Ana Sayfa Eleştiriler Nomadland (2020): Asamblaj Olarak Hayat

Nomadland (2020): Asamblaj Olarak Hayat

Nomadland (2020): Asamblaj Olarak Hayat 8.5
0

“Buradan uzağa işte, buradan uzağa, hep uzağa buradan, ancak böylelikle hedefime ulaşabilirim.” Kafka’nın Yola Çıkış adlı öyküsünde, yola çıkmak üzere olan bir adam varış güzergâhını hizmetkârına böyle tarif ediyor. Yaşamın kendisini yerle olan bağından kopararak bitimsiz bir yolda olma hâline, arayış duraklarına dönüştüren güçlü bir tasvir. Geride bırakmanın tek yolunun durmadan ileri gitmek olduğunu kendine her gün hatırlatan uzun bir yolculuk bu. Bu dünya “bir yerden diğerine sürüklenenlerin, ne kaldıkları ne de gittikleri yere yerleşebilenlerin dünyası” diyor Nurdan Gürbilek İkinci Hayat kitabında, Chloé Zhao’nun, altkültürler üzerine çalışan Amerikalı gazeteci Jessica Bruder’ın aynı isimli kitabından uyarladığı Nomadland filmi işte böyle bir dünyaya aralıyor kapılarını. Her seferinde yeni duraklarla genişleyen, kendisinden başka bir varış noktası olmayan bir yola çıkarak ikinci bir hayatı bir akış hâlinde mümkün kılmaya çalışanların hikâyesini anlatıyor.

Hem Toronto Film Festivali hem de Venedik Film Festivali’nde büyük ödüle ulaşan ilk film olma başarısını gösteren Nomadland, Frances McDormand’ın kariyer zirvesine ulaşarak olağanüstü oyunculuğuyla hayat verdiği Fern isimli bir kadının ekonomik krizin sebep olduğu işsizlik ve eşini kaybetmenin verdiği duygusal yıkımla baş edebilmek için karavanıyla Amerika’nın batısına doğru yolculuğuna odaklanırken bir yol filminden fazlasına, çok katmanlı bir yersiz-yurtsuzluk dramasına dönüşüyor. 2008 yılındaki küresel krizin Amerikan ekonomisinde bıraktığı tahribatın bir yansıması olarak Fern’ün çalıştığı alçıtaşı fabrikasının kapanması ve akabinde yaşadığı yerden uzakta, karavanını evi belleyen bir prekarya olarak istikrarsız işlerde çalışmaya başlaması filmin hikâyesine güçlü bir politik arka plan tedarik etse de ismiyle müsemma Nomadland filmi, göçebelerin diyarına etnografik bir bakış atarken aktüel-politik bir hat takip etmek yerine Fern’ün kendini tanımladığı sözcüklerle, berduş yakıştırmasına karşılık gelen evsizlerin (homeless) değil, evi olmayanların (houseless), yani evlerini geride bırakanların yaşamla ve birbirleriyle kurdukları esnek ama bir o kadar da içten ilişkilenmeleri ön plana çıkarıyor.

Amazon şirketindeki paketleme işinden de ayrıldıktan sonra karavanıyla yola revan olan Fern’ü harekete geçiren asıl sebebin içinde bir çöl gibi büyüyen eşinin kaybıyla alakalı olduğunu sonradan öğreniyoruz. Eşine karşı duyduğu ebedi sevgiyi, hiç çıkarmadığı yüzüğünde simgeleşen sadakatini ve pişmanlıklarını yanına alarak sürekli yolda olmanın, durmaksızın ileriye gitmenin iyileştirici gücüne kendini teslim ediyor Fern. Nihayet, uçsuz bucaksız düzlükler onu modern göçebelerin komün hâlinde yaşadığı bir karavan kampına çıkarıyor. Buradaki insanlar da Fern gibi maddi ya da manevi kayıplarla sınanmış, endüstriyelleşmenin yabancılaştırıcı doğasından koparak modern bir keşiş gibi kendine yeten bir gündelik yaşam ekonomisine yelken açmış insanlar. Yönetmen Chloé Zhao, büyük beğeni toplayan The Rider (2017) filminde de başvurduğu oyunculuk geçmişi olmayan insanlardan oluşan cast tercihini burada bir kez daha kullanarak, yeni filminde göçebe yaşam kültürünün ikonik bir figürü olan Bob Wells ve kampın diğer göçebe sakinlerine yer veriyor. Zaman zaman belgesel estetiğinde çekilen kamp sahneleri akış hâlinde bir yaşamın mümkünlük sınırlarında dolanırken Fern’ün göçebelerle yan yana geldiği her bir karşılaşma yaşama istencinin ve devam etme arzusunun karşılıklı öğrenmeye dönüştüğü bir bilgelik okulu işlevi görüyor. Dayanışma duygusundan başka hiçbir şeyin kök salmadığı, gelenler ve gidenlerin döngüsünden oluşan bir toplamda, bir asamblaj gibi geçici bir araya gelişler ve kopuşlardan oluşan bir yersiz-yurtsuzluk evreninin içinde buluyor kendini Fern. Zhao’nun kadrajına yeni insanlar girip çıkıyor; Fern’ü bazen biriyle sigarasını paylaşırken, bazen başka birinin sohbetine ortak olurken, bazense ötekinin işlerine yardım ederken buluyoruz. Ancak çerçevenin dışına çıkanlar Fern’ün hayatından da çıkıyor, hiçbiriyle yerleşik bir ilişki kurmadığına tanık oluyoruz. Hatta karavan tesisinde tanışıp sonradan bir fast-food şirketinde çalışma arkadaşı da olan bir göçebenin davetlisi olarak gittiği çiftlik evinde, yatılı kalma teklifine karşın günün sonunda evden usulca ayrılıyor ve başka bir zamanda ve mekânda, yeniden başka insanlarla bir araya gelip dağılmak üzere karavanıyla tekrar yollara düşüyor. Evinden bir kere koptuktan sonra hem mekânlara hem insanlara yerleşebilmesinin mümkün olmadığının bilincine vararak, yolda olmanın tüm kırılganlıklarına kendini açarak, vedaları ve başlangıçları yaşamın biricik gerçekliği kabul ederek yaşamayı öğreniyor. Eşini kaybetmenin acısını sığdıramadığı evinden uzakta, eşinin hatırasını hep içinde taşıyarak yaşama itkisinin imkânlarını, ne olursa olsun son bir veda olmadığını, yolun sonunda mutlaka buluşulacağını öğreniyor Fern. 

Chloé Zhao’nun aramızdan ayrılmak zorunda kalanlara adadığı Nomadland filmi, İtalyan besteci Ludovico Einaudi’nin büyüleyici piyano vuruşları eşliğinde şiirsel bir yolculuğa dönüşüyor.

Puanlama

8.5

8.5
Kullanıcı Oyu: ( 1 oy ) 7.5

Burak Yılmaz 1990 yılında Denizli’de doğdu. ODTÜ Sosyoloji bölümünden mezun oldu. İstanbul Şehir Üniversitesi Sosyoloji bölümünde yüksek lisansını tamamladıktan sonra aynı bölümde doktoraya başladı. Deleuze’ün de teşhis ettiği üzere, sinema aracılığıyla kendine bir yer-yurt arama çabası içindedir.

Yorum Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir