120 battements par minute / Kalp Atışı Dakikada 120 (2017)

Cannes Film Festivali’nde büyük beğeni toplayan ve sadece topladığı beğeniyle kalmayıp FIPRESCI, François Chalais, Jüri Büyük ve Queer Palm gibi oldukça sansasyonel ödüllerle dönen bir film 120 BPM. Ana yarışmada yarışmasına rağmen ödülü Ruben Östlund’un The Square’ine kaptırdığını söylemeden de geçmeyeyim. 120 BPM adını dakikada bir insanın kalbinin atış sayısından alıyor. Fakat filmin kalbinin atış sayısı çoğu zaman yüz yirminin üzerinde seyrediyor. 120 BPM, yönetmen Robin Campillo’nun 3. uzun metraj filmi. Önceden çektiği filmlerde herhangi bir kayda değer başarısı bulunmamış. Sadece senaryosunu yazdığı Entre les murs, Palme d’Or alarak ve Oscar’da En İyi Yabancı Film kategorisinde yarışarak Campillo’dan az da olsa söz ettirmiş diyebiliriz.

120 BPM, AIDS’e karşı mücadele için gösteriler düzenleyen ve bilgilendirmelerde bulunan Act Up adlı örgütün Paris ayağını başrole koyuyor. Film geneline yayılan belgeselvari üslubuyla açılışını yapıyor. Birkaçının başı çektiği bir grup genç, hararetli ve hafif mizah yüklü bir toplantının içerisindeler. Bir bilgi akışı şeklinde toplantıları ilerliyor. Bir nevi bir örgütlenmenin arka planını izliyoruz. Kararlar alıyorlar. Tartışıyorlar. Biz de bu esnada AIDS ve Act Up hakkında bilgiler almaya devam ediyoruz. Film belgeselvari üslubunu sürekli devam etmiyor. Bir anda diyaloglardaki üçüncü kişi oluyoruz. Karakterleri tanımaya başlıyoruz. Onların özel hayatına ortak etmeyi tercih ediyor yönetmen. AIDS’in sadece sıradan bir hastalık olmadığını anlatmak istiyor. İlaç üreten şirketlerin ve laboratuvarların onlar için önemini ve eşcinsellerin maruz kaldıkları bürokrasi temelli sorunlara odaklanılıyor. Kısacası 120 BPM, onların geçtiği süreçleri ve süreçlerin zorluklarından bahsediyor. Bu yüzden Campillo’nun üstlendiği görev bana sorarsanız büyük ve elzem.

Film ilerledikçe filmin merkezinde karakter sayısı azalıyor ve neredeyse kamera tamamen Sean ile Nathan’a kayıyor. Campillo filmi diyalog ve tartışmalarla şişirmek istemediğinden olsa gerek Sean ve Nathan arasındaki hem duygusal hem cinsel yakınlaşmayı yansıtmak ona daha cezbedici geliyor. Kamerayı çok iyi kullandırtarak fiziki temasları bana sorarsanız çok iyi tanımlıyor ve yakalıyor. Yönetmen için olayı özele indirgeyerek filmin bilgilendirici yapısını daha fazla derinleştirdiğini söylenebilir. Fakat bu durum filmin olumsuz birkaç kusurundan biri olarak karşımıza çıkıyor. Act Up örgütü üzerinden daha çarpıcı bir final yapabilecekken Sean ve Nathan karakterleri üzerinden tahmin edilebilir bir final inşa ediyor. Bu durum filmi kültleşmekten alıkoyuyor. Filmin diğer olumsuz tarafı ise kesinlikle filmin 140 dakikalık süresi. Film sonunu ele vermesine rağmen Campillo tarafından o kadar uzatılıyor ki genelinden etkilenilen bir film için bir an önce bitse dedirtiyor.
Her bir oyuncu rolünü layıkıyla oynadığını söyleyebiliriz. Adele Haenel’in La Fille Inconnue’daki performansı hariç hiçbir oyuncunun başka performansını denk gelmedim. Filme gitmeden ayrıntılı bir araştırma yapmayanlar için çoğu oyuncu Act Up üyesi bir eşcinsel olduğunu düşünebilir. Bu da performanslarını güzel ve farklı kılıyor.

120 BPM başta da söylediğim gibi bilgilendirici bir dram. Bazı sekanslar arası geçişler dikkat çekici bir yönetmen başarısı. Süresi ve tahmin edilebilir bir sonu olması dışında yılın iyilerinden. Ayrıca 120 BPM, Oscar’da En İyi Yabancı Film dalında Fransa’nın aday adayı olduğunu söylemekte yarar var. Tahminim aday kategorisine yükseleceği yönünde. Bekleyip göreceğiz. Ülkemizde sansür politikasına takılmaz ise vizyona gireceği zaman kaçırılmaması gereken yapımlardan.  
Cannes Film Festivali’nde büyük beğeni toplayan ve sadece topladığı beğeniyle kalmayıp FIPRESCI, François Chalais, Jüri Büyük ve Queer Palm gibi oldukça sansasyonel ödüllerle dönen bir film 120 BPM. Ana yarışmada yarışmasına rağmen ödülü Ruben Östlund’un The Square’ine kaptırdığını söylemeden de geçmeyeyim. 120 BPM adını dakikada bir insanın kalbinin atış sayısından alıyor. Fakat filmin kalbinin atış …

Genel Puanlama

Genel Puanlama - 75%

75%

Okuyucu Oylaması 2.6 ( 1 Oylamalar)
75

Hürrem Celil Erdoğan Hakkında

Denizli’de doğup büyüdükten sonra üniversite okumak için aynı zamanda şu anda yaşadığım şehir olan İzmir’e geldim. Ege Üniversitesi Matematik Bölümünü stresli uzun bir yolculuktan sonra bitirdim. Sinemaya olan ilgim ise, sinemanın dertleri unutturan tarafını keşfetmekle oldu ve ben de bu sayede sinemanın büyülü dünyasına kapılanlar tarafına geçtim. Bu büyülü dünyayı somutlaştırmak içinse birdunyafilm.co’yu kurdum.

Bir Cevap Yazın