Ana Sayfa Eleştiriler Black Bear (2020): ‘‘Filmi yazarken çekmek’’

Black Bear (2020): ‘‘Filmi yazarken çekmek’’

Black Bear (2020): ‘‘Filmi yazarken çekmek’’ 8.5
1

Black Bear izlemesi zevkli ve katmanlı yapısıyla anlaşılması için zaman verilmesi gereken filmlerden biri. Şahsen en sevdiğim film tipi seyircinin olandır. Lawrence Michael Levine bu filminde herkesin farklı yorumlayabileceği, anlaşılması zor bir film yapmakla kalmamış; aynı zamanda çok güzel politik tartışmalarla filmini süslemiş. Son dönem popülerliği sıklıkla artan seyircinin beynini yoran bol sürprizli filmlerdeki banalliğin önüne, bu katmanlı yapısının içi dolu süslemeleriyle geçebilmiş ve başarılı bir eser ortaya çıkarmış. Uzun zamandır aradığım farklılıkta bir yapım olduğunu söyleyebilirim.

Şimdi gelelim bu filmde tam olarak ne anlatıldığına. İzlediğimiz farklı farklı hikâyelerden hangileri gerçek hangileri değil? Öncelikle filmin yapısından kaynaklı olarak tek bir doğru yorum olmadığını tekrardan belirtmek isterim. Kendi anladığım şekilde filmi yorumlamaya başlıyorum:

İlk olarak, filmi 4 katman özelinde incelersek anlaşılması kolay olacak. İlk katman biz seyircilerin olduğu katman diyebiliriz. Yani yönetmeni Levine, başrolünde Aubrey Plaza’nın olduğu Black Bear filmini izleyen bizler gerçek katman olan 1. katmandayız.

Bir alt katmana indiğimizde ise Allison karakteriyle karşılaşıyoruz, yani artık filmin içindeyiz. Allison karakteri anladığımız kadarıyla hem yönetmen hem de oyuncu. Aynı zamanda senaryo yazımıyla da uğraşıyor ancak son dönemlerde yaşadığı ilham eksikliğinden dolayı mekân değişikliğine ihtiyacı var. Şimdi filmin ilk ve son sahnesine dikkat edelim. Bir detay haricinde birbirinin kopyası iki sahne. Allison su kenarında kafa dinliyor. Daha sonra kalkıp film boyunca gördüğümüz eve girip bir şeyler karalamaya başlıyor. Üstünde kırmızı mayosu var. Bir şeyler yazmaya başlıyor ve kısa süre sonra uzaklara bakıp önümüze bir bölüm başlığı geliyor: ‘‘Ayı yolda’’. İşte tam da bu sırada 3. katmana iniyoruz. Yani aslında 2. katmandaki Allison bu evde yüksek ihtimalle tek başına. Suyun kenarında kafasını dinleyip filmini yazmaya gelen birisi. O sahne geçişi ve evin çevresine bakışı kafasında bir şeylerin oluştuğunun göstergesi. Tam da o anda filmdeki Allison’ın yazdığı filmin hikâyesine giriş yapıyoruz. Bu hikâyede konuşulan sohbetlerden hareketle benim anladığım Allison kendi filmlerini yazıp oynayan bir yönetmen. Ancak yeni filminde daha da ileri gidiyor ve yazdığı filmin karakterini bizzat kendisiymiş gibi kurguluyor. Yani 3. katmanda yine yazarlık sıkıntısı çeken Allison’ın aynı mekâna girişine tanık oluyoruz. Fakat burada farklı olan bu sefer bizi bir çift karşılıyor: Gabe ve Blair. Blair hamile ve ikili arasındaki ilişki pek de sağlıklı değil. Allison ise burada yanlarında kiracı gibi yine aynı kırmızı mayo detayıyla bir şeyler yazmaya çalışıyor ama dikkat ederseniz hemen başından kalkıyor. Olmuyor yani. Burada dediğimiz gibi 2. katmandaki Allison’ın kendisini 3. katmanda aynı şekilde cisimleştirdiğini görüyoruz. Lakin hâlâ yazma sıkıntısı çeken bir Allison var.

Bu sırada 3. katmanın 3. katman olduğunu bize yönetmen Levine ‘ayı’ detayıyla hatırlatıyor. Tuhaf bir şekilde ayı inlemeleri, ani kamera hareketleriyle beraber bir gerginlik var ortada. Ama film içindeki filmin karakterlerinin pek umurunda değil, ortada tuhaf bir o kadar kurgusal/yapay hissettiren bir tepkisizlik var. Adeta 3. katmanı 2.den ayıran bir detay. Zaten filmin içindeki tek gerçeklik 2. katmanı içeriyor. Sonrasında yazarın oluşturduğu hikayeler 3. ve 4. katmanda cisimleşiyor. Bu hikâyeler, onun dünyası (2. katmandaki Alisson) özelinde bir kurgu olduğu için oradaki kurgusallığın farkındalığını aynı 2 katmanda da benzer olan ayı detaylarıyla anlıyoruz.

Dediğim gibi 3. katmandaki Allison yazamıyor ve geldiği akşam çiftin akşam yemeğine konuk oluyor. Yemek sürecinde çift arasındaki gerginlik hat safhada. Alkolün de etkisiyle daha cesur konuşmalara şahit oluyoruz. Bu kısımda ilerlemeci ve muhafazakâr bir tartışmanın ortasındayız. Konuşulanlar gerginliklerin artmasına neden oluyor ve Blair ipleri koparınca Gabe onu ne kadar sevdiğini söyleyip, sakinleştirmeye çalışıyor. Sakinleşen Blair uyuyunca Gabe yanından ayrılıyor ve Allison’ı yüzmeye giderken görüyor. Yanına yaklaşınca da beraber olmaya başlıyorlar ancak sonrasında Blair’ın uyanıp onları yakaladığını görüyoruz. Sonrasında olanlar oluyor ve aralarında yaşanan arbede sonucu hamile Blair’in kanaması başlıyor. O anda yaşanan telaşla beraber hastaneye yetişmeye çalışırlarken ayıya çarpıyorlar. İşte yine kilit noktalardan biri ayı detayı. Ayı sesleri kurguyu hissettirdiği gibi varlığı da kurgudaki ilk bölümün bittiği anda beliriyor. 

Kurgudaki 2. bölüm belki de kafa karışıklığında en büyük pay sahibi olan bölüm olabilir. Burada yine bir katman daha aşağı iniyoruz. Bu bölümün ismi ‘‘Ayı tekne yanında’’. Bu sefer de film çekim botunun dibinde oturan Allison karşımızda. Aslında ayı ile Allison arasında da bir bağdaşlaştırma var. Peki bu bölümde olanları nasıl açıklayabiliriz? Burada Allison bir oyuncu olarak karşımızda. Gabe o anda çekilen filmin yönetmeni, Blair ise bir başka oyuncu. Bu hikâyede Gabe ve Allison birlikte. Gabe, Allison’ın daha iyi bir oyuncu olabilmesi için Blair ile anlaşmalı bir şekilde yakınlık kuruyor. Sanırım Gabe bu yakınlaşmadan doğacak yoğun duygusal birikimin Allison’a daha iyi bir oyunculuk katacağını düşünüyor ya da en azından bizim öyle düşünmemizi sağlıyor. 3. katmanın 2. hikâyesinde (yani 4. katmanda) karşılaştığımız film bütün zorluklara rağmen çekiliyor. Ancak Allison bitap durumda ve hâlinden hiç memnun değil. Film boyunca yaptıkları rezaletler diz boyu. Filmin bitiminde yatakta uzanırken Gabe yanına geliyor ve onu sevdiğinden bahsediyor. Allison eskisi gibi olmak isterken Gabe de bunu benimseyip onu yatırıyor. Ancak film sonrası yapılan partide Gabe’in aslında öyle biri olmadığını ve Blair ile hâlâ yakınlaştığını görüyoruz. Beraber olmaya başladıkları sırada Allison uyanıyor ve onları o hâlde görünce şüphelenmekte haklı çıkıyor. Tam bu noktada filmde yine bir ayı beliriyor ve 2. hikâye de sonlanıyor.

Şimdi 2 hikâyeyi de özetlediğimize göre çok daha anlaşılır çıkarımlarda bulunabiliriz. Öncelikle bu iki hikâye arasındaki bağı konuşalım. 3. katmandaki Allison ilk hikâyede film yazabilmek için gittiği mekânda trajik bir olay yaşamıştı. 2. hikâyede aynı Allison ilk hikâyeden sağ çıkan bir karakter olarak orada. Seyircinin sandığının aksine ilk hikâyede olanlar onun yaratıcılık kıtlığını gidermişe benziyor. Çünkü 2. hikâye aslında 3. katmandaki Allison’ın filminin ta kendisi. 3. katmandaki Alisson’ın yaptığı filmi bizzat izliyoruz yani onun hayal gücünün içindeyiz bu seferde (4. katman). 3. katmandaki Alisson yaşadıklarını filmleştiriyor, başrolüne de yine kendisini yine benzer kişilik özelliklerinde bir oyuncu olarak filminin başrolüne koyuyor. Yani zaten anladığımız gibi oradaki yönetmen de teknik ekip de filmin bir parçası. Özetle, 3. katmanda Allison gittiği mekânda aradığını bulamayıp yaşadığı trajediden esinle kendisinin bu sefer ilişki mağduru olduğu bir oyuncuya hayat veriyor. 2. hikâyede karşımıza çıkan ayı yine hikâyenin bitişine denk geliyor. Yazdığı filmin ismi de “Black Bear”. 2. hikâyede filmin ilhamı olan detaylar apaçık ortada.

Şimdi geldik filmin sonuna. Final sahnesinde filmin ilk sahnesinin neredeyse aynısını görüyoruz. Allison tek başına su kenarında meditasyon yapıyor, sonrasında kalkıp odasına geliyor ve yazmaya devam ediyor. Buradaki ince detaylardan birisi bu sefer Allison bir şeyleri yazdıktan sonra kameraya yani seyirciye bakıyor. Adeta 4. duvar dediğimiz olayı yıkan Allison’ın bakışıyla film de son buluyor. Buradan anladığım, 4. katmandaki hikâyenin bitişini ve genel manada kendi yazdığı filmin de sonunu kafasında oluşturmuş olduktan sonra filmin son kısmını yazıp bizlere filmin bittiğine dair bir bakış atıyor izleyiciye. Yazının başında yazdığım 4 katman olayını da böylelikle bir kez daha görmüş, çözümlemiş olduk.

Sonuç olarak, bizler aslında önce yaratıcılık sıkıntısı çeken Allison’ın mekânda tek başına yazdığı şeylerin 3. katmanda ve sonrasında da 4. katmanda hikâyeleştiğini görüyoruz. Yazdığı karakterin bizzat kendisi oluşu filmin anlarken beyin jimnastiği yapmamıza vesile oluyor. Bunun yanında hikâyelerde hep aynı oyuncular var ve hikâyeler hep aynı mekânda geçiyor. Bunun sebebini de aynı mekânda çevresini gözlemleyerek hikâyesini yazan Allison’a bağlayabiliriz. Öte yandan karakterlerin tiplerini de hep aynı hayal etmesi ve bizim de öyle görmemiz yine karakterlerin tipleşmesinden kaynaklanıyor. En nihayetinde elimizde sadık olmayan bir erkek ve sırasıyla mağdur olan kadın tiplemeleri var. Sonuç olarak, şöyle bir özet çıkıyor ortaya: 4. katmandaki film 3. katmandaki Alisson’ın filmi. 3. ve 4. katman ise 2. katmandaki Alisson’ın filmi. Tüm katmanlar ise yönetmeni Levine, adı Black Bear olan izlediğimiz filmi oluşturuyor. Bu filme dair hikâyelerden birinin gerçek diğerinin kurgu olduğu yazılarla da karşılaştım. Onlar da kendince elbette mantıklı ama beni filmi böyle algılamaya yönelten birkaç detay oldu. Özellikle iki hikâyedeki bariz ve benzer ayı detayı, bununla birlikte her iki hikâyeye başlamadan önce çıkan part 1/part 2 şeklindeki başlıklar, iki hikâyenin de birinin elinden çıkmış birer kurgu olduğunu anlatmak için gösterilmek istenmiş gibi geldi.

Ben filmin bol katmanlı yapısını bu şekilde yorumladım. Belki bu yazıda pek detayına giremedik ama filmin diyalog üstüne kurulması da cesaretine cesaret katmış bir unsur. İlk hikâye Foucault’nun ‘İnsanlık tarihi modern ve lineer bir şekilde ilerliyor’ önermesine uzattığı eleştirilere dair bir kapı aralayacak mı diye bekledim ama daha ziyade konuşulanların muhafazakâr ve liberal tartışma ekseninde döndüğünü ve hatta biraz nihilist bir tavra da sahip olduğunu söyleyebiliriz. Ayrıca benim açımdan bakıldığında katman üstüne katman yapısı, en nihayetinde neyin gerçek neyin sahte olduğunun netlik kazanamaması da Descartes şüpheciliğin en güzel örneklerinden biri hâline getiriyor filmi. Bu konuda aklıma ilk gelen filmler; Inception (2010) ve The Thirteenth Floor (1999). Black Bear bu filmler arasına girecek değerde özellikleri barındırıyor. En azından film geçtiğimiz senenin değerli filmlerinden birisi olarak görülebilir.

Puanlama

8.5

8.5
Kullanıcı Oyu: ( 3 oylar ) 8.8

Anıl Meydan 14 Aralık 1996'da doğdum. Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nde Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi okuyorum. Sinema hayatımda önemli bir yer kaplıyor. Insanların sinemayla ilgilenmelerini sağlamak ve filmler hakkında izleyiciye bilgi vermek en büyük gayelerimden biri.

Yorum(1)

  1. Filmi izledikten sonra bir karışıklık yaşadım. Filmi çözümleyen bir yazıya ihtiyacım vardı ve birden fazla açıklama getirilebilir filme. Bence film sonrası sindirmek için gayet iyi bir çözümleme. Fikirler desteklenmiş ve film sonrası fikirleri havada kalan biri olarak çok faydalı oldu bana. Yoğun emek harcanmış bu çözümleme için yazara teşekkürler 🙂

Bir Cevap Yazın