elysium_ver2_xlg

Yeni Cennet / Elysium (2013)

Sosyal sınıf ayrımını yakın tarihte somut olarak Amanda Seyfried ve Justin Timberlake’li “In Time”da gördük.  Zenginler ile fakirler arasındaki büyük duvarlara şahit olduk.  Elysium’da bu fikri odak noktası seçerek yola koyuluyor. Tabi burada durumlar biraz farklı.
Hollywoodvari yapımlarda Dünya’yı zombiler istila ettiğinde ya da kıyametin kopmaya yakın olduğu anlarda, zenginler ya büyük gemilere yerleştirilir ya da uzay mekiklerine bindirilip yeni yaşamlarına yelken açarlar. Elysium’daki kaos ise Dünya’nın yozlaşmış, pislik içinde bir yere dönüşmüş olması ve artık yaşanılacak kaliteli bir çevrenin kalmayışı. Bu filmde ki yeni yaşam yeri ise atmosferin hemen dışındaki ve filme de ismini veren “Elysium”.
Konusundan bahsedecek olursak; kahramanımız Max (Matt Damon) eskiden geçimini araba hırsızlığı ile sağlayan şimdilerde ise monoton bir hayat süren bir işçi ve sıradan bir insandır. Bir gün iş yerinde başına trajik bir kaza gelir ve vücudu yüksek derecede radyasyona maruz kalır. Orda ki doktorlar yani robotlar ona 5 gün ömür biçerler.  Elysium’da ise her hastalığı tedavi edebilen makinalar vardır. Fakat Max için küçük bir problem vardır; ekonomik düzeyi düşük olan insanların girişinin yasak olduğu Elysium’a nasıl girecektir?
Elysium aksiyon ve bilim kurgu ağırlıklı olmasına rağmen içinde barındırdığı umutla ayrı bir boyut kazanıp dram türüne kayıyor. Bu umudun doğurduğu dramın sebebi ise Dünya’daki açlıkla ve sağlık sorunlarıyla boğuşan insanların kafalarını yukarı kaldırdıklarında çözüme (Elysium) çok yakın olduklarını bilmelerine rağmen bir o kadar uzak olduklarını hissetmeleri.
Film sosyal sınıf farkına sık sık değiniyor. Dünyamızın kendi içinde yaşadığı olayı yani zengin tedavi olurken, fakirin hiçbir şekilde tedavi edilmemesine olağandan farklı bir şekilde yer veriyor. Fakirin ürettiği, zenginin yediği; fakirin daha fakirleştiği zenginin daha zenginleştiği sisteme ışık tutmaya çalışıyor. Tabi bazı noktalarda bunu iyi yapsa da sönük kaldığı noktalar da yok değil.
Filmde Matt Damon’a eşlik eden Jodie Foster Elysium’un savunma bakanı olarak görev yapıyor ve filmin kötü karakteri olarak karşımıza çıkıyor. Ancak film ilerledikçe başlardaki kötü karakterin zayıfladığını ve gölgede kaldığını söyleyebiliriz.
Yapım çizdiği çizgiyle, yönetmen Neill Blomkamp’ın bundan önceki ses getiren yapımı District 9’dan izler taşıyor. Elindeki konu bakımdan iyi bir film gibi dursa da anlatılmak istenileni işleme ve izleyiciye aktarma kısmında biraz sıkıntılı bir izlenim veriyor Blomkamp.
Elysium hakkında söyleyeceğim son söz şudur; sıradan bir bilim kurgu, aksiyon filmi dışına çıkmayı başarsa da bekleneni verememesinden ötürü izleyici tatmin etmede eksik kalıyor. İzlemenizin size artı kazandıracağından şüpheliyim. Ama yine de iyi seyirler!
Yazan: Hürrem Erdoğan

Hürrem Celil Erdoğan Hakkında

Denizli’de doğup büyüdükten sonra üniversite okumak için aynı zamanda şu anda yaşadığım şehir olan İzmir’e geldim. Ege Üniversitesi Matematik Bölümünü stresli uzun bir yolculuktan sonra bitirdim. Sinemaya olan ilgim ise, sinemanın dertleri unutturan tarafını keşfetmekle oldu ve ben de bu sayede sinemanın büyülü dünyasına kapılanlar tarafına geçtim. Bu büyülü dünyayı somutlaştırmak içinse birdunyafilm.co’yu kurdum.

Bir Cevap Yazın