annesi ile konuştuğu sahne çok ilgi çekicidir. Annesine karşı sevgiden ziyade aşk dolu bakışları, “samimi” davranışları, babasına karşı olan nefreti ve babasından bahsederken “Krala yaltanmaktan bıktım.” ifadesi açık bir şekilde Oidipus kompleksinin göstergeleridir. Freudyen altmetinler Hitchcock’un filmlerinde sıklıkla başvurduğu bir yöntemdir. The Birds (1963), Rope (1948), Psycho (1940) ve daha pek çok Hitchcock filminde psikanalitik okumalar yapılabilir.strangers on a train birdunyafilm

İzleyicileri ahlaki ikilemde bırakmak Alfred Hitchcock’un en sevdiği ve başvurduğu yöntemlerden bir diğeri. Psycho (1940)’da Marion Crane’nin hırsızlık yaptıktan sonra yakalanmamasını isteyen bizler, bu sefer de kendimizi Guy ve Bruno’nun cinayetlerini işleyip polise yakalanmamalarını dilerken buluyoruz. Bruno’nun Miriam’ı öldürmesinden sonra Guy’ın evine gelip onunla yaptığı konuşma filmin asıl anlatmak istediğinin ta kendisi. Guy’ın Miriam’ın ölmesini istemesi onu suçlu yapar mı? Cinayeti gerçekleştiren kadar bunu isteyen de suçlu mudur? Soruların cevaplanması zor olsa da Hitchcock kendi cevabını filmde veriyor. Konuşma devam ederken polislerin gelmesinden korkan Guy, Bruno ile birlikte “demir parmaklıklar” arkasına çekilerek polislerin gitmesini bekliyor. Bizler de bu nefis sahne ile yönetmenimizin cevabını öğrenmiş oluyoruz.

Genel olarak karanlık ortam çekimleri, eğri kamera açıları, uzun karakter gölgeleri, çıkarları için başka bir insanın canına kast edip vicdani olarak rahatsızlık duymayacak kadar yozlaşmış başkarakterleri ve kocasını aldatan ancak parası için ondan ayrılmayan femme fatale karakteri Miriam ile klasik bir Film-Noir tablosu çizen Strangers on a Train her ne kadar Hitchcock’un Psycho (1960), Rear Window (1954), Vertigo (1958) ve North by Northwest (1959) gibi klasikleri arasında üvey evlat gibi kalsa da en az onlar kadar saygıyı hak eden bir başyapıt.

Alfred Hitchcock’un yönettiği 1951 yapımı Strangers on a Train için; konusu, çekimi, kurgusu ve alt metniyle Hitchcock filmlerinin bir özeti diyebiliriz. Patricia Highsmith’in romanının filme çekilme haklarını Psycho (1960)’ da olduğu gibi önceden alan Hitchcock başrollerde Farley Granger ve Robert Walker’a rol vererek bizlere bu kaliteli filmi miras bırakıyor. Trende karşılaşan iki yabancı Guy Haines(Farley …

Genel Puanlama

Senaryo - 80%
Oyunculuk - 82%
Yönetmen - 94%
Teknik - 89%
Müzik - 82%

85%

Okuyucu Oylaması İlk olun!
85

Alper Karakullukçu Hakkında

Sıradan bir insan, iyi bir Beşiktaşlı ve tutkulu bir sinemaseverim. İnsanın, sinema yoluyla farklı yaşamları gördükçe kendini daha iyi tanıyacağına, kendini tanıyan insanın ise dünyaya evrensel barışı getireceğine inanmaktayım.

Bir Cevap Yazın