Ana Sayfa Eleştiriler The Perks Of Being A Wallflower (2012)

The Perks Of Being A Wallflower (2012)

The Perks Of Being A Wallflower (2012)
0
  Evet,  “We are infinite
  Güzel müziklerin ve edebiyatın mükemmel bir senaryo ile harmanlanıp beyaz perdeye aktarılması ile ortaya   çıkan şey sanırım yalnız bir sinema şöleni olmaktan çıkıp tamamen sanat karnavalına dönüşüyor. Yavaş akan sahnelerde tebessüme sebep olan indie şarkılar, hareketli sahnelerde tempoyu arttıran ve bakışların arkasına gizlenen yavaş müzikler… Filmin ana karakteri ve olmayan arkadaşına yazdığı mektuplarla filmin anlatıcısı da olan Charlie bize de bir nevi o mektupları gönderiyor sayılır.
  Filmin yönetmeni  Hollywood denilen camiada pek rastlanılmayan ama birçok yönetmenden daha şanslı olan bir yönetmen. Çünkü kendi yazdığı kitabın filmini çekme şansı yaratmış kendine ve ortaya çıkardığı ürün yine muhteşem. Kitabı filme uyarlandıktan sonra hüsrana uğrayan birçok yazarı düşünecek olursak…
  Charlie’nin hayatta en çok sevdiği kişi teyzesi, tabi yeni başladığı lisede yeni arkadaşlar edinene kadar. Charlie’nin kişiliğini, davranışlarını ve yaşadıklarını çözümlememizi sağlayan kişi de teyzesi. Ve tabi yine edindiği arkadaşları, aşkı onun yaşamının dönüm noktası olana kadar. İyi ve de kötü yönde. En güzel anında yaşadığı tek bir dokunuş onun gerçek ve kötü hatıralarını su üzerine çıkarmaya yetebiliyor. Bu noktada da sadece ailesinin yanında olacağını düşünen Charlie arkadaşlarını da yanında buluyor.

  “Benim gerçekte ne kadar deli olduğumu bilseler beni yine de bu kadar sevebilirler mi?” diye soran, filmde Charlie’nin aşık olduğu karakter Sam, yanıtını Charlie’nin hayatında buluyor. “Neden herkesi kurtaramıyoruz?” diye soran, filmde de “Nothing” yaftalamasına maruz bırakılan ve Charlie’nin mektup yazdığı arkadaşının dışındaki en yakın arkadaşı olan Patrick karakteri, yine sorusunun cevabını Charlie’nin hayatında buluyor. Dostlukların nasıl ve ne kadar sürede kurulubileceğinin cevabını da biz Charlie’nin hayatında buluyoruz.

  Filmin edebiyat kolunu, ana karakter ve onun İngilizce hocası oluşturuyor. İkisinin arasında yapılan kitap alışverişi ve sohbetler bizi o dünyaya götürüyor. Tiyatro kolunu, The Rocky Horror Show’u sahneleyen Sam, Patrick ve arkadaşları oluşturuyor ve bizi o sahneye çıkartıyorlar. Müzik kolunu da hazırlanan karışık kasetler oluşturuyor. Charlie ise onların arasına katılarak çekingen dünyasından yavaş yavaş sıyrılıp ait olduğu yeri bulmaya çalışıyor.

  Filme malzeme olan ögeler, klasik Amerikan liselerindeki gençlerin hayatının anlatıldığı filmlerle paralellik taşıyor. Bu lisenin de futbol takımı, bu takımın okulun ezik diye tabir edilen kesime işkence eden zorbaları, popüler kızları ve erkekleri aynı zamanda bunların arasında çıkan kavgaları var. Ama filmde anlatım yolu çok farklı. Öncelikle oyunculuklar göz dolduruyor ve klasik hatta bayağı gençlik filmlerindekilerin aksine samimi. Başrolleri paylaşan, Logan Lerman, Emma Watson ve Ezra Miller rollerini gerçekten yaşamışlar. Özellikle Charlie karakterine hayat veren Logan Lerman sanki onun acılarını, mutluluklarını, zevklerini yani neredeyse tüm hayatını hissetmiş ve paylaşmış. Yönetmen hikayesini anlatırken özgür olduğu için oyunculuklar da o denli özgür olmuş.

  Hikayede herkes bir soruya cevap buluyor ama Charlie’nin nesi var soruna cevap ucu çok açık olarak verilmiş hatta boşlukları siz doldurun der gibi bir cevap. Belki de filmin atmosferini bozabilcek netlikte olması istenmediği için.
  Charlie’nin, ismini bilmediği bir şarkıyı dinlerken sonsuz hissedebildiği gibi hissetmek istiyorsanız eğer izleyebileceğiniz bir film olabilir. İyi seyirler…
Yazan: Öznur Singin

Öznur Singin 90 yılında dünyaya gelme ayrıcalığını elde edenlerdenim. Okumayı “Deniz Kızı” masalı ile söktükten sonra sevmeye “Çocuk Kalbi” ile başladım. Filmlerin büyülü, farklı boyuttaki dünyasına adım atmam, aynı zamanda ilk defa sinema salonuyla da tanışmamı sağlayan “Leydi ve Sokak Köpeği” oldu. Şimdi ise Biyomühendislik lisansımı tamamladıktan sonra okumalara doyamadığım için devam ettiğim yüksek lisansın yanı sıra film yazıları yazıyorum ve sevgili yazar arkadaşlarım iyi ki beni aralarına almışlar diyorum. Charlie Chaplin demiş ki “Bir filmi herkes anlayabilir, sinema herkes içindir”. O zaman izleyelim, izlettirelim ve sonra da yazalım. Çünkü yazmasaydık deli olacaktık.

Yorum Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir