Ana Sayfa Eleştiriler Borg/McEnroe (2017): Buz ve Ateşin Çarpışması

Borg/McEnroe (2017): Buz ve Ateşin Çarpışması

Borg/McEnroe (2017): Buz ve Ateşin Çarpışması 7.5
0
Janus Metz’in yönettiği film, spor dünyasının gelmiş geçmiş en büyük, en ilginç rekabetlerinden biri olan Björn BorgJohn McEnroe rekabetini anlatıyor. Filmde tamamen zıt karaktere sahip olan bu ikilinin “Ateş ve Buz” (Fire and Ice) diye adlandırılan rekabetinin yanı sıra sonraları aralarında oluşacak güzel arkadaşlığın başlangıcına da ışık tutuluyor. Öyle ki bu iki efsanenin rekabetlerinin olduğu kadar arkadaşlıklarının da tenis dünyasında çok özel bir yeri vardır. Son dönemin başarılı spor temalı filmlerinden biri olan Borg/McEnroe’unun odak noktası ise tenis tarihinin unutulmaz maçlarından biri olan 1980 Wimbledon finali.

Kariyerinin zirvesinde olan ve 5. Wimbledon zaferine ulaşmayı hedefleyen Björn Borg, 1980 Wimbledon finalinde tenisin yükselişte olan genç yıldızı olan John McEnroe ile karşılaşacaktır. Karakterlerinin olduğu kadar oyun stilleri de birbirinden çok farklı olan bu iki tenisçi için bu final bir şampiyonluk mücadelesinden daha fazlası anlamına gelecek ve kendileriyle yüzleşmelerine de neden olacaktır. Dönemin iki yıldız tenisçisinin hem aralarındaki rekabetin hem de bireysel mücadelelerinin ele alış şekli ise filmin en büyük artısı. Filmde ikilinin karakterlerinin oluşumunda etkili olan detaylar flashback sahneleri yardımıyla başarılı bir şekilde seyirciye sunuluyor.

Mesela genç McEnroe’nun hayatından kesitler izlerken günümüzde hala tenis dünyasının çok medyatik olan tenisçinin karakterinin ilk izlerini görüyoruz ve onun ilk Grand Slam finaline giderken mevcut yaşam stilinin bu yoldaki mücadelesine olan etkilerini daha iyi anlıyoruz. Büyük bir turnuva öncesi profesyonel sporcuların gireceği hazırlık dönemlerinden daha hareketli ve yorucu bir hazırlık dönemi geçiren McEnroe, oldukça da üst düzey bir oyuncuydu. Ancak tenisle ilgilenenlerin bildiği gibi o dönemlerde kendisine hoşuna gitmeyen sorular soran sunucuları tersleyen, maçlarda hakemlere ve seyircilere (ağır küfürlere kadar varan) sert tepkiler gösteren son derece asabi ve kendini beğenmiş bir tenisçiydi de McEnroe. Tüm bunlara rağmen kendisinin tenis dünyasından çıkmış olan en eğlenceli, en renkli kişilerden biri olduğunu da belirtmek lazım. Şu sıralar büyük tenis turnuvaları sırasında yayınlanan oldukça eğlenceli bir program yapıyor.

Björn Borg ise neredeyse her açıdan McEnroe’nun zıttı denilebilir. Turnuvalara hazırlık süreçlerinde hep aynı şeyleri yapmayı kendine alışkanlık edinmiş, hep aynı kortta çalışan, aynı koşullarda durmayı seven ve McEnroe’ya göre çok daha sakin bir hazırlık dönemi geçiren bir isim Borg. Ancak bu turnuva öncesi koçuyla yaşadığı bazı anlaşmazlıklar dönemin yenilmez yıldızı olarak görülen İsveçlinin mental bakımdan sorunlar yaşamasına neden oluyor. Herkesin o sene 5. Wimbledon şampiyonluğunu kazanıp tarihe geçmesini beklediği dönemin dünya 1 numarası olan Borg’un psikolojik bakımdan bu turnuva sırasında yaşadıkları “Buz Adam” lakaplı tenisçinin kariyerinde belki de hiç yaşamadığı sıkıntılarla yüzleşmesini sağlıyor.



Filmde kullanılan flashback sahneleri karakter gelişimlerinin gösterilmesi bakımından etkili olsa da ikilinin rekabetine odaklanan bir filmde bu rekabetin sadece tek bir Wimbledon finali üzerinden anlatılması ise bu ikilinin ve aralarındaki rekabetin büyüklüğünü tam anlamıyla anlatmaya yetmiyor. Ancak Borg’un ve McEnroe’nun finale hazırlanırken karşılaştıkları zorluklar ve yaşadıkları psikolojik baskı başarılı bir şekilde verildiği söylenebilir. Filmin büyük bir bölümünde bu iki efsanenin özel hayatlarını, aileleri, arkadaşları ve koçlarıyla ilişkilerini, maçlara hazırlanma süreçlerini izliyoruz. Tenis dünyasının en önemli organizasyonlarından biri olan Wimbledon’da oynanacak final öncesi tenisçilerin psikolojik bakımdan yaşadıklarının harika bir şekilde yansıtılmış. Ki bunu izleyebilmek özellikle tenisseverler için çok güzel bir tecrübe olacaktır. Filmde de bahsedildiği gibi baseline’ın “buz adamı” Björn Borg ile filedeki ateşli genç John McEnroe’nun yani Buz ve Ateşin çarpıştığı Wimbledon finalinin gösterildiği son yarım saatlik bölüm ise filmin en heyecan verici kısmı. Teknik açıdan, oldukça başarılı bir şekilde yansıtılan tenis maçı, bu unutulmaz final hakkında bilgi sahibi olmayan herhangi bir seyircinin bile o final heyecanını sonuna kadar yaşayabileceği anlar ortaya koymayı sağlıyor.

Filmin en büyük artısı ise başarılı oyuncu seçimleri hiç kuşkusuz. Sakinliğiyle tanınan İsveçli yıldız Björn Borg’u kendisine fazlasıyla benzeyen Sverrir Gudnason canlandırırken gençliğini ise Borg’un 14 yaşındaki oğlu Leo Borg canlandırmış. Bu ikili hem Borg’a olan benzerlikleriyle hem de başarılı performanslarıyla filmi yukarı çekiyorlar. Ancak filmin asıl yıldızı bana kalırsa tenisin asabi isimlerinden biri olan John McEnroe’yu canlandıran Shia LaBeouf’du. McEnroe’nun her şeye karşı çıkan, asi tarafını çok iyi yansıtan LaBeouf, Micheal Bay’den ayrı olduğu her filmde olduğu burada da kendini biraz daha aşmayı başarmış.

Borg/McEnroe, tenise ilgili herkesin heyecanla izleyebileceği ancak tenisle çok ilgisi olmayanları da asla sıkmayacak, efsane olmuş iki tenisçinin, tamamen zıt iki büyük karakterin çarpışmasının anlatıldığı başarılı bir spor filmi. Spor dünyasının en etkileyici rekabetlerinden birinin görmek için ise muazzam bir fırsat bu film.

Puanlama

7.5

7.5
Kullanıcı Oyu: ( 0 oy ) 0

Sesil Yersu Uncu İstanbul’da doğup büyüdüm. İstanbul Teknik Üniversitesi’nde sevdiğim iki bölümü okumaktaydım. İlk bölümüm İşletme Mühendisliği’nden yeni mezun olmuş durumdayım. Makine Mühendisliği’ne ise devam etmekteyim. Müzik, sinema ve spor üçlüsünün olmadığı bir hayatı asla düşünemeyen biriyim. Sinemanın büyülü dünyasına ise daha çocukken gittiği filmlerle kapılmış ve her zaman güvenebileceği bir dünya olduğunu bulmuş bir sinemaseverim.

Bir Cevap Yazın