Ana Sayfa Eleştiriler Procès de Jeanne d’Arc (1962): Ortaçağ’dan Bir Dava Hikayesi

Procès de Jeanne d’Arc (1962): Ortaçağ’dan Bir Dava Hikayesi

Procès de Jeanne d’Arc (1962): Ortaçağ’dan Bir Dava Hikayesi 5.5
0
15. yüzyılın başında Fransa’nın kuzey doğusundaki Domrémy isimli küçük bir köyde çiftçi bir ailenin kızı olarak dünyaya gelen Jeanne d’Arc, Avrupa tarihinin kaderini değiştirecek iradesi ve inancı sayesinde günümüzün en çok bilinen tarihi karakterlerinden bir tanesi haline gelmiştir. İngiltere ve Fransa arasındaki Yüz Yıl Savaşları’nın son döneminde Fransa kralı Charles’a verdiği destek ile İngiliz dominasyonunun kırılmasına ve Fransa’nın bağımsızlığını sürdürmesine büyük katkı sağlamıştır. Özellikle Orléans Kuşatması’nın kaldırılmasında aldığı rol ile milli bir kahraman haline gelen Jeanne d’Arc, aynı zamanda VII. Charles’ın Reims’taki taç giyme töreninde de hazır bulunmuştur. 19 yaşında köylü bir kızın tarihte yarattığı bu muazzam etkinin sebebi ise Orléans Bakiresi’nin bitmez tükenmez inancı ve dini coşkusudur. 1430’da İngilizler tarafından yakalanan Jeanne d’Arc, İngiliz yanlısı Piskopos Cauchon’un kararı ile kafir ilan edilip yakalandıktan bir yıl sonra canlı canlı yakılmasına rağmen bıraktığı kültürel etki edebiyat, tiyatro ve sinema gibi birçok alanda tekrar tekrar karşımıza çıkmaktadır.

Sinema tarihinde Carl Theodor Dreyer, Victor Fleming, Roberto Rossellini ve Otto Preminger gibi birçok efsanevi yönetmen tarafından hikayesi beyazperdeye taşınan Jeanne d’Arc’ın bu popülaritesinin ardında bir Ortaçağ karakteri olmasına rağmen kendisi hakkında sahip olduğumuz olağandışı bilgi birikimi yatmaktadır. Çünkü kendi döneminde yaşamış birçok diğer ismin aksine Jeanne d’Arc’ın yakalanış ve yargı süreci taşıdığı dini, siyasi ve kültürel önem nedeniyle büyük bir titizlikle kayıt altına alınmıştır. Kendisi de Fransız bir Katolik olan ve kişiliğinin bu kültürel arka planını sinemasında rahatlıkla fark edebileceğimiz Robert Bresson’un da bu tarihi karakter ile ilgili bir film çekmek istemiş olması son derece doğaldır. Fakat Bresson -minimalist yaklaşımının da etkisiyle- hikayeyi kendinden önceki diğer büyük yönetmenler gibi dini/tarihi bir drama kisvesinde yansıtmak yerine, bahsi geçen resmi kayıtları kullanarak neredeyse belgesel niteliğinde bir canlandırma tekniği ile ele almayı tercih etmiştir. Filmin başında direkt olarak seyirciye hitap etmeyi ve bilgi vermeyi amaçladığı metinde de belirttiği gibi Bresson, ‘’davanın en can alıcı ve gerçek dakikalarını’’ kullanmış ve Jeanne d’Arc’ın son anlarını anlatmak için de ‘’ölümünden 25 sene sonra yapılmış temyiz mahkemesindeki şahitlerin ifadelerinden’’ yararlanmıştır. Yönetmenin filmografisinde fazla dikkat çekmeyen bir parça olarak yer alan Procès de Jeanne d’Arc’ın önemi de taşıdığı bu belge niteliğinden gelmektedir. Sinemanın kutsiyetini birçok farklı filminde birçok farklı şekilde seyircisine aktaran Bresson, bu filmde ise kendi döneminden 500 yıl önce yaşanmış  bir olayı olabilecek en gerçekçi haliyle yansıtarak belgesel ve kurgusal sinemanın kesişim kümesini ortaya çıkarmayı başarır. Böylece sinemanın, tarihin karanlık köşelerinde kalmış hikayeleri görsel ve işitsel olarak insanlara yeniden ulaştırma becerisini ustalıkla gözler önüne serer.



Açıkçası Procès de Jeanne d’Arc’ın hikayesi üzerine söylenebilecek fazla bir şey yoktur. Film, adı ile büyük bir uyum içerisinde Jeanne d’Arc’ın Rouen’de mahkum olarak geçirdiği bir yıl boyunca devam eden dava sürecinden kesitler sunar. Bresson, hikayenin arka planında dönemin dini ve  siyasi ilişkilerine incelikle değinirken bir yandan da ana karakterin mahkumiyeti boyunca içinde bulunduğu ruh halini seyirciye yansıtmaya çalışır. Jeanne d’Arc tanrıdan ve onun melekleriyle çeşitli azizlerden vahiyler aldığını iddia eder, Fransa kralını savunur, erkek kıyafetleri giyer ve kilisenin tanrı ile kulu arasındaki yerini sorgular. Ortaçağ Avrupası’nda böyle bir cüretkarlığa müsaade edilemez ve Jeanne d’Arc birçok sebepten ötürü suçlu bulunarak kazığa bağlanıp yakılır. Bu noktada ilginç olan, Bresson’un filmin sonunda yaratmak istediği o belgesel havasını bir anda dağıtarak seyirciye yanmış boş kazığı göstermesidir. Yine de bu ayrıntı metafizik bir çözüm olmaktan ziyade, yüzyıllar sonra kilisenin Jeanne d’Arc’a iade-i itibar ederek onu azize ilan etmesinin sembolik bir anlatımı olarak da kabul edilebilir.

Dreyer’in aynı hikayeye yönelik 1928’deki yorumu La passion de Jeanne d’Arc ile ilgili olarak karakterleri grotesk soytarılar gibi görünmekle eleştiren Bresson, kendi yorumunda süreci gerçekçi bir dava hikayesi olarak ele alır ve konuya ciddiyetle yaklaşır. Bu ciddiyet seyirciye Ortaçağ’dan fırlamış bir mahkeme kaydının görselleştirilmiş hali olarak yansır. Bu nedenle film, standart sinema seyircisi için genel anlamda sıkıcı bir deneyim olarak değerlendirilebilir. Fakat, sinema tarihine ve Bresson sinemasına ilgi duyan herkesin ilginç ayrıntılar yakalayabileceği bir filmdir Procès de Jeanne d’Arc. Örneğin Bresson’un mahkumiyet temalı bir diğer filmi Un condamné à mort s’est échappé’de de bulunan klostrofobik yakın planları burada da görmek ya da sinemanın büyük azizinin gerçek ile kurgu arasına kurulu bir ipte cambazlık yapan Fransız Yeni Dalgası’nı nasıl da etkilediğini bir kez daha hissetmek için kesinlikle iyi bir seçenektir. Sonuçta Godard’ın da dediği gibi ‘’Bresson Fransız sinemasıdır; tıpkı Dostoyevski’nin Rus romanı, Mozart’ın ise Alman müziği olması gibi.’’

Puanlama

5.5

5.5
Kullanıcı Oyu: ( 0 oy ) 0

Ziya Aydı 1993, Bursa doğumlu. Galatasaray Üniversitesi Felsefe Bölümü mezunu. Lisansüstü eğitimine Belçika’da devam ediyor. Film izliyor, düşünüyor, eleştiriyor, arada bir de şiir yazıyor.

Bir Cevap Yazın