Ana Sayfa TV Normal People (2020): Gitmek Ama Kalmak Gibi

Normal People (2020): Gitmek Ama Kalmak Gibi

Normal People (2020): Gitmek Ama Kalmak Gibi
0
Yönetmenliğini Lenny Abrahamson ve Hettie Macdonald’ın yaptığı, çok okunanlar listesinde de yer almış Sally Rooney‘nin 2018 yılında yazdığı aynı adlı romandan uyarlanan Normal People, derin ikili ilişkilerin anlam yitimine çokça tanıklık ettiğimiz bu çağın, içimizde yaşatmak zorunda bıraktığı tüm güzel duygulara gönderi niteliğinde. Kendimize dair çok şeye dokunan hikâyesiyle, doğal ve samimi anlatımıyla izleyeni içine alan son dönemin en başarılı yapımlarından biri aynı zamanda.

İrlanda’nın küçük bir kasabasında Dublin’de yaşayan aynı okuldaki iki genç Marianne (Daisy Edgar-Jones) ve Connell (Paul Mescal), Dublin’de başlayan ve Avrupa’nın farklı yerlerinde devam eden naif bir sevgi anlatısının aktörleri olarak karşımıza çıkıyor. Genç yaşlarına rağmen her defasında daha da ağırlaşan bir yükün altında sağlam kalmayı başarabilen iki güçlü karakter.


Entelektüel birikimi ve farklı dünya algısı ile Marianne, yaşıtlarından oldukça farklı bir karaktere sahiptir. Farklılıkları sebebiyle yaşıtları tarafından acımasızca eleştirilse de öteki olma hâlini kabullenip güçlü bir duruş sergilemeye çalışır. Oysa içinde bir şeylerin usulca kırılıp döküldüğüne, yalnızlığın ona verdiği acıya şahit oluruz aynı zamanda. Ailesinin ve çevresinin kendisinde yarattığı tahribat öylesine büyüktür ki acı çekmekten haz duyacak kadar tehlikeli bir kabullenişe de sahiptir. Sessizlikle karşıladığı ve ruhunda derin izler bırakan her olay, patolojik bir eyleme dönüşme potansiyelini de içinde barındırır. Fakat Connell’a dair hissettikleri kendisine acı, mutluluk veren diğer tüm şeylerin ötesindedir. Çünkü Connell onun en güçlü bağı, en sarsılmaz anıtı; girdiği her sokağın, okuduğu her kitabın, izlediği her filmin, söylediği her cümlenin sonudur. ‘Son’lar yeni başlangıçların simgesidir ve bu döngü onun için sonsuzluğun bir parçası olmuştur çoktan. Marianne’in dizinin en derin karakteri olma sebebi belki de kendi dünyasında böylesi bir anlama sahip olmasıdır.

Bu güçlü bağın diğer ucundaki karakter Connell, sosyal açıdan Marianne’den daha şanslı olsa da özünde yaşıtlarından farklıdır. Marianne ile entelektüel açıdan benzer olgunluğa sahiptir ve en önemlisi onu anlayan, anlamaya çabalayan tek insandır. Bunun aralarındaki bağı kuvvetlendiren temel neden olduğunu söylemek mümkün. İlişki içerisinde duraksamaların yaşanmasındaki en büyük etken de şüphesiz ki Connell’dır. Marianne’e olan yoğun sevgisine rağmen onu kabullenme eyleminin zayıflığı, tutarlı bir kişilik sergileyememesinin bir sonucudur aynı zamanda. “Kabullenememe” özellikle Connell’la birlikte dizinin gidişatına yön verir. Marianne’e duyduğu sevgiyi dışa vurmadaki pasifliği; ilişkinin kendi aralarında ulu orta, fakat diğer tüm insanlardan saklı yaşanmasına, bitmek bilmeyen sonlara ve başlangıçlara neden olur.


Her şeye rağmen aralarına giren mesafenin, insanların değeri bir bir yıkılıverir göz göze geldikleri her an. Ayrı geçen tüm yaşanmışlıklarda dahi aslında birliktedirler. “Başkalarıyla böyle olmuyor.” der Marianne dizinin bir bölümünde. Bu kadar basit bir cümledir aslında ikisinin de yaşadıklarının tarifi. Aşkın bedene olan tutkusundan, kalbe ve akla olan hayranlığından, hiç bitmeyecek cümlelerinden, kalmanın sevincinden, gitmenin erdem oluşundan, mutluluk kadar hüznün de aşka dahil olduğundan bahsediyor bize Marianne ve Connell. Böylesi sancılı bir sürecin hiç de kolay karşılanmayacağı genç yaşlarında büyük bir olgunluk sergileyerek üstelik.

“Aşk, sadece iki kişinin inebildiği derinlikte saklı olduğu sürece güzel” betimlemesi gibi Normal People, biten hikâyenin yeniden ve yeniden başlaması gibi.
 
“çünkü ayrılmanın da vahşi bir tadı var
öyle vahşi bir tad ki dayanılır gibi değil
çünkü ayrılık da sevdaya dahil
çünkü ayrılanlar hala sevgili”

Ayrılık da Sevdaya DahilAttilâ İlhan
Pınar Turan Bitmek bilmeyen bir yolculuk olan sinema, Alice'in Harikalar Diyarı'ndan kopup gelen bir parça benim için. Hayatımda yer ettiğinden beri, gözlerimi bu büyülü dünyadan hiç ayırmadım. "Sanki Harikalar Diyarı'ndaydı, ama gözlerini açtığında her şeyin o donuk gerçekliğe bürüneceğini biliyordu."

Yorum Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir