Ana Sayfa Eleştiriler Au Hasard Balthazar (1966): Bir Eşek, Bir Genç Kız ve Diğerleri

Au Hasard Balthazar (1966): Bir Eşek, Bir Genç Kız ve Diğerleri

Au Hasard Balthazar (1966): Bir Eşek, Bir Genç Kız ve Diğerleri 8.0
0

Cinema is the art of showing nothing.

  Robert Bresson


Bazı senaryolar, sıradan yaşamın kısır döngüsü içerisinde, bizlere geniş pencerelerden farklı dünyaları seyredebileceğimiz bir alan bırakmaz. Bazı senaryolarsa günlük hayatta çok da eşleşmeyecek figürleri kompoze edip bizi tuhaf bir olay örgüsünün içerisine sokuverir. Tüm bu karmaşayı seyrederken, hem zihnimizde doğru parçaları eşleştirmek için efor sarf eder, hem de parçaları kolay birleşmeyen bu yapbozu sorgulamaya başlarız. Bu zihin jimnastiğini yaptırmaksa yönetmen dehasında gizlidir.

Fransız ve dünya sinemasının önemli ismi, ‘Sinemanın Dostoyevski’si’ olarak anılan Robert Bresson, az diyaloglu filmleriyle seyirciyi, kahramanının cümleleştirmediklerini keşfetme yolculuğuna hazırlar. Aynı zamanda ressam ve fotoğrafçı olan değerli yönetmen, gerçek yaşamdan alınan tüm kesitleri bir devinim halinde kurgular, sıra dışı bir hikayeye dönüştürür, çünkü Bresson için “Sanat dönüştürmektir.”


Herhangi bir nesne ya da varlık, herhangi bir zaman ya da mekanda anlam taşımazken, bu nesne ya da varlığa olması gereken yerde sahneyi teslim ettiğinizde anlam kazanmasını sağlarsınız. Bir eşek binek için kullanılan ya da tarlada faydalandığınız herhangi bir hayvanken sadece hayvandır. Peki ya insan hayatına özdeş tutulabilecek şekilde yaşar ve bu haliyle de bir filme konu olursa?

Birçok sinema yönetmeni ve eleştirmenlerce sinema tarihinin gelmiş geçmiş en iyi yapıtları arasında gösterilen Au Hasard Balthazar filmi için Bresson hayranı olan Jean-Luc Godard, “Bir buçuk saate sığdırılmış, hayatın ta kendisidir.” tanımlaması yapmıştır. Filmde ilginç olan şudur ki başrolün sahibi bir eşektir. Bu eşekle aynı kaderi paylaşan bir genç kız  (Marie) etrafında şekillenen olay örgüsü izleyiciyi de tuhaf bir senaryonun içine çeker.


Bir çiftlik evinde doğan eşeğe ‘Balthazar’ adını koyan, onu vaftiz eden Marie ve Jacques’in çocukluklarının masumiyetiyle başlayan film ilerleyen sahnelerde yerini bu masumiyeti zedeleyen hayat sahnelerine bırakacaktır.

Yaşamlarının zaman çizgisi üzerindeki yolculuğunda bir genç kız Marie ve bir eşek Balthazar, özdeş sahneleri farklı varlıklar olarak yaşarlar. Farklı insanlarla farklı ortamlarda hayatları sürerken, türlü acımasızlık ve zulme maruz kalırlar. İnsanı yöneten id mekanizmasının,  bastırılamayan dürtülerin insan gerçekliğinin aynasını tutarlar bize.


Filmde size kötülüğün ve gerçek kötünün ipuçları verilmez, aksine görüntü harmonisi içerisinde fon olarak yerleştirilen eşek sesi, bakışları sizi film boyunca kendi varoluş virüsünüzle yüz yüze getirir. İnsanoğlunun kendi türüne ve tüm karşı türlere verdiği zarar, bu bencil dünyanın karmaşası, bir eşekle bir kızın kaderini ortak noktada buluşturur.

Kendi bencillikleri yüzünden Balthazar’a ve Marie’ye zarar veren insanlar, tüm insanlığın prototipi gibidir. Yeryüzündeki tüm canlılara zarar veren yegane vasıf bencilliktir ve bu bencilliği dış dünyaya yansıtan; doğayı, sahip olduklarını, sevdiklerini ya da sevmediklerini kolaylıkla bu bencilliğe kurban verecek varlık ise insandır. Balthazar tüm bu kötü dünyanın sessiz bir tanığıdır. Gördüklerini anlatamaz ve kendisine yapılan işkencelere direnecek güce sahip değildir. O bir hayvan olarak bu bencilliğe maruz kalır ama Marie de ondan farksızdır. Çünkü Marie ve Balthazar aslında birer semboldür, bu semboller insanlığın gittiği noktaya, güzel ve masum olana farkında olarak ya da olmadan açtığı savaşa dikkat çeker. Baş kahramanlarımız bu savaşta mücadele etmez, tüm sessizlikleriyle kadere razı gelirler.


Başrolde yer alan Anne Wiazemsky ve kurgunun ironik kahramanı eşeğimiz Balthazar, oyunculuğuyla göz dolduruyor. Filmin tema müziğini oluşturan Franz Schubert’in Piano Sonata No. 20 in A major, D. 959: II. Andantino isimli eseri filmin durağan efektlerine eşlik ediyor. Analizde bakış açımızı filmin çıkış tarihine yönelttiğimizde amatör oyunculuklar, ağır gelişen olay örgüsü, görselliğe zarar veren teknikleri daha ılımlı değerlendirebiliriz. Diyaloglardan ziyade, kahramanların uzuvlarının ve uzuvların dilinin ön planda olduğunu söylemek mümkün.

Son olarak bir Bresson tavsiyesi:

“Gördüğünü, senin gördüğün gibi gören ilk insan sen ol!”

Puanlama

8.0

8.0
Kullanıcı Oyu: ( 1 oy ) 9.5

Arzu Şahin Edebiyat Öğretmeni…Küçük bir ‘’Çağın Asya’’ annesi… İlk 15 dakikada uyumadığı bir filmin iyi olduğuna inanır. Hayata dair en ince tutkusu yazmak. Şehirler değiştirdi, ama kalemi hep valizindeydi. Okuduğunu yazdı hep, artık izlediğini de yazıyor.

Bir Cevap Yazın