Ana Sayfa Eleştiriler Sound of Metal (2019): “Ruben Sağır Olmayı Öğrenecek”

Sound of Metal (2019): “Ruben Sağır Olmayı Öğrenecek”

Sound of Metal (2019): “Ruben Sağır Olmayı Öğrenecek” 7.5
0

Dünya prömiyerini 2019 Toronto Film Festivali’nde yapan Sound of Metal, müziği hayatının merkezine koymuş bir “noise metal” davulcusunun aniden yaşadığı duyma kaybıyla baş etme çabasına odaklanıyor. Filmin yönetmen koltuğunda ilk kurmaca uzun metrajıyla sinemaseverlerin karşısına çıkan, daha önce The Place Beyond the Pines (2012) filminin senaristlerinden biri olan Darius Marder var. İlk yönetmenlik deneyimi olmasına karşın Marder, mütevazi bir senaryoyu seslerin ve sessizliklerin yön verdiği hisli bir anlatıya dönüştürmeyi başarıyor.

Film Ruben (Riz Ahmed) ve sevgilisinin olağanüstü gürültülü bir sahne performansıyla açılıyor. Ertesi sabah, bu kez karavanlarının içinden diğer sesler, örneğin blender sesi, kahve makinesinin zeminine vuran damlaların çıkardığı ses ve radyodan gelen müzik sesi birbirine karışıyor. Gündelik hayatın seyri içinde kayıtsız kaldığımız tüm bu seslerin hepsine birden seyirci olarak kulak kesiliyoruz. Darius Marder daha en başından dikkatimizi gördüklerimizden duyduklarımıza çeviriyor, Ruben’in belki de son kez duyacağı seslerin jübilesini yaptırıyor. Filmde Ruben’in geçmişine, onu aykırı, hatta bağımlı bir kişilik yapan hikayesine değinilmiyor. Filmin anlatısı geçmişle değil, şimdiki zamanın kırılganlığıyla, yarının belirsizliğiyle meşgul oluyor daha çok. Ruben’in ‘şimdiki zaman’ı ve geleceği müzikten ibaret. Sevgilisi de kendisi gibi müzisyen, beraber çaldıkları metal grubunun vokalistliğini yapıyor. Birlikte kaldıkları karavan bile bir müzik stüdyosu gibi ekipmanlarla döşenmiş. Bu haliyle bir metafordan fazlasına işaret ediyor: Müzik, Ruben’in tek sığınağı.

Ruben’in hayatını öncesi ve sonrası olarak ikiye ayıracak o beklenmedik altüst oluş en fazla birkaç dakikada olup bitiyor. Bir konserinin ses provası öncesinde birden dış dünyanın sesleri Ruben’in olan biteni idrak edemeyeceği bir seviyeye kadar alçalıyor. Sonra blender, kahve makinesi ve duşta akan tazyikli su, hepsi sessizliğe bürünüyor. Filmin bu andan sonrası tıpkı yas sürecinin evrelerini sırasıyla takip eder gibi ilerliyor. Önce inkar: Ruben’in duymanın, dinlemenin ve dinletmenin hatrına dönen dünyasında bu kayıp beklenmedik bir ölüm gibi idrak edilemez ve kabullenilemez bir durum olarak ortaya çıkıyor. Ta ki işitme kaybını yok sayarak devam etmek istediği konserlerinden birini yarıda bırakana kadar. Sonra kendine yönelen öfke ve pazarlık: 4 yıldır ‘ayık’ bir yaşam süren Ruben, eroin bağımlılığının tekrar tetiklenmesinden endişe eden sevgilisi Lou’nun ısrarıyla tamamı sağırlardan oluşan bir rehabilitasyon kampına katılmayı isteksizce kabul ediyor. Yine de, kendisi gibi eski bağımlı ve Vietnam savaşında patlayan bir bomba sebebiyle duyma yetisini kaybeden Joe (Paul Raci) tarafından kurulan bu komünitedeki günlerini geçici olarak görüyor. Duyma kaybıyla henüz yüzleşemediği için sağır kültürünü ve işaret dilini öğrenmeye uzun süre direnç gösteriyor. Travmatik benliğiyle giriştiği pazarlığın bir göstergesi olarak bu sorununun implant yoluyla, dışarıdan bir müdahaleyle “düzeltilebileceğine” inanıyor. Ancak yönetmen filminin meselesini ve Ruben’in beklenen sonunu, kamptaki derslerden birinde Ruben hakkında tahtaya yazılan bir cümleyle seyirciye sezdiriyor: “Ruben sağır olmayı öğrenecek”. Uzunca bir süre bocalama, depresyon ve nihayet kabulleniş: Ruben gerçekten de sağır olmayı öğreniyor.

Çünkü dünya her şeye rağmen dönmeye devam ediyor. Akıntıya karşı kürek çekmeyi değil o akıntı içinde kendini bulmayı öğreniyor Ruben. Yaşama içkin olanın çaresini kendi içinden başka bir yerde aramaması gerektiğini kabulleniyor. Şüphesiz Ruben’in rehabilitasyon kampında diğer sağırlarla kurduğu temasın, kolektivizmin sağaltıcı faydasının ve komünitenin lideri Joe’nun özdisipline yönelik bilgece metotlarının bu öğrenme sürecine katkısı yadsınamaz. Yönetmen Darius Marder, Ruben’i öfkeden dinginliğe eriştiren bu yolculuğu –aslında kendi başına dramatik olan bu hikayeyi- öyle dramatize etmeden anlatıyor ki, seyirciyi Ruben’e acımak yerine onun bu kabullenme ve adapte olma mücadelesine destek olmaya davet ediyor. Kamera Ruben’in tarafındayken duyulan uğultular ve işitme cihazından çıkan cızırtılar seyirciyi empati yoluyla Ruben’in deneyimine ortak ederken kamera Ruben’den uzaklaştığında insan ve ortam seslerinin normale dönüşü seyirciyi bu kez Ruben’e karşı mesafelendiriyor. Böylece Darius Marder sinematografik aracı beş duyu organı gibi işe koşarken sinemayı da bir algılama deneyimine dönüştürüyor. Ancak bu deneyimi yaratmanın sırrı sadece yönetmen tercihlerinden ibaret değil. Riz Ahmed’in Akademi ödüllerine göz kırpan olağanüstü oyunculuğu da Ruben’in müzisyen kimliğinin sağır kimliğiyle yer değiştirme sancılarına sahici bir nitelik katıyor. Ahmed’in gösterişsiz performansı, Ruben’in çaresizliğini, öfkesini, içsel muhasebelerini, duyumsayabildiklerini ve duyumsayamadıklarını, kısacası bu karmaşık duygu repertuarını çoğu zaman kelimelere bile başvurmadan okunaklı bir yüz ifadesine tercüme ediyor.

Sadece belirli salonlarda izleyiciyle buluştuktan sonra Amazon Prime üzerinden dijital ortamda gösterime giren Sound of Metal filmi pandeminin gölgesinde geçen kısır bir sinema yılının nitelikli işlerinden biri. Hayat üzerine ses ve sessizlik dolayımıyla kafa yoran, etkileyici bir drama.

Puanlama

7.5

7.5
Kullanıcı Oyu: ( 0 oy ) 0

Burak Yılmaz 1990 yılında Denizli’de doğdu. ODTÜ Sosyoloji bölümünden mezun oldu. İstanbul Şehir Üniversitesi Sosyoloji bölümünde yüksek lisansını tamamladıktan sonra aynı bölümde doktoraya başladı. Deleuze’ün de teşhis ettiği üzere, sinema aracılığıyla kendine bir yer-yurt arama çabası içindedir.

Yorum Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir