Ana Sayfa Eleştiriler The Truman Show (1998): Rene Burbank, Truman Descartes

The Truman Show (1998): Rene Burbank, Truman Descartes

The Truman Show (1998): Rene Burbank, Truman Descartes 9.0
0

Bazı filmler seyrederiz ve bu filmlerin yalnızca birer film olmaktan öte sanatın içinde felsefe barındıran yapıtlar olduğunu görürüz. Frankenstein izlerken Hobbes’un devletini gördüğümüz, Yüzüklerin Efendisi’nde Kant’ın ahlak anlayışını anladığımız gibi Truman Show’da bir filozofun, felsefe tarihinin şüphesiz en şüpheci filozoflarından biri olan, Descartes’ın hayatını adadığı felsefi çalışmalarından biriyle karşılaşabiliriz: ‘‘Kartezyen şüphecilik’’

Şimdi düşününce aslında üzerine hiç düşünülesi gelmeyen bazı kavramlar Descartes için hiç de öyle değildi. Peter Weir’ın Truman Burbank’i, Descartes’ın kendisi bir noktada. Truman çok acımasız bir dünyaya doğduğunun farkında bile değil ve etrafında süre gelen monotonluğa bir son vermek isteyince hayatında ilk defa hayatını sorgular hale geliyor. Sorgulamak içinse beyne sahip olmamız yeterli değil, onu iyi kullanmamız gerek. Descartes’ın dediği gibi:


‘‘En yüce ruhlar en büyük erdemlere olduğu kadar en büyük kötülüklere de yeteneklidir; ancak çok yavaş yürüyenler, eğer her zaman doğru yolu izlerlerse, koştukları halde bu yoldan uzaklaşanlara göre çok daha ileriye gidebilirler.’’


Bir çoğumuzun yaş aldıkça fark ettiği kaçınılmaz gerçek: cahillik. Öğrenme ekmeğinden alacağımız bir tutam kırıntı açlığımızı hatırlatıyor, dünyanın tüm yemeklerine erişmek istesek de midemizin o kadar geniş olmadığını fark ediyoruz. Truman da bir şeylerin farkına varıp öğrendikçe daha da fazlasını istiyor. Gökyüzünden düşen stüdyo aletinin şaşkınlığı bir kenara, beraber yaşadığı insanların her gün aynı şekilde konuşup tuhaf olaylara tepki göstermemeleri Truman’ın karnını acıktırıyor, sorgulamasına sebep oluyor.
truman-show-1998

Truman Show: Peki Şüpheciliğe Nereden Başlamalı?

Descartes nasıl ki en derine inmek gerek diyorsa, Truman da aynı şekilde sınırlarını zorluyor. Truman yaşadıklarının ve yaşadığı yerin gerçekliğinden şüphe etmeye başlayınca kasabayı terk etmeye çalışıyor ancak aksilikler (!) bir türlü kasabadan ayrılmasına izin vermiyor. Tüm bu olanların ortasında karısının bile boşluğa reklam pozu vermesi ve onu kararlarından caydırmaya çalışması Truman’ı temel şüphecilik kuralına itiyor: Açıkça bilmediğin hiçbir şeyi doğru olarak kabul etme!

Dolayısıyla her şeyden şüphe etmeye başlamanızın bazı nedenleri olabilir. Tüm yaşadıklarınız bir rüya ürünü olamaz mı mesela? Ya da kötü bir güç tarafından aldatılıyor olamaz mıyız? Tüm bunlar Descartes’ın kafasını kurcalayan sorulardı. Truman bir TV şovunun parçası olarak hayatını sürdürürken hayatına dair hiçbir şeyin gerçek olmaması onu adeta ayakta uyuttukları anlamına geliyordu. Sanrılar bütünü diyebileceğimiz bu sahte dünyada gerçek olan herhangi bir şey gerçekten yok muydu peki?
truman-show-1998

Eğer ki Truman herkesten ve her şeyden bu denli şüphe duyabiliyorsa, bu onun ona has düşünme kabiliyeti sayesindedir. Düşünebildiğine ve bir şeylerden şüphe duyabildiğine göre kendisinin gerçekliği şüphe götürmezdir. Bir rüyalar aleminde yaşadığımızı da düşünsek ya da bir iblis tarafından göz yanılsamaları içinde olduğumuzu da farz etsek değişmeyen tek hakikat, bunu farz edebilecek ve düşünebilecek olan bir ruha sahip olmamız gerçeğidir. Truman Show’daki tek gerçeğin Truman’ın kendisi olduğu gibi. ‘Cogito Ergo Sum’’ yani ‘‘Düşünüyorum, öyleyse varım.’’ aforizması bu anlama gelir. Descartes kendisinin varlığının şüphe götürmeyecek bir olgu olduğunu şu sözlerle açıklıyor:

‘‘ Sonra, ne olduğumu dikkatle inceleyerek ve hiçbir bedenim olmadığını, içinde olabileceğim hiçbir dünyanın ve hiçbir yerin var olmadığını tasarlayabileceğimi, ama yine de bu yüzden kendimin var olmadığını tasarlayamayacağımı, tam tersine, başka şeylerin doğruluğundan kuşku duymayı düşünmem olgusundan pek açık ve pek kesin biçimde var olduğum sonucunun çıktığını, oysa yalnızca düşünmeyi bıraksaydım, tasavvur ettiğim tüm başka şeyler doğru olsalardı bile, var olmadığıma inanmam için elimde hiçbir neden bulunmadığını görerek, tüm özü ya da doğası düşünmek olan, var olmak için herhangi bir yere gereksinmeyen, herhangi maddi bir şeye bağımlı olmayan bir töz/cevher (substance) olduğumu anladım.’’

Truman Show: Televizyon ve Sinema Arasındaki Gerilim
truman-show-1998

Korkuları üstüne giden Truman denize açıldı ve Kartezyen şüpheciliği sayesinde sadece kendisinin gerçek olduğu o acımasız dünyayı terk etmesini bildi. Bu filmden felsefi açıdan çıkarılabilecekler bir yana, bana göre Truman Show bir film/dizi gerginliğine de parmak basıyor. Televizyonla sinema arasında birçok fark var ama belki de en dikkat çekeni televizyon yapımcılarının seyircisini 24 saat kendisine bağımlı hale getirme çabasıdır. Dolayısıyla bir sinema filminde, bir televizyon şovu özelinde dizi dünyasının distopik bir versiyonunun perdeye aktarıldığını söyleyebiliriz. Truman Show aynı zamanda bize televizyondan uzak durmamızı ve sinemaya yaklaşmamız gerektiğini söylüyor.

Sonuç olarak, televizyon ve sinema arasındaki gerilime kısaca değinmeden önce Truman Burbank ve Rene Descartes arasındaki birçok benzerliği çözümlemiş olduk. Filmin yüksek seyir zevkine sahip bir başyapıt olduğunu bir de ben söylemiş olayım. Hala izlemeyen varsa ısrarla izlemenizi tavsiye ederim.

Ayrıca İlginizi Çekebilir: BBC’ye Göre Tüm Zamanların En İyi 100 Komedi Filmi

Puanlama

9.0

9.0
Kullanıcı Oyu: ( 0 oy ) 0

Anıl Meydan 14 Aralık 1996'da doğdum. Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nde Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi okuyorum. Sinema hayatımda önemli bir yer kaplıyor. Insanların sinemayla ilgilenmelerini sağlamak ve filmler hakkında izleyiciye bilgi vermek en büyük gayelerimden biri.

Bir Cevap Yazın