Ana Sayfa Eleştiriler Düşüş / The Fall (2006)

Düşüş / The Fall (2006)

Düşüş / The Fall (2006)
0
  Bir çocuğa gerçek hayat, ironik de olsa, en iyi masallarla anlatılır. Filmin masalcı karakteri Roy, kendi masalını anlatarak kendisinin yapamayacağı şeyleri Alexandria’dan yapmasını istiyor. Tabi Alexandria masalın sonunu dinlemek isterse…  Bu sayede Roy masalını anlatıyor fakat biz herşeye Alexandria’nın hayal dünyasından bakıyoruz. Çünkü minik kızın da dediği gibi masal her ne kadar Roy’un da olsa aslında Alexandria’nın da.
  Film mükemmel siyah-beyaz sahneler ve bu sahneler ile eşsiz uyumlu klasik müzikle başlangıç yapıyor ve evet tanıdık melodiler de Ludvig Van Beethoven’in 7. Senfonisinden.  Açılış sahnesindeki siyah beyaz görüntülerin aksine filmin geri kalanı bayağı bir renkli. 
  Alexandria minik bir çiftçi kızı, çalışmak zorunda ama çiftlikteki çalışma koşulları ona bir kırık kola mal olmuş ve bu yüzden hastanede. Roy ise aşık olduğu kadın tarafından bir başkası için terkedilmiş, ilk işinde sakatlanan ve Alexandria ile aynı hastaneye yatırılan bir dublör. Bu iki farklı insanın masalla devam eden arkadaşlığı kızın yazdığı bir notun Roy’a geçmesi ile başlıyor.
  Masalın 6 tane kahramanı var. Eski bir köle olan Otta Benga, patlayıcı uzmanı Luigi, karısının intikamı peşindeki Hintli, yarı çatlak ingiliz bilimci Charles Darwin, ormanlarla konuşabilen, karnında kuşlar besleyen Mystic ve Red Bandit. Ve tabi ki bu 6 kahramanın ortak amacı her birine bir şekilde kötülük yapan Vali Odius’tan intikam almak. Masal tek ama Alexandria’nın hayal gücü sayesinde masalın geçtiği mekanlar 16 farklı ülkede çekilmiş. Sahneler 5 ya da 10 saniyelik olsa bile…
   Roy bize çok güzel bir tablo çizmeye çalışıyor zira Tarsem de bunu sinamatografik açıdan çok iyi başarmış, filmin görselliği mükemmel. Tarsem’in çizmeye çalıştığı tablo aslında karanlık ama diyor ki:” izlediğinizden daha karanlık bir film yapmak istemiştim ama Catinca(Alexandria) bunun önüne geçti”. Böylelikle filmin sonunda da minik kızın umudu bu mükemmel görsellikteki tabloyu değiştiriyor. 
  Bu filmde diğer filmlerin aksine işlenen çok fazla alt metin var çünkü her ismin, filmdeki neredeyse her ögenin bir manası var ve yazarlar bunları çok zekice kurgulamış.
  Film hakkında birçok güzel şey söylenebilir sadece masumiyetin kullanılışıyla ilgili bile sayfalarca yazılabilir. Ama bu kadar söyleyecek sözü olan bir filmi kimsenin duymaması da filmin başka bir ironisi olsa gerek. Özellikle sinemasever diye adlandırılan kesimin muhakkak izlemesi ve tabi ki arşivcilerde bulunması gereken bir film.

  Tarsem’den bu kadar bahsetmişken David Fincher ve Spike Jonze isimlerini film başlarken görmek şaşırtmasın. Çünkü 2006 yılında Tarsem’in yönetmenliğinde piyasaya sürülmeye çalışılan bu film gişeyi bırakın birkaç festivalde bile kendine zor yer bulmuştur. Bu cümleler bir önyargı oluşturmasın gerçi filmi izlemeye başladığınızda ilk önce müzik sizi saracak ve Alexandria ile tanışınca film bitene kadar başından kalkamayacaksınız. Masal ise diğer masallardan çok farklı diyarlara götürecek sizi. Bütün bunların farkına varan gerçek sinemacılardan bu iki insan da 2008 yılında filme destek olmuşlardır. Böylelikle film milyonlarca fazlası olması gerekirken yaklaşık 3 milyon dolarlık gişeye ulaşabilmiştir. Bence bu yüzden yılda iki kere film yapmak yerine birkaç yılda böyle bir film ortaya çıkarmak gerçek sinemadır. İyi seyirler…

Yazan: Öznur Singin

                       

Bir Cevap Yazın