Ana Sayfa Eleştiriler Frida (2002)

Frida (2002)

Frida (2002)
0
  Bir kadın düşünün 6 yaşında çocuk felci, 15 yaşında bir tramvay kazası geçirmiş, bir bacağı aksayan ve bel kemiğinde kalıcı hasar oluşmuş tüm bunlara rağmen aşkını sonuna kadar yaşamış, dünyanın en saygın ressamlarından biri olmayı başarmış. Accros The Universe filmiyle adını duyuran Julie Taymor’un gözünden, Frida Kahlo’nun enteresan ve bir o kadar da acıklı hikayesinin, etkileyici müzikler ve kendisinin harika resimleriyle iç içe işlendiği film, bir çok biyografi gibi durağan bir tarza sahip olsa da, izleyeni içine çekmeyi başarıyor. 
  Film Frida’nın (Salma Hayek) büyük aşkı Diego Rivera (Alfred Molina) ile ilk diyaloğunu yaşadığı sahneden başlıyor. Politikaya olan ilgisi ve hareketliliğiyle karşımıza gelen Frida, geçirdiği büyük kaza sonrası bel kemiğinden ciddi bir sakatlık yaşar. Bu nedenle hayatı boyunca 32 tane ameliyat geçiren genç kadının aylarca göğsünden aşağısında dev bir alçıyla yatağa mahkum kaldığı zamanlarda gösterdiği azim, kararlılık ve yaşama sevinci bir çok insana örnek olacak cinsten. Resme olan tutkusu nedeniyle alçısının her köşesini bir tuval gibi boyayan Frida’nın en ünlü eserleri, tavana yerleştirilen aynaya bakarak bu dönemde yaptığı oto portrelerdir.

  Bu sancılı dönemi atlatan genç kadının asıl hayat hikayesi yatalak kaldığı zamanlarda yaptığı resimleri Diego Rivera’ya göstermesinden sonra başlar. Resimlerini çok beğenen ünlü ressam ile genç bir ressam adayı olan Frida’nın politik görüşlerinin ortak olması, marjinal kişilikleri ve hayatlarındaki bitmek tükenmek bilmeyen arayışlar onları önce iyi iki dost yapar. Sonrasındaysa büyük bir aşkın kapılarını aralar bizlere. Frida’nın Diego’ya duyduğu büyük aşk onun tüm sadakatsizliklerine katlanabilmesini sağlar ancak Diego’nun yaptığı o büyük hataya kadar. Sonrasında ilişkilerini bitirme kararı alsalar da politik görüşleri onları tekrar görüşmek zorunda bırakır. Rusya’da Stalin’den kaçarak Diego’nun çabalarıyla Meksika’ya sığınan Troçki’nin (Geoffrey Rush) saklanmasına yardım eder. Bu sırada Troçki ile aralarında küçük kaçamaklar da yaşanır. Troçki’nin suikaste uğramasından sonra yurtdışına giden Frida buralarda da küçük kaçamaklar yaşar ancak büyük aşkı Diego’yu hiçbir zaman unutamaz. Tabi Diego da Frida’yı. Yıllar sonra çifti bir araya getiren şey yine Frida’nın sağlık sorunlarıyla ilgili bir olaydır. Ancak bu defa vefa gösterme sırası Diego’dadır.

 Aşk, dostluk, aldatmak, şehvet, kıskançlık ve daha birçok duygunun, harika müzikler ve inanılmaz resimler ile harmanlandığı film 2 saatlik süresi boyunca ağır ağır içinize işliyor. Film boyunca mutlu olduğunu düşündüğümüz Frida’nın çektiği tüm acıları ve hayatındaki zorlukları ancak film bittikten sonra biraz düşünürseniz idrak edebiliyorsunuz. Yönetmen bu hayat öyküsünü öyle güzel işlemiş ki kimi zaman kendinizi onun yerine koymaktan alıkoyamıyorsunuz. Keyifli seyirler.

Yazan: Bahar Taban

Yorum Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir